hormonlar.org https://www.hormonlar.org Hormon, Türleri ve Özellikleri tr-TR hourly 1 Copyright 2018, hormonlar.org Sun, 25 Jan 2015 00:00:00 +0000 Wed, 14 Nov 2018 00:00:00 +0000 60 Asetilkolin https://www.hormonlar.org/asetilkolin.html Sat, 25 Aug 2018 18:35:13 +0000 Asetilkolin merkezi ve periferal sinir sisteminde bulunan önemli bir nörotransmittir. Farmakolojide en çok adı geçen hormondur. Bu hormonun ilaçla olan dengesi, asetilkolinin varlığı, yokluğu, azlığı çokluğu önemli Asetilkolin merkezi ve periferal sinir sisteminde bulunan önemli bir nörotransmittir. Farmakolojide en çok adı geçen hormondur. Bu hormonun ilaçla olan dengesi, asetilkolinin varlığı, yokluğu, azlığı çokluğu önemlidir. Kolinerjik sistemi oldukça etkiler. yanlış kullanılması felce sebebiyet verir. Kastaki hücreler ile sinir sistemindeki nöronlar arasındaki bağlantıyı sağlar. Kas hücrelerinden nöronlara, nöronlardan kas hücrelerine iletim yapar. Genellikle uyarıcı bir etkiye sahiptir, ama iskelet kasına sahip olan kalpte vagus sinirleri ile inhibe edici etkiyle görev yapar. Beşeri ve veteriner hekimlikte bir çok hastalığın tedavisinde önemli role sahiptir.

Asetilkolin nöronlar ile kas hücreleri arasındaki sinaps aralığında yer alır. Kolinerjik sinir uçlarından salgılanır. Asetilkolin sistemli bir mekanizmayla görev yapar. Sodyum kanallarının sistematik çalışması, kalsiyum elementinin varlığı önem taşır.

Asetilkolin Mekanizması Nasıl Çalışır

  • Asetilkolin kolinerjik sinir uçlarından salgılanır.
  • Asetilkolin sinir uçlarından ilgili hücre, doku ve organlara gelir.
  • Bu hücre doku veya organlarda uyarı yaptıktan sonra birikmemesi için; enzimatik olarak yıkımlanması gerekir. Asetilkolini yıkımlama görevini kolinesteraz gösterir. Bu enzim asetilkolini fermente eder, bu sayede asetil kolin yıkımlanır ve yaptığı etki ortadan kalkar.
  • Böylece yeni bir iletinin yapılması için imkan sağlanmış olur.
  • Kas liflerinde ise; reseptöre bağlanan asetilkolin kas hücrelerinin içerisine sodyum girmesini sağlar.
  • Sodyumun içeriye girmesi elektriksel uyarıya duyarlı olan kalsiyum kanallarının açılması ile oluşur.
  • Kalsiyum depolarize olan kas hücresinin kasılmasına sebep olur. Böylece normal bir kas kasılması gerçekleşir. Bu enzimatik ve hormonal sistemde bir eksiklik var ise kasılma olmaz. Bu da felce sebep olur.
Asetilkolinin az salgılanması organların fonksiyonlarında aksama, organ ve kaslarda kasılamama, yürüyememe, ve daha kötüsü felç görülür. Bu durumda refleksler bile yerine getirilemeyebilir. Asetilkolinin fazla salgılanması yada birikmesi ise geri yıkımlanamaması durumunda kabus görme, şiddetli şekilde titreme, kasılma sorunları, günlük yaşamda aksaklıklar, Parkison hastalığı gibi bazı hastalıklar gözlenebilir.]]>
AFP (Alfa Feto Protein) https://www.hormonlar.org/afp-alfa-feto-protein.html Sat, 18 Aug 2018 19:16:44 +0000 AFP (Alfa Feto Protein) kadınların gebelik dönemlerinde bebeğin organlarının gelişmesi ile alakalı bir hormondur. Bebeğin bağırsakları oluşurken ve aynı zamanda karaciğeri oluşurken bu hormon anne vücuduna salgılanmaktadır. AFP (Alfa Feto Protein) kadınların gebelik dönemlerinde bebeğin organlarının gelişmesi ile alakalı bir hormondur. Bebeğin bağırsakları oluşurken ve aynı zamanda karaciğeri oluşurken bu hormon anne vücuduna salgılanmaktadır. Bu hormon tamamen bebeğin bu organları tarafından üretilmektedir ve üretim bu nedenle annede değildir. Eğer bu değerler bebek anne karnındayken aşırı yüksek ya da aşırı düşük ise bu durumda doktorlar bebeğin engelli olabileceğinden şüphe duyarlar. Oluşan bu hormon bebeğin vücudunda da bulunur ve bebek doğsa bile 3 ay boyunca bebek için yetecek protein bebeğin vücudunda olur. Bu hormon bebek 1 yaşına gelene kadar varlığını korur ve bu yaştan sonra da oldukça azalır. Bu hormon erkeklerde ya da gebe olmayan kadınlarda da meydana gelebilmektedir. Vücuttaki herhangi bir kanser hücresi Afp hormonunu salgılar. Eğer kişide bu hormon yüksek çıkar ise çeşitli muayeneler ekstradan yapılır. 

Normal koşullarda AFP (Alfa Feto Protein) kaç olmalıdır
Genel olarak insanların vücudunda bulunan bu protein kişi hamile değilse ortalama olarak 40 ng/ml kadar olmalıdır. Bu değer kişinin yaşına ve cinsiyetine göre değiştiği için değişebilse bile 40 ng/ml ve üstü değerler normal değerin üstünde olarak kabul edilir ve detaylı tıbbi muayeneler ile birlikte oldukça derin kontroller kişide yapılır. Çocuklardaki AFP hormonu değerine baktığımızda ise normal bir çocukta 30ng/ml kadar bu hormondan bulunur. 

AFP Testi nedir Neden yapılır
AFP Testi kanda bulunan AFP (Alfa Feto Protein) miktarının çeşitli cihazlar ve testler ile ölçülmesidir. Bu ölçümlerin nedeni ise bireyde herhangi bir kanser rahatsızlığının olup olmadığını öğrenmek ve bunun yanı sıra gebelerde herhangi bir sorun olup olmadığını tespit etmektir. Bu tespite göre tanı ve tedavi işlemleri var ise hastalık üzerine yapılmaktadır. Ne kadar erken tespit edilirse gebelik durumlarına o kadar erkenden müdahaleler yapılır. 

AFP (Alfa Feto Protein) yüksek çıkması neyi ifade eder
  • Pankreas kanseri ve meme kanseri gibi rahatsızlıklarda birkaç gün içinde Afp hormonu ciddi anlamda artacaktır. Bu nedenle yapılan kan testi ve afp testi ile çok rahat bir şekilde tanı konulabilir. 
  • İnsanlarda sık karşılaşılan siroz rahatsızlıklarında da Afp hormonu ciddi anlamda artışlar göstermektedir. Bu gibi durumlar için erkenden tedavi önem taşıdığı için testlerin çok önemi vardır diyebiliriz. 
  • Alkole bağlı olarak oluşmuş olan karaciğer rahatsızlıklarında AFP (Alfa Feto Protein) değerleri aşırı bir şekilde artış gösterecektir. Bu gibi durumlarda ilk iş kesinlikle alkol almamak olacaktır. 
  • Yine sık görülen hepatit rahatsızlıklarında da AFP hormonlarının seviyesi aşırı bir hal alır. Bu testlerde net olarak anlaşılacağı için doktorunuz mutlaka size bilgi verecektir. 
  • Son olarak testis kanseri olan erkeklerde de kan içerisinde bulunan AFP (Alfa Feto Protein) değeri aşırı yüksek çıkmaktadır. 
]]>
Bcca https://www.hormonlar.org/bcca.html Thu, 24 Nov 2016 15:45:51 +0000 Bcaa, ile ilgili çeşitli olarak çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri, 2006 yılında ‘’ journal of nutrition’’ da yayınlanmıştır. Bu çalışmaya göre, bcaa’lar, kas iyileşmesinin hızlanmasını ve gecikme Bcaa, ile ilgili çeşitli olarak çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalardan biri, 2006 yılında ‘’ journal of nutrition’’ da yayınlanmıştır. Bu çalışmaya göre, bcaa’lar, kas iyileşmesinin hızlanmasını ve gecikmeli kas ağrılarının azalmasını sağlamaktadır. çalışmlardan bir diğeri ise, 2010 yılında yayınlanan’’ ınternational journal of sport nutrition and exercise metabolism’’ çalışmasıdır. Bu çalışmaya göre, bcaa takviyelerinin gecikmiş başlangıçlı kas ağrısını azalltığı gözlenmiştir. İdman öncesinde alınan bcaa dozu, kasların gerekli olan enerjiyi sağlar ve idman süresince yorgunluğu önlemektedir. Ek olarak, araştırmalara göre, bcaa kullanımının, yoğun antrenmanlar sonucunda oluşabilecek her türlü kas ağrısını minimuma indirdiği onaylanmaktadır. Bcaa, protein içeren tüm besin ürünlerinde bulunmasına rağmen, daha çok süt ürünleri ve kırmızı et içerisinde bulunmaktadır. 

Bcaa bulunan diğer besin kaynakları ise, peynir, peynir altı suyu proteini ve yumurta proteini bulunmaktadır. Bcaa takviyeleri 3 farklı şekilde piyasada mevcut bulunmaktadır. Bunlar; kapsül olarak, tablet olarak, ya da içeceklere karıştırılabilecek toz şekilde bulunmaktadır. Bcaa takviyeleri, kahvaltı ile birlikte 3-5 gram, antrenmandan önce 3-5 gram ve yatmadan önce 3-5 gram alınmalıdır. Antrenman öncesi peynir altı suyu protein karışımı tüketildiğinde, antrenmandan önce 3-5 gram bcaa alınmasına gerek duyulmamaktadır.

]]>
Ferritin https://www.hormonlar.org/ferritin.html Thu, 24 Nov 2016 15:45:02 +0000 Ferritin, Vücudumuzda demiri depolayan ana protein kaynağına ferritin denilmektedir. Kanda yer alan ferritin miktarı vücudumuzda ne kadar demir depolandığını göstermektedir. Basit bir kan testi ile kandaki ferritin düzeyini belirle Ferritin, Vücudumuzda demiri depolayan ana protein kaynağına ferritin denilmektedir. Kanda yer alan ferritin miktarı vücudumuzda ne kadar demir depolandığını göstermektedir. Basit bir kan testi ile kandaki ferritin düzeyini belirlenebilmektedir. Kanda ferritin düzeyinin belirlenebilmesi için genellik ile normal kan testi dışında herhangi bir diğer teste ihtiyaç duyulmamaktadır. Ferritin düzeyi normal aralıkta olsa dahi alt rakamlara yakın ferritin düzeyi kişinin vücudunda yeterince demir depolanmadığını yani ferritin eksikliğine işaret etmektedir. Yoğun adet kanaması, demir eksikliği anemisi, sindirim sistemi organlarında oluşabilecek uzun dönemli kanamalar, ülser kanaması tarzı ve bağırsaklarda demirin emilimini etkileyen sorunlar nedeni ile ferritin düşüklüğü görülebilmektedir. Ferritin yüksekliği ise genellik ile alkole bağlı olarak gelişen kan nakli, karaciğer hastalıkları, ve aşırı demir yükü hastalığı olarak adlandırılan “hemochromatosis”e bağlı olarak gelişim gösterir. Bazı kanser türleri de ferritin yüksekliğine neden olabilmektedir. Ayrıca ferritin yüksekliğinin eklem iltihabı  yani romatoid artrit ile birlikte görüldüğü durumlar da bulunur.

Ferritin Testi; Kanda bulunan ferritin düzeyi kişinin vücudunda ne kadar demir depolandığı hakkında bilgi vermekle beraber aslında kan da yer alan ferritin miktarı vücut genelinde bulunan ferritin miktarının küçük bir bölümünü oluşturmaktadır. Geriye kalan ferritin karaciğer, dalak, iskelet kasları ve kemik iliğinde yer alır. Ferritin testi genellik ile demir eksikliği anemisini teşhis etmek için yapılan bir kan testi türüdür. Ayrıca kişinin sağlık durumuna bağlı olarak demir fazlalığı veya iltihabın belirlenmesi içinde ferritin testine başvurulur. Test öncesi doktor özel bir durum söylemediği müddetçe herhangi bir hazırlık yapılması gerekmeden, iğne ile bir miktar kan alındıktan sonra kan örneği ferritin değerlerinin ölçülebilmesi için laboratuvara gönderilerek incelenir.. Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) verdiği bilgiye dayanarak dünya nüfusunun %80’i demir bakımından yetersiz beslenmekte ve milyarlarca insan ihtiyaç duyduğu kadar demir minerali alamamaktadır. Ferritin testinin normal değerleri ise şöyle olmalıdır; 

  • 1-5 yaş: 12-140 ng/ml
  • 6-12 yaş: 15-140 ng/ml
  • 13-15 yaş: 17-140 ng/ml.
Erkek ve kadında;

  • 16-50 Kadın: 14-150 ng/ml
  • yaş Erkek: 15-200 ng/ml
  • 51-60 yaş Erkek: 15-220 ng/ml 
  • Kadın: 14-150 ng/ml
  • 60 yaş Erkek: 18-250 ng/ml
  • Kadın: 18-200 ng/ml. dir.

Normal aralıkta olsa dahi düşük ferritin seviyesinin aynı zamanda düşük demir seviyesi anlamına geldiği söylemi yapılabilmektedir. Yukarıda verilen normal değer aralığı farklı laboratuvarlarda bir miktar oynayabilmekte veya laboratuvar farklı bir ölçüm birimi kullanılıyor olabilmektedir.

Ferritin Düşüklüğünün Sebepleri ise şöyledir;  

  • Kan kaybı; aşırı kanamalı yaralar, regl döneminin çok uzun sürmesi, yemek borusu, mide, kolon ülseri, gastrointestinal kanamalar gibi sebebi bazı testler ile belirlenebilecek tür kanamalarda ferritin düzeyinde düşüş görülür.
  • Yetersiz demir emiliminin olması,
  • Demir üretiminde azalma görülmesidir.

Ferritin Düşüklüğü Tedavisi: Herhangi bir sağlık sorunu olmamasına rağmen demir eksikliği oluşan kişilerde ferritin düşüklüğünün nedeni yetersiz beslenme olarak görülür. Bu nedenle bu kişiler balık, sakatat, kırmızı et,  yeşil yapraklı sebze ve tahıl ürünlerini diğer kişilerden daha fazla tüketmeleri önerilir. Beslenme durumu ile ile alakası olmayan ferritin düşüklüğünde ise demir ilaçları bunlar başlıca; demir tabletleri, şurupları yada demir iğneleri kullanılması gereklidir. Demir tedavisi  doktor kontrolünde yapılmalıdır. Ayrıca demir ilacı kullanan kişiler ilacı C vitamini ile aldıklarında emilimi daha fazla olmaktadır. Bu nedenle C vitamini takviyesi ile kullanılması tavsiye edilir. İlaç kullanırken süt ve süt ürünlerinin demir emilimini azalttığı unutulmamalıdır.]]> Hipotiroidi https://www.hormonlar.org/hipotiroidi.html Thu, 24 Nov 2016 15:44:39 +0000 Hipotiroidi, Tiroid bezi boyun bölgesinde bulunur. Bu bezden T3 ve T4 gibi büyüme ve vücut metabolizması gibi çok önemli  fonksiyonları olan hormonlar salgılanır. Tiroid bezinin yetersiz çalışması neticesi bu hormonlar ge Hipotiroidi, Tiroid bezi boyun bölgesinde bulunur. Bu bezden T3 ve T4 gibi büyüme ve vücut metabolizması gibi çok önemli  fonksiyonları olan hormonlar salgılanır. Tiroid bezinin yetersiz çalışması neticesi bu hormonlar gerektiği kadar salgılanamaz. Bu duruma hipotiroidi denir.

Hipotiroidi, bebeklik ve çocukluk döneminde, büyüme ve gelişmenin yavaşlamasına neden olur. Yetişkinlerde ortaya çıkarsa, metabolizmanın yavaşlamasına, ciltte ve kasta glikozaminoglikan birikimi neticesi ödem oluşmasına sebep olur. Belirtiler, yıllar sonra  ortaya çıkar ve kesinlikle tedavi edilmelidir.

Hipotiroidi nedenleri: Hipotiroidi nedenlerinin başında, bedenin kendi kendine zarar vermesiyle oluşan hashimoto hastalığı gelir. Bu hastalıkta beden, tiroid bezini tahrip eder. Bunun neticesinde de tiroid bezinin fonksiyonu yetersizleşir. Bu ve bunun gibi bir çok hastalık neticesi tiroid hormonlarının yapımı azalır. Hipotiroidinin ortaya çıkış biçimi de sıklıkla böyledir. Ender durumlarda ise tiroid hormonları normal olarak üretilse de bu hormonlar beden tarafından kullanılamaz. Bu durumun nedeni olarak ise genetik bozukluklar ön planda görülmektedir.

Tiroid bezi ameliyatları ve tiroid bezinin iltihaplanması hipotiroidinin sebepleri arasındadır. Ameliyat sırasında tiroid bezinin bir  bölümünün ya da tamamen çıkarılması neticesi tiroid bezinden hormon salgılanması azalır veya durur. Bu nedenle ameliyat sırasında çıkarılan tiroid bezinin hacmi önemlidir. Bazı bebekler tiroid bezleri olmadan doğarlar. İyot eksikliği ve radyoaktif iyot tedavisi almış  bireylerde hipotiroidi gelişebilir. Radyoaktif iyot alan tiroid bezi hasar görür ve hormon salgılanması azalır.

Ayrıca kara lahana gibi iyotun kullanılmasını engelleyen bazı gıdaların çok fazla tüketilmesi tiroid bezinin yeterince çalışmasını engeller. Lityum ve amiodaron gibi bazı ilaçlar hipotiroidiye sebep olabilir.

Tiroid bezinin yeterince çalışmaması sadece buradan kaynaklanmaz. Ayrıca hipofiz bezinin tiroid uyarıcı hormon salgılayamaması hipotiroidiye neden olur.

Hipotiroidi belirtileri: Belirtilerden biri miksedema komasıdır. Yaşamsal önem arz eden bir haldir. Ender karşılaşılsa da uzun süren hipotiroidi vakalarında görülebilir. Birey, soğuğa oldukça duyarlı hale gelir. Bilinç kaybı da görülen diğer bir durumdur. Mikedema komasında ivedi müdahale şarttır.

Şiddetli hipotiroidi neticesi ortaya çıkan diğer bir belirtiyse bebeklerde görülen zeka geriliği ve boy kısalığıdır. Bu hale kretinizm denir. Bu durumda çocuğun karnı şişer. Ağızdan devamlı salya akar. Omuzlar geriye doğru durur.

Yetişkinlerde ise beyin fonksiyonları yavaşlar, beden ısısı düşmeye başlar. Nabız yavaşlar, hasta soğuğu karşı hassaslaşır. Deri ve saçlar kuru ve mat görünümdedir. Beden metabolizması yavaşlamıştır. Birey, fiziksel ve zihinsel olarak yorgundur.

Hipotiroidi teşhisi: Hipotiroidi, yavaş gelişen bir hastalıktır. Hasta olan bireyde kronik yorgunluk vardır. Daha sonraları soğuğa karşı hassaslaşır. Birey, kendisindeki değişiklikleri fark etmeyebilir. Fakat kuru cilt ve saç, şişkin yüz tipik işaretlerdir. bireyin sesinde değişmeler olabilir.

Bu fiziki değişiklerden sonra hastaya kan testleri yapılır. Bu durumda tiroid hormonlarının düzeylerine, tiroid uyarıcı hormonun miktarına ve kanda antikor seviyesine bakılır. T3 ve T4 değerleri düşük; fakat tiroid uyarıcı hormon yüksekse hipotiroidi olasılığı oldukça yüksektir. 

Hipotiroidi Tedavisi: Hipotiroidi yaşam boyu tedavi edilmesi gerekli bir hastalıktır. Çok ender olarak hashimoto tiroiditli hastalarda % 10-20 oranında kendiliğinden iyileşme olabilir. Hipotiroidi tedavisi, tiroid hormon tabletleriyle yapılır.

Hipotiroidi tedavide amaç T4 düzeylerini normale getirmek ve TSH seviyesinin normal sınırlar içinde olmasını sağlamaktır. İlaç tedavisi ömür boyu devam edecek bir tedavidir. 6-12 ayda bir kontrole giderek TSH düzeyine baktırılması gerekir.

Hipotiroidi tedavisinde özellikle kalsiyum ilaçları ve demir ilaçları tiroid ilaçlarının emilimi bozarlar. Hashimoto]]> Endometriozis https://www.hormonlar.org/endometriozis.html Thu, 24 Nov 2016 15:44:18 +0000 Endometriozis: Rahim içerisinde yer alan endometrium denilen dokunun, karın içerisinde başka dokulara yerleşmesine Endometriozis denilmektedir. Endometriozisin kesin sebebi bilinmemektedir. Bu konu ile alakalı en yaygın kabul görmü Endometriozis: Rahim içerisinde yer alan endometrium denilen dokunun, karın içerisinde başka dokulara yerleşmesine Endometriozis denilmektedir. Endometriozisin kesin sebebi bilinmemektedir. Bu konu ile alakalı en yaygın kabul görmüş teori, adet kanamaları esnasında rahim içerisindeki dokuların kadının tüplerinden geçerek karın boşluğuna yerleşmesi ve burada gelişimini sürdürmesi olarak tanımlanmıştır. Bağışıklık sisteminin de buna izin vererek, normalden farklılık gösterdiği düşünülebilir. Endometriozis hastalığı kadınların yaklaşık yüzde 10’unu etkilemiş yani aslında oldukça yaygın bir sağlık sorunu olmaktadır. Bu doku karın içerisindeki organlarda yumurtalık, rahim kanalı, karın iç zarı, bağırsaklar, idrar kesesi bulunabildiği gibi karın dışında yer alan vagina, göbekte de bulunabilmektedir. Rahim iç zarında oluşan kanama ile birlikte bu endometriozis odaklarının bulunduğu bölgelerde de kanamaya ve bazı şikayetlere neden olmaktadır. Rahmin dışarısında biriken dokular şiddetli adet sancısı ve ileriki dönemlerde sürekli kasık ağrısı ve özellik ile de kısırlık yani infertilite gibi bazı problemlere neden olabilmektedir.

Endometrioziste kalıtsal yatkınlığın önemli bir etken olduğu düşünülmekte annede ya da başka bir akrabada endometriozis olması o kişide endometriozis görülme olasılığını arttırdığı düşünülmektedir. Kadının yumurtalıklarında endometriozis olması durumunda bazen kistler  yani çikolata kistleri oluşabilmekte ve bunlar eğer çok büyürler ise ciddi problemlere yol açabilmektedirler. Çikolata kistleri her zaman olmamakla beraber ultrasonografi ile görülmekte ve kesin tanı ise yalnızca laparoskopi işlemi ya da açık ameliyatla konulabilmektedir. Endometriozis bazı kadınlarda hiçbir belirti göstermemesine ya da sorun yaratmamasına karşılık, kimi zaman da ciddi ve değişik şikayetlere sebep olabilmektedir.

Endometriozis hastalığının belirtileri,
  • Ağrılı adet
  • Adet öncesinde
  • Ağrılı cinsel ilişki
  • Karın ağrısı
  • Sırt ağrısı
  • Büyük tuvalette ağrı olmasıdır.

Bu belirtilerin tamamının başka nedenleri olabilmektedir. Hastalığın başka belirtileri görülmemesine rağmen, hamile kalmakta güçlük çeken bazı kadınlarda endometriozis hastalığına sıkça rastlanabilmektedir.

Endometriozisin tedavisi; 

Uygulanacak tedavilerin amacı ağrıyı gidermek ve kısırlığı ortadan kaldırıp gebe kalmayı sağlamak olacaktır. Bu amaçla değişik tıbbi ve cerrahi tedaviler uygulanmakta, tıbbi tedaviler ağrı kesmenin yanında, endometriozisin östrojene yani kadınlık hormonuna bağımlı bir hastalık olması prensibine dayanmaktadır. Hamilelik ve menopoz endometriozis oluşmasını engelleyen iki doğal durumdur. Hormonal tedavide amaç aslında bu iki doğal durumu taklit etmek şeklindedir. Her iki durumda da rahim iç zarı üzerinde yer alacak östrojen hormonu etkisi ortadan kalkacağından yanlış yerde yerleşmiş olan dokunun da baskılanması beklenmektedir. Öncelik ile tıbbi tedavi ile şikayetler giderilmeli ancak eğer büyük çikolata kistleri ya da tıbbi tedavi ile giderilemeyen ağrı tarzı sorunlar varsa cerrahi tedavi düşünülmesi gereklidir. Cerrahi tedavi sonunda en geç bir 6 ila 8 ay içerisinde kendiliğinden gebelik oluşmadığında ise yumurtlamanın uyarılması ve rahim içine sperm aşılanması ile bu şans artırılabilmektedir. Fakat ileri düzey endometriozislerde ve  yaşın 35 ve yukarısında olması ya da infertilite sebebi olabilecek ek faktörlerin durumunda tüp bebek tedavisine başvurmakta gecikmemelidir. Tüp bebek tedavisi ile endometriozis hastalığı olan kadınlarda yaşları ile doğru orantılı olarak tek bir denemede % 60’ a kadar, gebelik sağlanabilinir. İlk denemede gebe kalmayan bayanlarda elbette tüp bebek tedavisini tekrarlamak gerekecektir. Tekrarlayan denemeler ile sonuçta gebelik şansı büyük oranda yakalana bilinir.
]]> Estradiol Düşüklüğü https://www.hormonlar.org/estradiol-dusuklugu.html Thu, 24 Nov 2016 15:43:55 +0000 Estradiol düşüklüğü, çoğunlukla yumurtalıklarda bir sorun olduğu anlamına gelse de kemik erimesi veya vücudun yeterince gıda alamaması ile de ilişkili olabilir. Estradiol bir tür östrojendir ve kadınların doğurgan olduklar Estradiol düşüklüğü, çoğunlukla yumurtalıklarda bir sorun olduğu anlamına gelse de kemik erimesi veya vücudun yeterince gıda alamaması ile de ilişkili olabilir. Estradiol bir tür östrojendir ve kadınların doğurgan oldukları süre içerisindeki en önemli hormondur.

Estraidol düşüklüğü sebepleri:

Menopoz: Erken menopozda dahil olmak üzere, menopoza giren kadınlardaki estradiol seviyesi düşerek sabitlenir. 

Turner sendromu: Bu sendrom kız çocuklarının ana rahmindeki gelişim süreçlerinde dişil kromozomlarının yapısında meydana gelen sorunlar sebebiyle ortaya çıkar. Boy kısalığı, göğüs kafesi ve meme ucunda farklılık gibi belirtiler gösterir. Kısırlığa ve estradiol düşüklüğüne yol açar.

Polikistik over sendromu: Bu sendromda, yumurtalıklarda birden fazla iyi huylu kist vardır. Adet gecikmeleri, tüylenme gibi belirtiler gösterir. Bu hastalığın ortaya çıkma sebepleri, pankreasın aşırı insülin salgılaması, iltihaplı hastalıklar veya genetiktir. Bu rahatsızlığı olan kadınlarda estradiol düşüklüğü görülür.

Östrojen üretiminin yavaşlaması: Östrojen yavaşlaması; rahim alınması, kemoterapi veya radyasyon tedavisi görmek, yeme bozukluğu, aşırı zayıflık, aşırı egzersiz gibi durumlarda ortaya çıkan bir durumdur ve bu durum estradiol düşüklüğüne sebep olabilir.

Hipopitüitarizm: Hipofiz bezinin yeterli miktarda hormon salgılamaması durumudur. Hipotalamus veya hipofiz bezinde oluşan tümörler, kafaya şiddetli bir darbe alma, cerrahi müdahale veya radyoterapi gibi sebepler yüzünden oluşabilecek bu durum estradiol düşüklüğüne neden olabilir.

Hipogonadizm: Erkeklerde testis fonksiyonlarının zayıflaması ve sonuç olarak yeteri miktarda testosteron üretememesi durumudur. Bu durumda da estradiol hormonu azalma gösterir.

Luteal faz defekti: Luteal faz yetmezliği diye de adlandırılan bu durum rahim iç tabakasındaki kalınlaşma nedeniyle adet döngüsünün bozulması durumudur. Kısırlık belirtisi de olabilecek bu durum estradiol düşüklüğüne yol açabilir.

Ayrıca hamilelikte yaşanan fetüs veya plasenta kaynaklı sorunlarda bu duruma yol açabilir.

Estradiol düşüklüğü, görüldüğü üzere bir çok sebepten meydana gelebileceği için önce kaynağı araştırılmalıdır. Buna sebep olan etken bulunduktan sonra tedavi sürecine başlanacaktır.
]]>
17 Oh Progesteron https://www.hormonlar.org/17-oh-progesteron.html Thu, 24 Nov 2016 15:43:32 +0000 17 oh progesteron, kolesterolden üretilen steroid bir hormondur. 17 oh progesteronun başlıca üretim yeri böbreküstü bezleridir. 17 oh progesteron testi ise seromdaki 17 oh progesteron seviyesini ölçmek için yapılır. Genellikle kort 17 oh progesteron, kolesterolden üretilen steroid bir hormondur. 17 oh progesteronun başlıca üretim yeri böbreküstü bezleridir. 17 oh progesteron testi ise seromdaki 17 oh progesteron seviyesini ölçmek için yapılır. Genellikle kortizol, aldesteron testleri ile bakılır.Bu hastalıkta olan kişilerin tedavi ve takibinde bu test kullanılır. Böbrek üstü bezi yetmezliği olanlarda ve bazı enzim eksikliği durumunda birtakım şikayet ve belirtiler görülür. Bu durumda 17 oh progesterona bakılır. Bu belirtiler; 
  • Düzensiz adet kanaması 
  • Vicutta aşırı derecede kıllanma 
  • Sivilce  
  • Kısırlık     
17 oh progesteron testi genellikle kandaki toplar damarlardan kan örneği alınarak serumda bakılır. Gün içindeki hormonal değişikliklere bağlı sabah saatlerinde bakılması daha doğru sonuçlar verecektir. 
 
17 oh progesteron referans değerleri 
  • 0-28 günlük bebeklerde, 630 ng'nin altındadır. 
  • ergenlik öncesi kızlari, 100 ng'nin altındadır. 
  • ergenlik öncesi erkekler, 110 ng'nin altındadır. 
  • yetişkin erkekler,220 ng'nin altındadır. 
  • yetişkin kadınlar, folüküler faz; 80 ng'nin altında, luteal fazda; 285 ng'nin altındadır. Menafoz sonrası ise51 ng'nin altındadır.  
Test sonuçlarına göre yüksek çıkan  kişide konjenital adrenal hiperplazi bulunabilme riski yüksektir. Normal sonuçlar ise kişide hastalık olmadığını gösterir. Test sonuçları testin yapıldığı laboratuvarın referans değerlerine göre verilir.
]]>
Tiroid https://www.hormonlar.org/tiroid.html Thu, 24 Nov 2016 15:43:01 +0000 Tıroid; vücut için oldukça hayati önem taşıyan bir hormona verilen isimdir. Tıroid hormonu tıroid bezi tarafından salgılanmaktadır. Tıroid bezi ise boynun için kısmında yer alan kelebek ş Tıroid; vücut için oldukça hayati önem taşıyan bir hormona verilen isimdir. Tıroid hormonu tıroid bezi tarafından salgılanmaktadır. Tıroid bezi ise boynun için kısmında yer alan kelebek şeklinde bir yapıya sahiptir. ve biri sağ lob diğeri ise sol lob olmak üzere iki kısımdan oluşmaktadır. Tıroid bezinin salgıladığı hormonun vücudun ihtiyaç duyduğu enerjiyi depolaması ve kullanabilmesi gibi bir kısım temel işlevleri bulunmaktadır. Fakat troid bezinin tıroid hormonu salgılayabilmesi için iyot adı verilen maddeye ihtiyaç duyulmaktadır. Bu maddenin vücutta yeterli düzeyde bulunmaması halinde tıroid hormonunun salgıladığı hormon miktarı da değişiklik gösterir. Bu durumda bazı tıroid hastalıkları meydana gelebilir. Tıroid hormonu tüm vücut mekanizmasını derinden etkileyen bir hormondur. Vücudun terlemesinden, adet düzenine ve hatta uyku düzenine kadar pek çok vücut fonksiyonunun yerine getirilmesinde çok büyük öneme sahiptir. 

Başlıca tıroid hastalıkları çeşitleri nelerdir

Tıroid hormonu tarafından salgılanan hormon düzeyine bağlı olarak bir takım tıroid hastalıkları yaşanabileceği gibi tıroidin kendisinden kaynaklanan bazı tıroid hastalıkları da söz konusu olabilir. Özellikle tıroidin kendi yapısında meydana gelen hastalıklar daha ağır vakalardır. Bunlardan bazıları kanser, tıroid nodüller ya da tıroid iltihaplanması olarak sayılabilir. Nodül denilen yapıları tespit edebilmek için bir kısım görüntüleme tekniklerine başvurulması gerekmektedir. Bu teknikler ise ultrason ve sintigrafidir. Bazı ağır tıroid vakalarında da biyopsi alınarak sonucuna göre ameliyat veya kemoterapi gibi alternatif yöntemlerle tıroid hastalığı tedavi edilmeye çalışılır. 

Hormondan kaynaklanan tıroid hastalıkları,

Hipotıroidi: Salgılanan hormon düzeyi ile alakalı bir tıroid hastalığı türüdür. Oldukça sık rastlanan bir tıroid hastalığı çeşitidir. Hipertıroidi hastalığı halinde tıroid bezi tarafından salgılan hormon miktarı vücudun ihtiyaç duyduğu düzeyin çok altında gerçekleşmektedir. Bu gibi durumlarla karşılaşan hastalar için hayat kalitesi oldukça düşmektedir. Hipotıroidi hastalığının bir kısım temel belirtileri bulunmaktadır. Bunlardan bazıları hızla kilo alma, kabızlık, bir takım ruhsal problemler, kabızlık, halsizlik ve yorgunluk, unutkanlık olarak sayılabilir. Bu belirtilerin yaşanması halinde hastaların ihmal etmeden bir endokrin kliniğine başvurmaları gerekmektedir. Yapılacak basit kan sayımları ile hastanın hormon değerlerine bakılır ve dışarıdan hormon takviyesi için ilaç tedavisine başlanır. Aslında tedavi süreci genelde tek tiptedir ve basit gibi görünür. Ancak verilen hormon ilaçlarının sürekli olarak dozunun ayarlanması için belli aralıklarla kontrole gidilmesi gerekmektedir. Ayrıca ilacın aç karnına alınması ve yaklaşık 1 saat bir şey yenilmemesi, 5 saat boyunca kepek, yulaf gibi gıdalardan uzak durulması ve kan sayımı yapılacağı gün de hormon ilacı alınmaması gerekmektedir. Diğer taraftan dozun fazla alınması halinde hastalık hipertıroide dönüşebileceğinden bu dengenin kurulabilmesi için düzenli şekilde takip gerekmektedir. 

Hipertıroidi: Tıroid hormonu tarafından salgılanan hormondan kaynaklanan bir hastalık çeşitidir. Hipertıroidit halinde çok fazla hormon salgılanmaktadır. Bu nedenle vücutta bir takım fonksiyon bozuklukları meydana gelmektedir. Hipertıroid halinde hastalarda görülen temel bulgular hipotiroitten farklıdır. Yani tam tersi olarak gelişir. Aşırı terleme, ani kilo kaybı yaşanması, ellerde titreme, kalp çarpıntısı, merdiven çıkarken ve yürürken nefes nefese kalma, hatta konuşurken bile bazen yorulma, metabolizmanın normal seviyeden daha hızlı çalışması, adet düzensizliği şeklinde baş göstermektedir. Normal şartlarda bu belirtiler ile hayatı]]> Kitin https://www.hormonlar.org/kitin.html Thu, 24 Nov 2016 15:42:31 +0000 Kitin, En önemli polisakkaritlerden biridir. Polisakkaritler birleşik olmayan monosakkaritin glikozit bağı ile birleşmesiyle oluşan kimyasal maddelere denir. Kitin ciddi anlamda dayanıklı ve sert bir madde yapıdır. Bir karbonh Kitin, En önemli polisakkaritlerden biridir. Polisakkaritler birleşik olmayan monosakkaritin glikozit bağı ile birleşmesiyle oluşan kimyasal maddelere denir. Kitin ciddi anlamda dayanıklı ve sert bir madde yapıdır. Bir karbonhidrat türüdür genelde bütün böcekler ve eklembacaklılar tarafında dış iskeletin kurulmasında kitin kullanılmıştır. Çöller, yağmur ormanları, sıcak su kaynakları, buzullar, kozalaklar, kutup bölgeleri ve tohumlar bunların tümü böceklerin yaşadıkları yerlerin yalnızca bir bölümü olmaktadır. Dünyanın her yerinde böcek yaşamaktadır. Çoğunlukla karada yaşayan küçük mucizevi canlılar, olağanüstü yapıları ile dünyanın her yerine yayılmıştır. Böcekleri, canlıları tehlikelerden koruyan özelliklerinden biri bu canlıların adeta zırh gibi kaplayan kitin’dir. Böcekler büyüme döneminde kitin kabukları aynı oranda gelişmediği için özellikle gelişme, büyüme dönemlerinde bazı böcekler deri değiştirmek zorunda kalırlar. Bu işlem aşama ile gerçekleşir. Vücutların boyutları değiştikçe kabukları da değişmektedir. Yaşamları boyunca 30 kez kabuk değiştiren böcek türleri bulunmaktadır.  Kitin elastik ve sağlam bir madde olduğu için cerrahi ip olarak da kullanılmaktadır. Yaralar iyileşirken kitin zamanla ayrışarak uzaklaşır.

Kitin Ne İşe Yarar

Böceklerin vücutları dış yüzeylerini kitinden oluşan bir dış iskelet ile kaplanır. Sert bir yapı olan kitin, bu dış iskelete sağlamlık sağlar ve böcekleri inanılmaz şekilde dış etkenlerden ve dışarıdan gelen tehlikelerden korur. Kitin en muazzam özelliği böcekler için demirden yapılmış bir zırh gibi koruyucu olmasıdır. Kanatlar, soluk boruları, antenler ya da tüyler kitin içerebilmektedir. Özellikle böcek kanatları kenarları kitin sayesinde keskin bir bıçak gibidir. Kitin molekülü beta 1,5 bağıyla bağlıdır. İki asetilglikozamin biriminin tekrarlanma ile oluşan uzun zincir yapısı gösterir. Kitin doğal olarak her yerde bulunur. Glikoz türevi olan asetilglikozamin uzun zincirli polimeridir. Kitin genellikle selüloz olarak da tanımlanır.  Örneğin bir ağustos böceğinin kabuğu kitinden oluşan dış iskeletidir. Kitin şekil değiştirmemiş formu yarı saydam, esnek, elastik olur ve oldukça dayanıklıdır. Kitin saf hali ise kösele gibi fakat kalsiyum karbonat beraberinde kaplandığından çok daha sert hale gelmektedir.  Değişmiş ve değişmemiş formlar arasında olan farkı bir tırtılın değişmemiş vücudu ile kelebeğin değişmiş vücut duvarını karşılaştırıp görülür. Çok ciddi kimyasal ve mimarı süre an be an, her zaman böceklerin yapılarında olmaya devam etmektedir. En önemlisi de bu üretim böceğin gelişimine göre o anda böceklerin ihtiyaçlarını karşılayıp gereken korumayı sağlayacak kadar yeterli ve düzeyde olmaktadır. 


]]>
İnsülin https://www.hormonlar.org/insulin.html Thu, 24 Nov 2016 15:42:07 +0000 İnsülin, glukagon hormonuyla birlikte vücudumuzda karbonhidrat özüştürmesini düzenleyen, polipeptit yapısı olan, moleküler ağırlığı ise 5,8 kDa olan hormondur. insülin hormonu pankreas hormonal salgı birimlerinden biri olan İnsülin, glukagon hormonuyla birlikte vücudumuzda karbonhidrat özüştürmesini düzenleyen, polipeptit yapısı olan, moleküler ağırlığı ise 5,8 kDa olan hormondur. insülin hormonu pankreas hormonal salgı birimlerinden biri olan Langerhans adacıklarından salgılanır ve kan şekerinin düşürülmesine etki eder. Bunun yanı sıra vücudumuzdaki yağ ve protein mekanizmalarına da etki eder. İnsülin miktarındaki değişim vücudumuzda önemli değişimlere yol açar. Bu hormonun vücuttan tamamen yok olması halinde Tip1 diyabet hastalığı, insülinin az olması ya da insülin direncinin gelişmesi halinde Tip2 diyabet ortaya çıkar. Endüstriyel olarak üretilen insülin hormonu Tip1 ve Tip2 diyabet hastalarına dışarıdan verilmektedir. Tip2 diyabet hastalarının mutlaka düzenli olarak insülin alması gerekir. Vücutta Langerhans adacıklarında insülinden başka hormonlarda salgılanmaktadır. Glukagon bu hormonlardan biridir. Vücudumuzdaki kan şekerinin çeşitli sebeplerden dolayı düşmesi halinde, bu hormon devreye girerek kan şekerini yükseltir. İnsülin tedavisi sırasında hipoglisemi yani kan şekeri düşüklüğü sorunu olan kişilerin acil tedavisinde glukagon hormonu kullanılır. Tıpta insülin ilacı olarak kullanılır.

İnsülin vücutta nasıl işlev görür

5,8 kDa moleküler ağırlığı olan, 51q amino asitli polipeptit olan yani protein hormonu insülin, beta hücresinin ilk defa 84 amino asitli olan tek zincir biçimindeki ön hormon proinsülin oluşmasıyla başlar. Bundan sonra beta hücresi bölümlerden birinde proinsülini işler, insülin de bu arada kullanılmaya hazır olur. Hazır insülin ise besinler tüketildiği zaman kan şekerinin yükselmemesi, kana hızlı karışmaması içinde hücre zarına yakın yerde paketlenmiş olarak bekletilir.

Kanda bulunan glikoz seviyesi yükseldiği zaman, glikoz beta hücresine hızlı bir giriş yapar. Beta hücresindeki enzimlerden biri hücrede daha evvel hazırlanan adenozin trifosfattan bir fospatı alarak hücreye giriş yapan karbon atomunu bağlar. Kimyasal reaksiyonun sonucunda, 1 glikoz, 6 fosfat molekülüyle adenosin difosfat molekülü oluşur. Bunun sonucunda hücre içindeki adenozin trifosfat ta azalır.

Hücre içindeki potasyum düzeyi dışarıya göre daha fazla olduğu için, hücre mebranı elektriksel biçimde polerize olur. Hücredeki potasyumun yüksek olması, hücre zarındaki potasyum kanalının adenozin trifosfat yüzünden işlev göremez hale gelmesi yüzündendir. Glikozun fosforlilasyon olması, hücre içindeki enerji kaynağı adenozin trifosfat düzeyinin azalmasından, potasyum kanalı işlev göremez hale gelir. Bu yüzden potasyum hücre dışına atılmaya başlar. Bu durum hücredeki potasyumun düzeyini azaltır. Polarize olan zarın yüzünden kalsiyum kanalı açılır. Hücreye kalsiyum girişiyle, hücredeki kalsiyum miktarında yükselme olur. Hücredeki kalsiyumun artması hücre zarı yakınında paketlenmiş olarak bekleyen insülini hücre zarına iten unsurdur. Bunlarla insülin kan damarlarına ve dolayısıyla vücutta her yere ulaşır, metabolizmayı bu şekilde etkisi altına alır.

İnsülin neden önemlidir

Kanda serbest olarak dolaşan insülin, şekerin hücre içine girmesini sağlar. Bununla kandaki şeker düzeyi düzenlenir, kişinin yaşam enerjisi sağlanır. Tükettiğimiz besinlerin vücutta enerji olarak kullanılması için, vücudumuzda yeterli oranda insülin olmalı ve insülin etkili olmalıdır. Şeker hastalarında pankreasta insülin ya yeterli oranda üretilemez ya da üretilen insülin vücutta olması gerektiği gibi kullanılamaz. Bu kandaki şekerin yükselmesine neden olur. Bu hastalarda insülini dışarıdan vermek gerekir. İnsülin vücudumuzun enerjisini sağlamaya yardımcı olur.
]]>
Vasopressin https://www.hormonlar.org/vasopressin.html Thu, 24 Nov 2016 15:41:04 +0000 Vasopressin, tıp alanında insanlar ve diğer memelilerde fazlasıyla bulunan hormondur. Antidiüretik hormon olarak da bilinen hormondur. Vasopressin hormonunun böbrek bulunan bütün canlıların böbreklerinde bulunan su emilimini artır Vasopressin, tıp alanında insanlar ve diğer memelilerde fazlasıyla bulunan hormondur. Antidiüretik hormon olarak da bilinen hormondur. Vasopressin hormonunun böbrek bulunan bütün canlıların böbreklerinde bulunan su emilimini artıran hormon olduğu bilinmektedir. Yapısı peptid yapısındadır. Vasopressin hipotalamusta sentezlenerek arka keseciklerde biriken bir preprohormonda sentezlenen hormondur. Vasopressin hormonunun bir kısmı direk olarak beyne gönderilir ve büyük bir çoğunluğu da kana gönderilerek buralarda depolanmaktadır. 

Vasopressin Görevi
Vasopressi hormonunun canlı vücudunda en önemli görevlerin den birisi vücudun su tutulumunu sağlamak ve düzenlemektir. Çeşitli sebeplerde canlı vücudunun susuz kalması durumunda vasopressin hormonu salınır ve özellikle böbreklerin suyu tutması sağlanmaktadır. Bu durumda kan basıncı da artar ve ayrıca vasopressin canlı beyninde nörolojik etkilere neden olmaktadır. Vasopressin hormonu genellikle insanlarda tedavi amaçlı çok yaygın olarak kullanılmaktadır.kullanılan bir tür hormondur.

Vasopressin Böbreklerdeki Görevi
Vasopressin böbreklerde su emilimini artırarak canlıda çok daha yoğun bir şekilde idrar oluşmasını sağlayarak böbreklerin temel birimleri olarak bilinen nefronlardaki distal kıvrımlı ve toplayıcı tübüllerin suya daha çabuk geçirgen olmasını sağlayarak idrar yoğunluğunu artırır. Ayrıca vasopressin nefronlarda bulunan toplayıcı tübüllerin üreye geçirgenliğini artırarak bu sayede üre geri emilimini artırır. Bu sebeple üre toplayıcı kanallardan geçerek medullere geçer burada kıvrımlı tübüllün ve toplayıcı tübülün kortikal kısmında biriken suyun geri emilimi nedeniyle oluşan yoğunluğu dengelemeye çalışır.

Vasopressin Kalp ve Damar Sistemindeki Görevi
Vasopressin kalp ve damar sisteminde özelikle damarların direncini artırarak genellikle atardamarlardaki kan basıncını artırmaya yardımcı olur. Vasopressinin damarlar üzerindeki bu etkisi sağlıklı olan kişilerde çok küçüktür. Fakat aşırı kanamalı hastalarda kan basıncı çok çabuk düştüğünden hastanın şoka girmesi durumunda vasopressin düşen kan basıncını tekrar normal duruma getirilmesinde en önemli telafi edicilerden biri durumundadır yani telafi edici ve kurtarıcıdır.

Vasopressinn Merkezi Sinir Sistemindeki Görevi
Özellikle vasopressin hormonunun beyin içine salınımı sırasında birçok etki bulunmaktadır. Bu etkilerden ilki beyinde olan hafızanın oluşmasına yardımcı olduğu düşünülmektedir. Vasopressin hipotalamusdaki nöronlar tarafından düzenli bir şekilde beyne salındığı bilinmektedir. Bu nöronlardan salgılanan vasopressinler özellikle saldırganlık, sıcaklığın düzenlenmesi ve kan basıncının düzenlenmesi gibi görevlerde yer aldığı da bilinir.
]]>
Anti Hbs https://www.hormonlar.org/anti-hbs.html Thu, 24 Nov 2016 15:40:38 +0000 Anti Hbs: Hepatit B yüzey antikoru kavramının diğer bir adıdır. Hepatit B yüzey antijenini nötrleştirmek amacı ile beden aracılığı ile üretilen koruma amaçlı proteine verilen bir isimdir.  Anti Hbs genellikle elisa y Anti Hbs: Hepatit B yüzey antikoru kavramının diğer bir adıdır. Hepatit B yüzey antijenini nötrleştirmek amacı ile beden aracılığı ile üretilen koruma amaçlı proteine verilen bir isimdir.  Anti Hbs genellikle elisa yöntemiyle yapılan bir test türüdür. Çoğunlukla Aids, Hepatit ve türevleri amaçlı yapıldığı bilinmekte olan elisa, bağışıklık sistemiyle alakalı olan testler de kullanılan ve kanda bakılan bir testtir. Aşırı duyarlılığı olan elisa testinin dezavantajı ise, çok az da olsa hata pozitif neticeler doğurabilmesidir. Anti Hbs  pozitifliği  hepatit B' ye karşı bağışıklık yer aldığını göstermektedir. Bunun manası Hepatit B ye karşın korunuyor olmaktır. Asla bir sağlık sorunu göstergesi değildir. Anti Hbs pozitifliği  hepatit B aşısı ile veya virüsü alarak başka bir deyişle hastalığı geçirmiş olmakla alakalıdır. Bunun anlaşılması amaçlı ise  Anti HBc Ig G testine bakılabilinir. Anti HBc Ig G pozitif olması virüsü alarak sağlık sorunu sonrasında bağışıklık meydana geldiğini göstermektedir.

Anti Hbs'nin pozitif olması ne demektir; Anti Hbs'nin kan testlerinde pozitif olması Hepatit B hastalığına karşın koruyuculuğunuz başka bir deyişle Hepatit B yüzey antikorunun olmadığını göstermektedir. Hepatit B aşısı yaptırarak koruyuculuk kazanabileceğinizi gösterir. Gerek görüldüğü zaman, doktorun veya sağlık ocağında, "Hepatit B kan paneli" diye malum kolay bir kan testi yapılmasını isteyerek, test için gerekli kan örneği verilebilmektedir. Hepatit B testi 3 kolay testten oluşmaktadır.  Bazı durumlarda doktorlar, önceki testten 6 ay sonra, hepatit B durumunu değerlendirmek için ek olarak bir kan testi yapılmasını gerekli bulunabilir. Şayet hepatit B ile ek olarak yeni enfekte olduğunuzu düşünülüyorsa kanda virüsün tespit edilebilmesi için önce bulaşmadan ardından 4-6 hafta geçmesi gerekmektedir. Hepatit B kan testi sonuçlarının yorumlanması kafa karıştırıcı olabilir, bundan dolayı teşhisin ne olduğu konusunu kuşku bırakmayacak biçimde anlamış olmanız çok önemlidir. 

Hepatit B Kan Paneli Testleri; Hepatit B kan oturumu için tek bir kan örneği yeterlidir olup, kesinlikle tanı için 3 test gerekmektedir;
  • HBsAg  (hepatit B yüzey antijeni)
  • HBsAb veya Anti-HBs (hepatit B yüzey antikoru)
  • HBcAb  veya anti-HBc (hepatit B çekirdek antikoru)
Hepatit B'nin yüzey antijeni (HBsAg) nedir

HBsAg'nin pozitif bulunması bireyin hepatit B ile enfekte olduğunu gösterir ki bu da "akut" veya "kronik" enfeksiyon olabileceğini gösterir.  Enfekte olmuş kişiler virüsü kan yolu ile diğer kişilere bulaştırabilmektedir.

Hepatit B'nin yüzey antikoru (HBsAb veya Anti-HBs) nedir

Kan testinde HBsAb'nin (anti-HBs) "pozitif" çıkması, kişinin hepatit B aşısına karşı pozitif yanıt verdiği, veya akut hepatit B enfeksiyonundan tamamen kurtulduğu manasına gelir. HBsAb nin pozitif olması, kişinin hepatit B enfeksiyonlarına karşı bağışıklık kazanmış olduğunu ve artık bulaştıramayacağını göstermektedir.

Hepatit B çekirdek antikoru (HBcAb veya anti-HBc) nedir

HBcAb, virüsün bir parçasından oluşan antikordur koruyucu olmamaktadır. HBcAb'nin "pozitif" veya "reaktif" olması, atlatılmış veya şu an var olan inflamasyonun göstergesi sayılır. Bu test neticesinin yorumu, diğer 2 testin sonuçlarına da bağlı bulunmaktadır. Eğer çekirdek antikoru koruma amaçlı yüzey antikoru ile beraber görülmüş ise, inflamasyonun yeni olmadığının ve iyileşmenin başladığını gösterir. Müzmin enfeksiyon halinde, çekirdek antikoru çoğunlukla virüsle beraber görülür (HBsAg'nin pozitif olma durumu).

Hangi Kan değerleri pozitif(+) ise  hepatit B hastası olabilirsiniz;
  • Anti Hcv değerinin Pozitif (+) çıkması,
  • HBs Ag değerinin Pozitif (+) çıkması,
  • Anti Hav değerinin Pozitif (+) çıkması
]]>
Miyofibril https://www.hormonlar.org/miyofibril.html Thu, 24 Nov 2016 15:39:51 +0000 Miyofibril: Miyofibriller kas dokusunda bulunan ve kas dokusunun en önemli özelliği olan kasmayı ve gevşemeyi sağlayan protein iplikçiklerine verilen bir isimdir. Çizgi Miyofibril: Miyofibriller kas dokusunda bulunan ve kas dokusunun en önemli özelliği olan kasmayı ve gevşemeyi sağlayan protein iplikçiklerine verilen bir isimdir. Çizgili (iskelet) kası ve kalp kasında düzgün bir şekilde dizilimi sayesinde bu kaslar mikroskop altında çizgili olarak görünmektedir. Bu çizgili kas dokusuna ışık mikroskobuyla bakıldığı zaman koyu olarak ve açık enine olan bantlar yani çizgiler belirginleşir. Bu sebepten dolayı bunlara çizgili kas denir. Ayrıca bu kaslar iskelet kası olarak da bilinir. Bu çizgili görüntü sarkoplazmada bulunan, hücrenin bir ucundan öbür ucuna kadar uzanan ve miyofibril ismi verilen silindirik şeklinde yapılara bağlı olur. Miyofibril kalın veya ince iplikçiklerden meydana gelir. Bu iplikçilerin her birisinde aktin ve miyozin proteinleri bulunur.

Miyofibrilin Yapısı: 

Miyofibrillerin filamentleri, yani miyoflamentler, iki türlü olarak kalın ve ince şeklinde oluşur: İnce filamentler asıl olarak aktin proteininden meydana gelir ve nebulin filamentleriyle sarmalanır. Kalın filamentler ise başlıca miyozin proteininden meydana gelir ve titin filamentleri ile sabitlenir. Aktin ve miyozinden meydana gelen protein kompleksine ara sıra "aktomiyozin" de denilmektedir.

Çizgili kasta bulunan aktin ve miyozin filamentlerinin her birisi belirli ve sabit olarak, birkaç mikrometrelik bir uzunluğu vardır ki, bu uzatılmış haldeki bir kas hücresinin uzunluğundan (mesela insan iskelet kası hücrelerinde bir kaç milimetrelik) çok daha kısadır. Filamentler tekrar eden alt birimler halinde miyofibril boyunca yer alır. Bu alt birimlere sarkomer adı verilir. Kas hücresi, hücrenin uzun ekseni içinde birbirine paralel şekilde giden miyofibrillerle neredeyse doludur. Bir miyofibrilin sarkomerik alt birimleri, bir sonraki miyofibrilinkilerle çok mükemmel bir halde hizalanmıştır. Bu hizalanma şekli hücrenin çizgili görünmesine sebep olan belirli optik özelliklere neden olur. Düz kas hücrelerinde ise bu hizalanma bulunmaz; böylece çizgili bir görüntü oluşmaz.

]]>
Testosteron https://www.hormonlar.org/testosteron.html Thu, 24 Nov 2016 15:39:19 +0000 Testosteron, androjen grubuna dahil hormonlar içinde yer alır. Erkek ve kadın vücudunda üretimi gerçekleşir. Erkekte testosteron üretimi böbrek üstü bezlerinde ve testislerde olur. Erkek anatomisi için testosteron üretimi ci Testosteron, androjen grubuna dahil hormonlar içinde yer alır. Erkek ve kadın vücudunda üretimi gerçekleşir. Erkekte testosteron üretimi böbrek üstü bezlerinde ve testislerde olur. Erkek anatomisi için testosteron üretimi cinsel fonksiyon açısından çok önemli bir yer tutmaktadır. Cinsellik uyarımı, sperm üretilmesi, sesin kalınlaşması ve penis büyüklüğü üzerinde oldukça etkili olan bir hormondur. Testosteron hormonu ayrıca yaraların iyileşmesin ve vücutta bulunan yağların yakılması için de çok önemlidir.

Kan içerisinde testosteron hormonu serbest olarak ya da proteinlere bağlanmış olarak yer alır. Proteine bağlanmış olan testosteron hormonunun vücut için fazla bir etkisi olmaz. Serbest dolaşan testosteron hormonu ise vücudun biyolojisi için oldukça aktif bir rolü vardır. cinsel arzu ve kuvveti ortaya çıkaran serbest testosteron hormonudur. Testosteron hormonu vücutta en üst düzeyde sabah saatlerinde salgılanır ve saat ilerledikçe üretim düşmeye başlar.

Testostero Fazlalığı: Erkekte testosteron üretimi fazla olursa, cinselliğe düşkünlük, asabiyet, sinir ve uyumsuz davranışların ortaya çıkmasına sebep olur. Yine bu durumda testosteron hormonu kötü kolesterole, kelliğe, kalp ve damar hastalıklarına yol açabilir. Testosteron fazlalığı tedavi edilmez ise ileri yaşlardaki kişilerde prostat kanseri riskini de ortaya çıkarabilir.

Kadınlarda testosteron fazlalığında ise erkeksi bir takım değişikliklere neden olabilir. Ayrıca bu durum üreme sıkıntıları ile de doğrudan alakalı olabilir.

Kadınlarda Testosteron Hormonu Fazlalığı Ne Gibi Belirtiler Ortaya Çıkarır

  • Adet düzensizliği
  • Yoğun miktarsa sivilceli beden yapısı
  • Saçlarda erkek tipi dökülme problemleri
  • Erkek tipi tüylenme olarak da bilinen istenmeyen bölgelerde tüylerin aşırı çıkmaya başlaması
  • Cildin olağandan daha yağlı olması
  • Seste baskın kalınlaşma
  • Göbek bölgesinde yağlanma ve kalın bel
  • İnfertilite problemleri
  • Sinirli tavırlar, hırçın tarz
Kadınlarda bu testosteron hormonunun yoğun olması ile östrojen seviyesi azalır. 

Eğer kadında testosteron fazla ve östrojen seviyesi azalmış ise vücutta bazı değişimler başlayacaktır. Yumurtlama dengesinin bozulması ve adet düzensizliği ile kısırlık sorunları baş gösterecektir. Yukarıda bahsedilen ses kalınlığı, erkek tarzı saç dökülmesi, sivilceli cilt, üreme sıkıntısı ve erkek tipi tüylenme sorunları varsa hekim hastanın bu hormon dengesini taramak ister. Çözüm olarak ilaç tedavisi ile hormonları dengelemeye çalışılır.

Testosteron Azlığı: Testislerdeki testosteron hormonu üretimi  bazı nedenlerden dolayı azalabilir. Testisleri etkileyen bazı  faktörler aynı zamanda testosteron üretiminin de azalmasına yol açabilir. Yüksek ateşli seyreden ve ilerleyen yaşlarda görülen kabakulak hastalığı, inmemiş testis ve testisleri etkileyen travmalar sonucunda testosteron hormonu üretiminde azalma görülebilir.

İnsan beyninde üretimi gerçekleşen ve hormonların düzenlenmesini sağlayan hipofizlere bağlı olarak testosteron hormonunda azalma ortaya çıkabilir.

Testosteron üretiminin en yoğun olduğu zaman dilimi ergenlik dönemidir. Bu yüzden ergenlik döneminde belirgin bir enerji artışı gözlenir. Otuzlu yaşlarda ve sonrasında ise testosteron üretiminde doğal olarak bir azalma yaşanır. İlerleyen yaşlarda testosteron üretiminin azalmasına bağlı olarak bir takım yakınmalar ve problemler açığa çıkabilir.

Erkekte doğuştan gelen testosteron üretimi azlığı kromozom bozukluklarından ve hipofiz bezinin tam olarak çalışmamasından kaynaklanır.

Testosteron seviyesindeki azalma sadece ileri yaşlarda görülen bir sorun değildir. Yoğun stres ve  devam eden bazı hastalıklar testosteron azalmasında etkili rol oynayabilir. Bu ve benzeri olasılıklarda kortizol salgılanması başlar. Yoğun stresin devam etmesi ve kronik hastalıklar devam ettiği sürece testost]]> Glukoz https://www.hormonlar.org/glukoz.html Wed, 19 Sep 2018 17:08:59 +0000 Glukoz, Karbonhidrat içeren maddelerin yapıtaşlarından biridir ve hücrelere enerji vermek ile görevlidir. Bir diğer adı kan şekeridir. Glukoz, 6 karbona sahip olan basit şeker olarak bilinir ve bitkilerin fotosentez tepkimeleri Glukoz, Karbonhidrat içeren maddelerin yapıtaşlarından biridir ve hücrelere enerji vermek ile görevlidir. Bir diğer adı kan şekeridir. Glukoz, 6 karbona sahip olan basit şeker olarak bilinir ve bitkilerin fotosentez tepkimeleri sayesinde sentezlenerek ortaya çıkar. Bütün canlı yaşamındaki en önemli maddelerden birisi olan glukoz, enerji üretiminde yer alan solunum tepkimelerinin gerçekleşmesini sağlamaktadır. 

Pirinç, unlu gıdalar, ekmek gibi karbonhidrat yapılı yiyecekler ve sebze-meyveler tüketildiği zaman vücut içerisinde bazı işlemlerden geçerek glukoz haline getirilir ve kan dolaşımına katılır. Bu şekilde kanda yer alan kan şekeri yani glukoz düzeyi yükselişe geçer. 

Bütün kan değerlerinde olduğu gibi glukoz değerinin de normalden daha yüksek olması veyahut daha düşük olması bazı sağlık sorunlarını beraberinde getirebilmektedir. 

Kanda Bulunması Gereken Normal Glukoz Değerleri Nedir

Normal, sağlıklı bir insanda bulunması gereken iki türlü glukoz (kan şekeri) değeri ölçülmektedir: bunlar açlık kan şekeri ve tokluk kan şekeridir. Kan tahlillerinde kısaca GLU olarak ifade edilmektedir. Glukoz değerlerinin normalden fazla olması hiperglisemi; normalden az olması ise hipoglisemi olarak adlandırılmaktadır. İşte normalde olması gereken glukoz değerleri:
  • Açlık Glukoz Değeri/Açlık Kan Şekeri (AKŞ): En az 8 saatlik açlık sonrası ölçülen glukoz değerinin 79-100 mg/dL arasında çıkması kişinin sağlıklı olduğunun göstergesidir. 100-125 mg/dL arası değer ölçülmesi kişinin glukoz intoleransı-gizli şeker (prediyabet) olduğunu gösterir. Kişinin glukoz değerleri diyabet teşhisi koyulabilecek kadar yüksek değildir ancak kişi sağlığına dikkat etmediği takdirde bir diyabet hastası adayıdır. AKŞ değeri 126 mg/dL'den yüksek çıkması kişide şeker hastalığı olduğunu gösterir ancak kesin teşhis için farklı zamanlarda birden çok ölçüm yapılması gerekmektedir.
  • Tokluk Glukoz Değeri/Tokluk Kan Şekeri (TKŞ): Tokluk glukoz değerleri yemek yendikten 2 saat sonra ölçülmedir. 140 mg/dL tokluk glukoz değeri için üst değer olarak değerlendirilir. 140 mg/dL ve 200 mg/dL arası değerler ise kişinin diyabete (şeker hastalığı) yatkın olduğunu gösterir. Ancak eğer TKŞ değeri 200 mg/dL'nin üzerine çıkarsa kişide diyabet hastalığının varlığı düşünülür ancak yine kesin teşhis için ölçümün farklı zamanlarda tekrarlanması gerekmektedir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki, tokluk glukoz değerleri farklı laboratuvarlara göre değişkenlik gösterebilmektedir. 
Hamilelikte Glukoz Testi

Hamilelik döneminde bazı kadınlarda hormon değerlerinin değişmeye başlaması ile insülin direnci ortaya çıkabilmekte, dolayısıyla glukoz değerleri de yükselebilmektedir. Bu nedenle hamile bayanlarda diyabet oluşumunu kontrol edebilmek amacıyla hamileliğin 24. ve 28. haftalarda glukoz yükleme adı verilen bir yöntem uygulanır. Açlık veya tokluk farketmeden uygulanabilen bu testte hamile olan bayana 50 gram glukoz içirilerek 1 saat bekletilir ve sonrasında glukoz seviyesine bakılır. Glukoz değeri 140 mg/dL altında çıkarsa kişinin hamilelik diyabeti hastası olmadığına kanaat getirilir. Ancak glukoz değeri 140 mg/dL üzerinde çıkarsa, kesin teşhis koyulabilmesi için gebe bayana 100 gr. glukoz içirilerek 3 saatlik ölçüm yöntemine başvurulur. Ölçümün doğru sonuç verebilmesi için şeker yüklemesinden sonra herhangi bir şey yenilip içilmemeli ve fiziksel aktivitelerden uzak durulmalıdır. 

Glukoz Yüksekliği (Hiperglisemi)

Glukoz yüksekliği, tıptaki ismi ile hiperglisemi; şeker hastalığı bulunan kişilerin sıklıkla yaşadığı bir durumdur. Bunun yanı sıra;
  • Pankreasında iltihaplanma olan veya pankreas kanseri olan kişilerde,
  • Böbreküstü bezlerinde bozukluk olan kişilerde,
  • Hipofiz bezinin fazla çalışmasına bağlı olarak aşırı büyüme hormonu salgılanan kişilerde,
  • Tiroid]]> Hipofiz Bezi https://www.hormonlar.org/hipofiz-bezi.html Thu, 24 Nov 2016 15:32:53 +0000 Hipofiz bezi; beyinde 2 lob halinde bulunmaktadır. Kafatasının ortasında burnun ise tam arkasındaki kemiğin içerisinde yer alan bir bezdir. Hipofiz bezi bir iç salgı bezidir ve görüntüsü itibarıyla kuru fasulyeye ben Hipofiz bezi; beyinde 2 lob halinde bulunmaktadır. Kafatasının ortasında burnun ise tam arkasındaki kemiğin içerisinde yer alan bir bezdir. Hipofiz bezi bir iç salgı bezidir ve görüntüsü itibarıyla kuru fasulyeye benzemekte olup, büyüklük olarak nohut tanesi kadardır. 


Hipofiz bezinin fonksiyonları nelerdir

Hipofiz bezi ön hipofiz bezi ve arka hipofiz bezi olmak üzere 2 kısımdan oluşur. Hipofiz bezinin görevleri de bu duruma göre değişiklik arz etmektedir. Fakat bezin genel yapısına bakıldığında vücut için yönetici gibi faaliyet gösterdiği anlaşılmaktadır. Yani vücudumuz için gerekli ön kısmından ise 6 tane hormon çeşiti salgılanmaktadır. Bu hormonlar sayesinde vücudumuzda bulunan salgı bezleri harekete geçerek kendisinden beklenilen işlevleri yerine getirir.   

Arka hipofiz bezi tarafından salgılanan hormonlar:

  • Oksitosin: Hipofiz bezinin salgıladığı oksitosin hormonu sayesinde annenin memesindeki sütün dışarı çıkması gerçekleşir. 
  • Antidiüretik hormon: Aynı zamanda tıp literatüründe vazopressin adıyla da anılır. Vücudumuzun su seviyesini dengeler. Böbreklerimize tesir ederek süzülen kanın hızla emilmesini gerçekleştirir. Diğer yandan damarların kasılma faaliyeti ve kalbimiz üzerinde de etkileri vardır. 

Ön hipofiz bezi tarafından salgılanan hormonlar:

  • Tiroid Stimüle Edici Hormon: Diğer adı ile TSH hormonu olarak bilinir. Bu hormon kana karışır ve tiroid bezine kadar giderek tiroid bezinin görevini yapmasına yardımcı olur. Tiroid hormonunun yapımı ve hormonun salgılanması, kandaki iyotun alınması gibi görevleri TSH hormonu ile sağlanır.
  • Kortikotropin hormon: Bu hormonun hipofiz bezinden salgılanabilmesi hipotalamusun CRH adı verilen hormonu salgılanması olayına bağlıdır. Stres, travma, oksijen yetersizliği gibi vakalar ACTH salgısını arttırır.
  • Süt salgılatan hormon: Halk arasında prolaktin olarak da bilinen süt hormonu stresli anlarda, göğüs duvarında hasar meydana gelmesinde ve hamilelik durumunda kanda yükselme eğilimine girer. Bu hormonun temel vazifesi süt salgısının oluşmasını başlatmaktır. Hamilelikte prolaktin seviyesi yüksektir ancak östrojen ve progesteron hormonları nedeniyle süt oluşmaz. 
  • Büyüme Hormonu: Yaş ilerledikçe azalan bu hormonun salgısı gece daha fazladır. Bu nedenle bu hormonun fazla salgılandığı saatlerde çocukların uykuda olması büyük önem taşır. Büyüme hormonu growth olarak da anılır. Büyüme hormonu kilo artışı, kan şekerinin yükselmesi gibi durumlarda daha az salgılanır. Hormon kana karışır ve IGF-1 hormonu salgılanmasına neden olur. Bu yüzden kemik ve kas gelişimi oluşur. Böylece büyüme çağında olanların boyu uzar. 
  • Follikül stimüle edici hormon ile lüteinize edici hormon: Son hipofiz bezi salgısı cinslerde üreme organlarına etki eden hormondur. Bu sayede cinsel hormonların meydana gelmesi, cinsel farklılık ve kadında yumurta, erkekte ise sperm gelişimini sağlar

]]> Bitkisel Östrojen https://www.hormonlar.org/bitkisel-ostrojen.html Thu, 24 Nov 2016 15:32:21 +0000 Bitkisel Östrojen, Östrojen hormonu kadınlar için son derece önemlidir. Çünkü kadınlarda östojen hormonu azalmaya yada eksilmeye başlandığı anda, kemik erimesi, erken menopoza girme ve ruhsal ve psikolojik olarak bir çok sorunun Bitkisel Östrojen, Östrojen hormonu kadınlar için son derece önemlidir. Çünkü kadınlarda östojen hormonu azalmaya yada eksilmeye başlandığı anda, kemik erimesi, erken menopoza girme ve ruhsal ve psikolojik olarak bir çok sorunun ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Özellikle menopoz döneminde azalma gösteren östrojen hormonu kadınlara çok fazla sıkıntı vermektedir. Kadınlar için çok önemli olan bu hormonun azalması ile dışarıdan sentetik hormonlar verilmeye başlar. Ancak bu sentetik hormonlar östrojen hormonunun yerini tutmadığı için bazı sıkıntılara sebebiyet verebilir. 

Bitkisel Östrojen Nasıl Sağlanır

Kadınlarda eksilmeye veya azalmaya başlayan östrojen hormonunu dışarıdan kapatmaya çalışmanın en iyi yolu bitkisel yollardır. Doğal yollarla östojen hormonu sağlamak sentetik hormonlar gibi vücuda zarar vermez ve kişinin üzerine çöken sıkıntıları ve baskıları azaltır. Soyadan elde edilen bitkisel östrojen hormonu, normal östrojen hormonuna göre, yan etkileri çok daha düşük olduğu yapılan araştırmalar da tesbit edilmiştir. Ayrıca yapılan araştırmalar sonucu soyanın östrojen hormonunu yükselterek olası bir meme kanserine karşı da koruduğu belirtilmiştir. Yapılan araştırmalarda soya ile beslenen kadınların toplumlarında meme kanseri riskine pek de rastlanılmadığı belirtilmiştir. Bu nedenle östrojen hormonunun salgılanmasında soya çok önemli bir ter tutmaktadır. 

Bitkisel Östrojen Deposu İçeren Bitkiler 

Anason : Anasonun ana maddelerinde belirli miktarlarda doğal östrojen ve östrojene benzeyen maddeler vardır. Anason östrojen hormonu eksikliğine bağlı olarak gelişen menopoz sıkıntılarına ve bunun yanı sıra uyku bozukluğuna, gaz şikayetlerine ve hazımsızlığa iyi gelmektedir. 

Maydanoz : Doğal bir östrojen hormonu deposu olan maydanoz, genelikle kadınların menopoz şikayetlerinde kullandıkları bir bitki türüdür. Kadınların  menopozun etkisini üzerinden atmalarına yardımcı olur. 

Civan Perçemi : Civan Perçemi de maydanoz gibi doğal bir östrojen deposudur ve kadınların menopozun etkisini üzerinden atmalarına yardımcı olur. 

Ada çayı : Ada çayı doğal bir östrojen hormonu deposudur. Östrojen hormonu eksikliğine bağlı olarak menopoz döneminde özellikle görülen ateş basmaları, sık sık gece terlemeleri gibi şikayetleri olan kadınların kullanmaları tavsiye edilir. 

Kızıl Dereli Otu : Son yıllarda yaygınlaşan ve üretimi Türkiye de de yapılan kızıl dereli otu, özellikle yaşça ilerlemiş kadınlarda östrojen eksikliğine bağlı olarak ortaya çıkan rahatsızlıkların giderilmesinde yardımcı olmaktadır. 

Oğul Otu : Oğul otu bitkisi kadınlarda östrojen hormonun salgılanmasını sağlayarak, östrojen eksikliğine bağlı olarak gelişen sıkıntıların ortadan kalkmasına yardımcı olmaktadır. Bu ot ile hazırlanan kür, sabah akşam devam edildiği zaman menopozun etkisi giderek azalmaya başlar. Östrojen hormonuna bağlı olarak ortaya çıkan hastalık ve sıkıntıların giderilmesinde de son derece etkili olan bir bitki türüdür.
]]>
Tarlusal https://www.hormonlar.org/tarlusal.html Thu, 24 Nov 2016 15:31:32 +0000 Tarlusal, bayanlar tarafından bazı durumlarda kullanılan bir ilaç çeşitidir. Tarlusal genellikle rutin adet kanamaları haricinde rahim içinde meydana gelen kanamayı önlemek, menapoz, sık yaşanan adet düzensizliğinin Tarlusal, bayanlar tarafından bazı durumlarda kullanılan bir ilaç çeşitidir. Tarlusal genellikle rutin adet kanamaları haricinde rahim içinde meydana gelen kanamayı önlemek, menapoz, sık yaşanan adet düzensizliğinin tedavisi ve hamilelik dışında çeşitli nedenlerle adet görememe gibi bir kısım şikayetleri bertaraf etmek için doktor tarafından tavsiye edilen bir ilaçtır. Yani tarlusal bir tür adet söktürücüdür. Tarlusal ön hipofiz hipofiz bezinin etkisiyle vücut tarafından salgılanan ve progesteron adı verilen cinsiyet hormonuna benzer nitelikte özelliklere sahip bir ilaçtır. 

Tarlusal kullanım şekli ve dozu:

Tarlusalın mutlaka bir uzman hekim kontrolünde kullanılması gerekmektedir. Tarlusal tablet şeklindedir ve etkili kalıcı bir tedavinin gerçekleştirilmesi için doktorun verdiği dozun düzenli olarak alınması gerekmektedir. Bol su ile içilmesi tavsiye edilir. İlaç adetin ilk gününden itibaren alınmaya başlanır ve yaklaşık 3 ay boyunca devam eder. Tarlusal ilacın kullanımı sırasında bazen düzensiz adet kanamaları meydana gelebilir. Ayrıca tedaviye ilk başlanıldığında birkaç gün içerinde de kanama gerçekleşir. Tarlusal kesinlikle doğum kontrol hapı gibi gebeliğe engel olan bir ilaç değildir. Bu nedenle de gebelik düşünmeyen hastaların kendi önlemlerini almaya devam etmeleri gerekmektedir. Bu hususa dikkat edilmesi gerekmektedir. Ayrıca hamile olan ya da hamilelik ihtimali olan bayanların tarlusal kullanmaması tavsiye edilir. Ayrıca ilaç kullanırken düzenli olarak göğüste kitle oluşumunun mevcut olup olmadığı el ile kontrol edilmelidir. 

Tarlusal yan etkileri nelerdir

Pek çok hastalığın tedavisi için önerilen ilaçta olduğu gibi bu ilacın da bir kısım yan etkileri bulunmaktadır. Bu yan etkiler ise hastadan hastaya değişiklik gösterebilmektedir. Genel olarak en sık rastlanılan yan etkileri aşağıdaki gibidir.
  • Doz aşımı ya da fazla kullanılması durumlarında bazı bayanlarda bünyesel yatkınlık ve diğer faktörlerin de eşlik etmesiyle damar tıkanıklığı meydana gelebilir. 
  • Hastada gebelik gibi bir bulgu söz konusu olmadığı halde göğüsten süte benzer bir maddenin gelmesi yine göğüste şişkinlik, aşırı duyarlılık ve ağrı hissedilmesi gibi yan etkiler de yaşanabilir.
  • Vücutta ödem ve sıvı oluşması baş gösterebilir. Bu duruma ise  kilo artışı, ellerde ve ayaklarda şişme eşlik edebilir.
  • İnsan vücudunda bir kısım ruhsal etkilere neden olabilir. Bu durumların başında ise uykusuzluk, depresyon, halsizlik, sersemlik hissi, şiddetli baş ağrısı, uyku hali gelmektedir. 
  • İlacın kullanılmasından itibaren cilt yüzeyinde bir takım reaksiyonlar oluşabilir. Bunlardan bazıları kurdeşen, kaşıntı, ciltte döküntü, kızarıklık, sivilce, saçlarda dökülme, vücudun bazı bölgelerinde kıllanma yaşanması halidir. 
  • Nadiren de balgamlı, kanlı öksürük, ya da göğüz bölgesinde ağrı hissetme, akciğere pıhtı atma gibi bazı göğüs hastalıkları baş gösterebilir.  
  • Görme kaybı ve görme bozukluğu oluşabilir.
  • Migren hastalığı meydana gelebilir. 
  • Yumurtalık oluşamaması ve yumurtalık ile rahim kanseri gibi kanser türlerine yakalanma riskinin artması şeklinde sayılabilir. 
Tarlusal kullanan hastaların yukarıda sayılan yan etkilerden birini ya da birkaç tanesini yaşaması halinde ilacın kullanımına hemen ara verilmesi gerekmektedir. Böyle bir durum karşısında istenmeyen ve telafisi güç durumlarla karşı karşıya kalmamak için en kısa sürede hekiminize başvurmanızda ise büyük yarar bulunmaktadır. 

Tarlusal ilacın kullanılmasında sakıncalı bulunan durumlar nelerdir

Hastalığın tedavisi için de olsa bazı hastaların tarlusal kullanması önerilmez. Bu nedenle tıbbi yardım almak için uzman hekime başvurduğunuzda hastalık öyküsünün ve sağlık ile ilgili diğer durumların doktora eksiksiz bir şekilde aktarılması gerekmektedir.]]> Kortizon https://www.hormonlar.org/kortizon.html Thu, 24 Nov 2016 15:30:50 +0000 Kortizon, böbrek üstü bezlerinden salgılanan ve vücutta her zaman belli oranda bulunan bir hormondur. Görevi vücutta, karbonhidrat ve yağ metabolizmasını düzenlemek olan kortizonun salgılanma oranı gün içinde değişkendir. Kortizon, böbrek üstü bezlerinden salgılanan ve vücutta her zaman belli oranda bulunan bir hormondur. Görevi vücutta, karbonhidrat ve yağ metabolizmasını düzenlemek olan kortizonun salgılanma oranı gün içinde değişkendir. Kortizon üretimi kilolu insanlarda zayıf olanlara oranla daha çoktur. Salgılanan kortizon oranı gün içinde kan basıncına, zamana ve vücut ısısına göre değişiklik gösterir. Kortizon daha çok sabah saatlerinde üretilir. Yoğun stres ve sinir yaşanan zamanlarda kortizon üretimi on kata kadar artabilir. Doğumun üçüncü haftasından itibaren kortizon üretimi başlar ve ölene kadar devam eder. Kortizon üretimi azaldığında veya hiç üretilemediğinde dışarıdan kortizon takviyesi gerekir.

Kortizon ilaçlarının tıbbi olarak kullanımının en önemli sebebi, antienflematuar etkisine yani iltihabi reaksiyonu gidererek, doku şişmesini önlemesidir. Kortizonun başka bir etkisi ise alerjiyi önleme tesirinin yüksek olmasıdır. Sodyum ve potasyum gibi elektrolitler ile suyun vücuttaki dengesi üzerinde kortizon önemli rol oynar. Başka bir önemli etkisi ise  bağışıklık sistemi üzerine yaptığı baskılamadır.

Kortizon ilaçları, uygulandıkları herhangi bir hastalığı tam olarak tedavi etmezler ancak yukarıda belirtilen etkilerinden dolayı tedavi sürecinde önemli rol oynarlar. Kortizon, çoğu hastalığa karşı tek tedavi seçeneği olarak kullanılır. Ancak tedavide hastaya uygulanacak kortizon oranı tedaviyi üstlenen hekim tarafından doğru bir şekilde ayarlanmalıdır. Kortizon bilinçsiz bir şekilde gelişi güzel kullanılması durumunda faydadan çok zarar verebilir. Bu yüzden hekimin hastayı iyi bir şekilde bilinçlendirmesi ve hastanın hekimin tavsiyelerine uyması gereklidir.

Kortizon tedavisi hangi hastalıklara karşı kullanılır

Kortizon, kan ile alakalı hastalıklar, kalp ve damar hastalıkları, tümör tedavileri, romatizmal hastalıklar, idrar yolu ve böbrek rahatsızlıklarında tedavi amacı ile kullanılır. Ayrıca, bağ dokusu ile alakalı hastalıklar, alerjik gelişen hastalıklar da, zehirlenmeler, göz rahatsızlıkları, şoklar, sıcak basmaları, vücutta gelişen bazı felçler, özellikle yüz felcinin başlangıç döneminde, bağışıklık sistemi sorunlarında ve ciddi astım krizlerinde kortizon tedavisi uygulanır. Kortizon pekçok hastalıklarda tek tedavi seçeneği olsa da gereğinden yüksek dozda alındığında ciddi komplikasyon ve hastalıklara yol açabilir.

Kortizon yan etkileri nelerdir

  • Adet düzensizlikleri,
  • Mide problemleri,
  • Psikolojik sorunlar,
  • Tansiyon ve şeker yükselmesi,
  • Kemik erimesi,
  • Göz kusurları (uzun süre devam eden kortizon alımı katarak oluşmuna neden olabilir),
  • Kas zayıflığı,
  • Tüylenme,
  • Kan düzeyinde artış
  • Gelişme bozukluğu,
  • Vücudun bazı alanlarında sıra dışı şişlik ve yağlanma,

Kortizon tedavisinin aniden kesilmesi addison krizine neden olabilir. Vücuda dışarıdan kortizon verildiği sürede böbrek üstü bezler kortizon üretmeyi keser. Kortizon kullanımının aniden bırakılması durumunda böbrek üstü bezlerinde de kortizon üretilmediğinden vücut kortizon eksikliği yaşar ve bu duruma addison krizi denir.

Kortizon diyeti, kortizon nedeniyle vücutta oluşabilecek ödemin atılmasına faydalı olabilir. Böbrek üstü bezleri tarafından kortizon, kan şekeri sentezini yaparak proteinlerin yapı taşlarına parçalanmasını sağlar. Dinlenme halinde dahi vücut kortizon üretmeye devam eder. Dinlenme sırasında 25-30 mg olan kortizon üretimi, kilo fazlası olan kişilerde daha yüksektir. Hastalık tedavisi amacıyla dışarıdan farklı dozlarda kortizon verilmesi durumunda, miktarın doğru yararlanamamasıyla birlikte, çeşitli yan etkiler ortaya çıkacaktır. Bu yüzden fazla kortizonun vücuttan atılması amacıyla beslenmeye özen gösterilmesi yani kortizon diyeti yapılması gereklidir. Bu şekilde kortizonun yan etkilerinden korunmak mümkün hale gelir.

Kortizon diyeti nasıl uygu]]> Tiroksin Hormonu https://www.hormonlar.org/tiroksin-hormonu.html Thu, 24 Nov 2016 15:30:14 +0000 Tiroksin Hormonu, tiroid bez tarafından salgılanan, tirozin aminoasitlerinden üretilen, iyot atomları içeren bir hormondur. Tiroksin, 2 adet tirozin aminoasitine toplam 4 tane iyot atomunun bağlanması ile oluşur. Tiroksin hormonu Tiroksin Hormonu, tiroid bez tarafından salgılanan, tirozin aminoasitlerinden üretilen, iyot atomları içeren bir hormondur. Tiroksin, 2 adet tirozin aminoasitine toplam 4 tane iyot atomunun bağlanması ile oluşur. Tiroksin hormonu büyüme, dolaşım sistemi, merkezi sinir sistemi ve kaslar üzerinde çeşitli etkileri olan çok yönlü bir hormondur. Tiroksin hormonu büyüme, dolaşım sistemi, merkezi sinir sistemi ve kaslar üzerinde çeşitli etkileri olan çok yönlü bir hormondur.

Tiroksin Hormonunun Etkileri

Bu hormon vücutta ısı üretimini arttırır ancak tiroksinin bunun dışında bir çok etki ve görevleri vardır.  İnsan organizmasının gerek bedensel gereksel zihinsel çalışma bakımından en durgun olduğu zamanlarda tükettiği enerji için gerekli metabolizma düzeyine bazal metabolizma denir. Tiroksin hormonu fazla salgılandığında bazal metabolizma yükselir, az salgılandığındaysa düşer.  Bazal metabolizması yükselmiş bir organizma  daha çok enerji üretir ve kullanır. Tiroksin hormonu etkisiyle organizmadaki yağlar, karbonhidrat ve proteinler enerji ham maddesi olarak kullanılır. Fazla enerji üretilen bir vücutta dış ortamın soğukluğuna karşı bir dayanıklılık gelişir.  Fazla enerji üreten bir  vücut, daha çok enerji maddesine gereksim duyar. Bu nedenle tiroksin hormonu bir yandan enerji üretimini arttırırken, diğer taraftanda enerji ham maddelerini çoğaltacak yollara baş vurur. Vücudun temel maddelerinden biri de proteinlerdir. Proteinlerin gerek yapımı gerekse yıkımı tiroksin hormonu etkisiyle çoğalır. Tiroksin hormonu büyümeyi sağlayan hormonlardan biridir. Tiroksin hormonunun az salgılandığı çocuklarda büyüme yavaşlar.  Tiroksin hormonu metabolizmayı hızlandırdığı için buna paralel olarak kan dolaşımını arttırır. Bunun sonucunda küçük ve kılcal kan damarları genişler, kalp kası güçlenir ve daha hızlı çalışmaya başlar. Fakat tiroksin fazlalığında, bu hormonun proteinleri yıkıcı etkisi nedeniyle kalp kası da zarar görür ve kalp yetmezliği tablosu gelişir.
Tiroksin hormonu az salgılandığında kemik iliğindeki kan yapımı etkinlikleri de yavaşlar ve anemi gelişir.  Tiroksin hormonu sinir sistemi üzerinde de çok etkilidir. Tiroksinin fazla salgılandığı durumlarda kişi bir süre sonra beyin çalışmalarından yorulur, uykusuzluk, sinirlilik, sıkıntı ve kuşkuculuk gibi rahatsızlıklar belirir. 
]]> Testis Hormonları https://www.hormonlar.org/testis-hormonlari.html Thu, 24 Nov 2016 15:29:04 +0000 Testis hormonları, Erkek hormonları olup, testosteron hormonu salgılamakla görevlidir. Hipofizden salgılanmakta olan FSH ve LH hormonları erkeklerde, sperm üretimini ve testesteron hormonun kontrolünü sağlamaktadır. Yet Testis hormonları, Erkek hormonları olup, testosteron hormonu salgılamakla görevlidir. Hipofizden salgılanmakta olan FSH ve LH hormonları erkeklerde, sperm üretimini ve testesteron hormonun kontrolünü sağlamaktadır. Yetişkin bir erkek bireyde her bir testisin ağırlığı 20'şer gram olup, boyutları 4.5-2.5 cm, hacmi ise 15-30 ml'dir. Ergenlik öncesi dönemde testisler 2 cm uzunluğunda ve 2 ml hacmindedir. Erkeklerin ergenlik dönemine girmesi ile birlikte, hacim artmaya başlar 15-19 yaş aralığındaki süreçte ise erişkin birey hacmine ulaşır. Yaşlanmaya bağlı olarak hacim ve boyutlar değişim göstermez.

Testis hormonları ne işe yarar

Testislerin asıl görevi  testosteron üretmektir. Testisler beyinde bulunan hipotalamus hipofize ne kadar testosteron üretilmesi gerektiğini bildirir. Böylece hipotalamustan  GnRH hormonu salgılanarak hipofize gelmektedir. GnRH hormonunun görevi, hipofizden FSH ve LH hormonarının salgılanmasıdır. Hipofizden salgılanmakta olan LH hormonu leyding hücrelerinden testosteron salgılarken, yine hipofizden salgılanan FSH hormonu ise seminifer tübül adı verilen kanallardan sperm üretimini sağlamaktadır. salgılanmış olan testosteron hormonu hipofizden LH hormonu salgılanmasını azaltır. FSH hormonunun etkisi ile inhibin ve aktivin hormonları salgılanır. İnhibin FSH hormonunun salgılanmasını azaltırken aktivin, hormonu artırmaktadır.

Testosteron hormonu erkeklerde salgılanmakta olan aynı zamanda seks hormonudur. Bir erkek bireyde bir günde 5-6 mg kadar testeteron üretilir. Testislerden testosteron salgılandıktan sonra kanda globuline bağlanır. Bağlanan bu kısma total testosteron denirken bağlanmayan kısmına serbest testosteron denilmektedir. Kanda serbest halde bulunan testosteronlar tüm testosteronların %1'lik kısmını oluşturmaktadır.

Testosteron erkeklik hormonunun diğer görevleri ise, erkeklerde sakal, bıyık ve vücutta bulunan kılların çıkması, ses kalınlaşması, penis ve testislerin büyümesi, boy uzaması ve kas gelişimini sağlamaktır. Erkeklerde libido(cinsel istek) ve ereksiyonun oluşması da testosteron hormonuyla gerçekleşir. Testosteron hormonunun çok büyük bir kısmı testislerde az bir kısmı ise adrenal bezde üretilmektedir.Normal erişkin bir erkek bireyde testosteron seviyesi sabah saatlerinde en yüksek düzeydedir. 

Testis hormonu (testosteron) düşük olursa,

Erkekler de seks isteğinde azama, ereksiyon olamama, sperm sayısında azalma, sperme bağlı olarak çocuk yapma kapasitesinde azalma, ve göğüslerde büyümeye neden olmaktadır. Yine bazı erkeklerin yaşamış olduğu sıcak basması, gece yaşanan terlemeler, konsantrasyon sorunu, uyku bozukluğu ve kolesterolde artış görülmektedir. Çok uzun sürelerden beri testosteron eksikliği olan erkeklerde vücut kılları ve kas kitlesi azalır, aynı şekilde saçta dökülme sakalda azalmalar, testislerde ise küçülme ve yumuşama oluşmaktadır. Daha genç olan erkeklerde testosteron azlığında ise, seste incelme, vücut kıllarının beklenenden az olması kas sisteminin zayıf olması ve penis ve testislerin büyümemesi durumları gözlemlenir. Yaşlılık döneminde ise zaten testosteron hormonun azalmasına bağlı olarak yukarda belirttiğimiz etkiler meydana gelmektedir.

   

        

]]>
Eşeysel Bezler https://www.hormonlar.org/eseysel-bezler.html Thu, 24 Nov 2016 15:28:35 +0000 Eşeysel Bezler; üreme sistemi hormonlarını salgılayan bezlerdir. Eşeysel bezler dişilerde ovaryum yani yumurtalık, erkeklerde ise testistir. Ergenlik dönemiyle birlikte aktifleşen eşeysel bezler hipofizden s Eşeysel Bezler; üreme sistemi hormonlarını salgılayan bezlerdir. Eşeysel bezler dişilerde ovaryum yani yumurtalık, erkeklerde ise testistir. Ergenlik dönemiyle birlikte aktifleşen eşeysel bezler hipofizden salgılanan FSH ve LH hormonları tarafından uyarılarak faaliyet gösterir. 

Yumurtalıklar yumurta, testisler ise sperm üretmelerinin yanında endokrin bez olarak da görev yaparlar. Yani eşeysel bezlerde tıpkı pankreas gibi karma bezlerdir. Eşeysel bezler östrojen, andojenler ve progesteron olmak üzere üç tipte steroid yapısı olan hormon salgılarlar. Bu hormonların tamamı hem erkeklerde hem de dişilerde üretilir ancak dişi ve erkekteki üretim miktarları farklıdır. Bu hormonlar genel olarak;

  • Büyüme ve gelişmeyi düzenlerler,
  • Üreme döngülerini, ikincil eşey özelliklerin çıkması ve eşeysel davranışları kontrol eder.
  • Bu hormonların salgılanması hipofiz hormonları olan FSH ve LH tarafından kontrol edilir.

Eşeysel bezler ve salgıladıkları hormonlar

Testisler

Embriyo döneminde karın boşluğunda gelişen testisler doğumdan önce penis altındaki skrotum denilen keselere yerleşirler. Testiste hormon üreten hücrelere Leyding hücreleri adı verilir. Bu hücrelerden salgılanan en önemli androjen ise testosteron hormonudur.

Androjenler (Testosteron)

  • Hipofizden salgılanan FSH ve LH hormonu etkisiyle testislerden testosteron hormonu salgılanır. 
  • Testosteron, spermlerin olgunlaşmasında, eşeysel organların gelişmesi ve işlerliğinin sürdürülmesinde görevlidir. 
  • Embriyo gelişiminin erken döneminde fetusun erkek olmasını sağlar.
  • Yağların kasa dönüşmesi ile iskelet kaslarının kütle artışına neden olur.
  • Ergenlik döneminde erkeklerde sakal ve bıyık çıkması, sesin kalınlaşması, kemik ve kasların erkeklere özgü biçimde gelişmesi gibi ikincil eşeysel özelliklerin oluşumuna neden olur. 
  • Ergenlikle beraber karşı cinse olan ilginin artmasına neden olur.
  • Mayoz bölünme ile sperm oluşumunun gerçekleşmesi için testislerin normal gelişimini sağlar.

Ovaryum (Yumurtalık)

Dişilerde karın boşluğunda yumru şeklinde iki tane yumurtalık bulunur. Yumurtalıklardan östrojenler ve progesteron adı verilen iki hormon salgılanır.

Östrojenler (Östrojen)

Hipofizden salgılanan FSH hormonu etkisiyle yumurtanın geliştiği keseciklerden ve LH etkisiyle sarı cisim tarafından salgılanır. Gebelik döneminde ise plasentadan salgılanır.

Östrojenler şu etkilere neden olur;

  • Progesteron ile beraber ovaryumun gelişmesini sağlar.
  • Ergenlik döneminde fazla miktarda salgılanması sonucunda sesin incelmesi, göğüslerin büyümesi, omuzların dar, kalçaların genişlemesi gibi ikincil dişilik özelliklerin ortaya çıkmasını sağlar.
  • Yumurta kanalı, uterus ve vajinanın büyüyüp gelişmesini sağlar.
  • Östrojen hormonu dişide mitoz bölünmeyi hızlandırıp döl yatağı duvarının kalınlaşmasını sağlar. Ses tonu ve vücut yapısının dişi özelliklerini göstermesi gibi ikincil eşeysel özelliklerin oluşmasına neden olur. 

Progesteron

Hipofiz hormonu LH’nin etkisi ile ovaryumdan salgılanır. Progesteron dişilerde şu etkilere sebep olur;

  • Döllenme sonucu oluşan zigot gelişip embriyo haline gelir. Embriyonun rahim içine geldiğinde döl yatağına tutunup gömülmesi gerekir. Bu nedenle rahim içinin kalınlaşması ve yumuşak bir doku halini alması lazımdır. Progesteron rahim içinin embriyonun tutunabileceği hale gelmesini sağlar.
  • Yumurta, yumurta kanalından geçerken beslenmesi gerektiğinden, progesteron etkisi ile yumurta kanalını kaplayan hücrelerde besin depolanmasını sağlar. Yumurta kanaldan geçerken besin ihtiyacının bir kısmını bu şekilde karşılar.
  • Progesteron gebelikte döl yatağında kas kasılmasını ve döl yatağı iç duvarının atılmasını önleyip gebeliğin sürmesini sağlar.

]]>
Tsh Normal Değerleri https://www.hormonlar.org/tsh-normal-degerleri.html Thu, 24 Nov 2016 15:27:36 +0000 Tsh normal değerleri, Tiroid hormonuna TSH adı verilmektedir. Beyinde hipofiz bezi tarafından salgılanan hormona ise tiroid hormonu adı verilir. Tiroid bezinden aşırı derece de hormon salgılandığı zaman kanda T3 ve T4 Tsh normal değerleri, Tiroid hormonuna TSH adı verilmektedir. Beyinde hipofiz bezi tarafından salgılanan hormona ise tiroid hormonu adı verilir. Tiroid bezinden aşırı derece de hormon salgılandığı zaman kanda T3 ve T4 seviyeleri artmaktadır. Böylece hipofiz bezinden salgılanmakta olan TSH hormon seviyesi de düşer. Tiroid bezi az hormon salgıladığında ise TSH hormonu seviyesi artar. Kanda bulunan T3 ve T4 hormonlarının seviyesine göre tiroid hormonu artar yada azalır.

Normal sayılan TSH değeri, 0.5-4.8Uu/ml arasındaki değerlerdir. TSH değeri bu değerlerin altına düştüğü zaman yada üzerine çıktığı zaman problem teşkil etmektedir. 

TSH değerleri düşük olursa,

Kişinin ruh hali oldukça sinirli olur, kilo kaybı en dikkat çekici özellikler arasındadır. Buna bağlı olarak çabuk yorulma, dikkat dağınıklığı, saçlarda ciddi olarak dökülme, sık sık idrara çıkma, uykusuzluk problemi, sıcağa karşı duyarlı olma halleri ve gözlerin ileri doğru çıkması gibi belirtiler olmaktadır. 

TSH değeri yüksek olursa,

Tiroid hormonu yükseldiği zaman bazı durumlarda TSH hormonu yükselir. T3 ve T4 normal görünse de tiroid hormonu hafif olarak yükselse bile tiroid yetmezliği oluşabilir. Zamanla T3 ve T4 hormonları düşüşe geçer, ve tiroid hormon düzeyi yükselir.

Tiroid hormonu yüksek olan kişilerde üşüme, halsizlik, yorgunluk, ciltte kuruma, saçlarda dökülme, kabızlık, kas ve eklemlerde ağrı şikayetleri, nabız artışı, adet düzensizliği, uyuklama hali, düzenli olarak kilo artışı ve cinsel isteksizlik görülmektedir.

Yetersiz tiroid (hipotiroidizm) en önemli TSH yüksekliği sebebidir. Çalışması yetersiz olan hormonlar için gereken tedavinin yapılmaması yada doktorunuzun verdiği ilacı düzenli kullanmamak tiroid yükselmesine neden olmaktadır. Yukarıda belirtilmiş olan şikayetler nedeni ile doktora gidildiğinde tiroid hormon düzeyini ölçmek için test yapılır. Ve TSH test sonucuna göre doktorunuz gerekli tedaviye başlar.    

  

      

]]>
Vitamin D3 https://www.hormonlar.org/vitamin-d3.html Thu, 24 Nov 2016 15:27:21 +0000 Vitamin D3; D vitamini kalsiyum ve fosforun sindirim yollarında kullanımı ve emilimi özellikle çocukların büyüyüp gelişebilmesi için önemli bir vitamindir. Çünkü kalsiyum ve fosfor kemik sağlığı için önemli bir mineraldır Vitamin D3; D vitamini kalsiyum ve fosforun sindirim yollarında kullanımı ve emilimi özellikle çocukların büyüyüp gelişebilmesi için önemli bir vitamindir. Çünkü kalsiyum ve fosfor kemik sağlığı için önemli bir mineraldır. D vitamini iki grupta incelenebilir. Bunlar D2 ve D3 vitaminleridir. Güneş enerjisi cildinizdeki bir kimyasalı D3 vitamine çevirir. D3 vitamini karaciğere ve oradan da böbreklere taşır. Böbrekler D3 vitaminini aktif D vitaminine dönüştürür. D3 vitamini dışarıdan alınan bir vitamin değildir. Ancak vücutta sentezlenmek zorundadır. Bu nedenle de gerçek anlamda bir vitamin sayılmaz. D3 vitamini kas zayıflığına karşı vücudu korur, kalp artışının düzenlenmesine yardımcı olur, bağışıklık sistemini kuvvetlendirir, kemiklerde kalsiyum birikimine yardımcı olur. Vücuda besinler yolu ile provitamin-D şeklinde alınır. Güneş ışınlarının etkisi ile deride D vitaminine dönüşür.

D vitamini nelerde bulunur;  d vitamini gıda olarak karaciğer, yumurta, balık, tereyağı, peynir ve mantarlar da bulunur.

D vitamini eksikliği ; D vitaminin yeterli alınmaması kalsiyum ve fosfor alınmasına bağlı olarak kemiklerin yumuşamasına sebep olarak kemik ve dış yapısının da bozulmasına sebep olur. Ayrıca D vitamini eksikligi çocuklarda raşitizme, yetişkinlerde ise kemik erimesi hastalığına neden olur. D vitamininin vücudu üst solunum yolları enfeksiyonu gibi çeşitli enfeksiyonlara karşı güçlendirerek gribe karşı korur. D vitamini eksikliği olan kişilerin doktor kontrolünde D3 vitamini almaları gerekir. Ancak vitamin D3 kullanan kişilerin kullandıkları doza çok dikkat etmeleri gerekir. Çünkü D vitamininin eksikliği kadar fazla doz kullanımı da sakıncalıdır.
]]>
Hematoloji Wbc https://www.hormonlar.org/hematoloji-wbc.html Thu, 24 Nov 2016 15:26:47 +0000 Hematoloji Wbc, Hematoloji, lenfoma, akut ve kronik lösemi multipl miyelom ile benzeri hastalıklar olmak üzere lenf sistemi, kemik iliği ve kan ile alakalı hastalıkları inceleyen bir bilim dalıdır. Hematolojik rahatsızlıkla Hematoloji Wbc, Hematoloji, lenfoma, akut ve kronik lösemi multipl miyelom ile benzeri hastalıklar olmak üzere lenf sistemi, kemik iliği ve kan ile alakalı hastalıkları inceleyen bir bilim dalıdır. Hematolojik rahatsızlıkların büyük bir bölümü, tedavisi hayati önem taşıyan hastalıklardır. Hematoloji kan değerlerini incelemektedir ve böylece WBC değerlerinide inceler. WBC ise, genellik ile kan tahlili sonuçlarında görebilen İngilizce, White Blood Cells yani Beyaz Kan Hücresinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma olarak tanımlanır. Tahlil raporlarında beyaz hücre sayımı, akyuvar sayımı veya Lökosit sayımı olarak da adlandırılır. WBC sayımı genellik ile tam kan sayımının bir parçası olarak yapılmaktadır. WBC testi başta vücudumuzda yer alan enfeksiyonlardan tutunda alerjiden lösemiye kadar pek çok hastalığın belirlenebilmesi için kullanılan bir kan testidir. Kas ağrıları, ateş, baş ağrısı, titreme ve diğer bazı belirtiler nedeniyle gidilen doktorlar enfeksiyon ihtimaline karşı WBC sayımı isteyebilmektedir. 

Normal Hematoloji Wbc Değerleri:
 Yetişkinlerde normal kabul edilen WBC değeri aralığı mikro litre  başına 4500-11000 beyaz kan hücresi olarak kabul edilir. Sayım sonuçları kan tahlili raporunda milimetre küp olarak 4,50-11,00 K/mm3 şeklinde yer almaktadır. Mikro litre başına 4000’den az beyaz kan hücresi WBC düşüklüğe, mikro litre başına 11000’den fazla beyaz kan hücresi WBC fazlalığına işaret etmektedir. Fakat bazı referanslarda normal WBC değerleri mikro litre başına 3500-10500 beyaz kan hücresi olarak verildiği için test sonuçları mutlaka doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Doktor tahlil raporundaki WBC değerlerini tam kan sayımında yer alan kırmızı kan hücresi, hemoglobin, hematokrit ve trombosit değerleri ile karşılaştırarak normal WBC değerinin ne olduğunu değerlendirmelidir.

15 yaş altı çocuklar ve bebekler için normal WBC değerleri ise şöyledir;

Prematüre: 9,00-30,00 K/mm3
0-1 aylık: 9,40-34,00 K/mm3
2-12 aylık: 5,00-19,50 K/mm3
1-3 yaş: 6,00-17,50 K/mm3
4-5 yaş: 5,50-15,50 K/mm3
6-15 yaş: 4,50-13,50 K/mm3


]]>
Lomber Ponksiyon https://www.hormonlar.org/lomber-ponksiyon.html Thu, 24 Nov 2016 15:24:00 +0000 Lomber ponksiyon, Sırt omurgası, omurilik ve omurilik sıvısından oluşmaktadır. Omurga iskeletini oluşturan küçük kemiklere de omur adı verilir. Omurganın iç boşluğuna yerleşmiş olan omurilik, beyin ve vücut aras Lomber ponksiyon, Sırt omurgası, omurilik ve omurilik sıvısından oluşmaktadır. Omurga iskeletini oluşturan küçük kemiklere de omur adı verilir. Omurganın iç boşluğuna yerleşmiş olan omurilik, beyin ve vücut arasındaki sinir ve duyuları taşıyan uzun bir yapıdan oluşmaktadır. Omurilik sıvısı ise, beyin ve omuriliği korumakta olan berrak bir sıvıdır. Tedavi veya tanı koymak amacı ile özel iğneler aracılığı ile çocukların bel kısmından girilerek beynin omurilik sıvısına ulaşılmasına lomber ponksiyon adı verilmektedir. 

Lomber ponksiyon işlemi neden yapılır

Beyin sıvısı örneği alındıktan sonra, bu sıvının incelenmesi ile menenjit ve bazı hastalıkların tanısı koyulmaktadır. Ve yine çocuklarda görülmekte olan bazı kanser türlerinde beyin ve omuriliğe yayılma durumu olup olmadığını anlayabilmek için lomber ponksiyon işlemi yapılmaktadır. Aynı zamanda lomber ponksiyon yapılırken sıvının dolaştığı boşluğa kemoterapi ilaçları da verilerek tedavide yapılmış olur. Şu anki tıp ve bilim koşullarında lomber ponksiyonun yerine kullanılabilecek başkaca bir tanı ve tedavi yöntemi bulunmamaktadır.

Lomber ponksiyon nasıl yapılmaktadır

Lomber ponksiyon yapılacak hastanın başka bir önemli rahatsızlığı, kullanmış olduğu ilaç, alerji durumları gibi sıkıntıları varsa mutlaka işlemi yapılacak doktora bilgi verilmelidir. Hasta mutlaka aç olmalıve psikoljik açıdan işleme hazırlanmış olmalıdır. Erişkin bireylerde 3. ve 4. bel omuru arasındaki boşluğa iğne ile giriş yapılır. Çocuklarda ise 4. ve 5. bel omurundan girmek daha kolay olmaktadır.

Hasta bacakları sarkık şekilde oturtulur, gövde öne eğik olacak şekilde bacaklarının üzerine bir yastık koyularak yastığa sarılması istenir. İşlemi yapacak olan hekim, omurların arasındaki boşlukları bulmak için her iki böğür dikenini birleştiren ve 4. bel omurunun çıkıntısından geçmekte olan bir çizgi ile belirleme yapar. Sonrasında iğne hafif olarak yukarı çekilerek başparmağa dayanan iğne önceden seçilen omur arası boşluktan 5 cm kadar kaydırılarak, 3. ve 4. omurlar arasında bulunan örümceksızar altı adı verilen boşluğa sokulur. İğne omurilik sıvısına ulaştığı zaman sıvı basıncı normal ise bu iğneden hemen hemen 60 damla kadar akmaktadır. Bu şekilde tüplere alınmış olan sıvı laboratuvara inceleme için gönderilir. Beyin omurilik sıvısının dolaşımı oldukça karışık olup, üretim, geri emilim, ve akım sürecinde ağır bozukluklar ortaya çıkabilmektedir. Beyin omurilik sıvısının dolaşımındaki bozukluklar tümör gibi çeşitli ciddi hastalıklara bağlı olabilmektedir. Lomber ponksiyon işlemi yapılacak bölgeye deri üzerinden anestezik krem sürülerek hastanın acı duyması engellenmektedir. Ve hasta kesinlikle hiç bir şekilde hareket etmemelidir. Hastanın hareket ettiği durumlarda omurilik sıvısı beklenen düzeyde berrak gelmeyebilir bu durum daha çok çocuk hastalarda olabilmektedir. Bu durumda işlemin tekrar edilmesinden başka yapılacak bir şey yoktur.  

Lomber ponksiyon yapıldıktan sonra nelere dikkat edilmelidir

İşlemin yapıldığı cilt derisi üzerine steril haldeki gazlı bez ile birkaç dakika bası uygulanır. Böylece kanama ve sızıntı engellenir. Bir bant yapıştırılarak bu kısmın en azından bir sonraki güne kadar temiz tutulması sağlanır. 24 saat sonra çıkarılabilir. Hastaya genel anestezi uygulanmış ise zaten doktorunuz size uymanız gereken konular hakkında mutlaka bilgi verecektir. İşlem bittikten sonra hasta en az 45 dakika sırt üstü yatar pozisyonda kalmalıdır. Ağrı olması durumunda doktorunuz size ağrı kesici bir ilaç verecektir.

Lomber ponksiyon işleminden sonra işlemin yapıldığı yerde kanama, kızarıklık, sıcaklık artışı ve enfeksiyon görülebilmektedir. Eğer bu sıkıntılar hastaneden çıktıktan sonra oluşmuş ise derhal doktorunuz ile irtibata geçip uygun bir tedavi şekli ile bu sıkıntılarınızın giderilmesini sağlayabilirsiniz.        

 

   

]]>
Serbest T3 https://www.hormonlar.org/serbest-t3.html Thu, 24 Nov 2016 15:23:25 +0000 Serbest T3, insanların boynun ön tarafında bulunan bezin ismi tiroiddir. Her insanda tiroid bezi bulunur. Serbest T3 tirioid bezi tarafından salgılanır. Tiroid hormonları gıda ve su ile aldığımız iyod mineralleri ile oluşur Serbest T3, insanların boynun ön tarafında bulunan bezin ismi tiroiddir. Her insanda tiroid bezi bulunur. Serbest T3 tirioid bezi tarafından salgılanır. Tiroid hormonları gıda ve su ile aldığımız iyod mineralleri ile oluşur. Yiyecek ve içeceklerden alınan iyod bağırsaktan kana karıştıktan sonra tiroid bezine ulaşır ve tiroid hormonlarını oluşmasını sağlar. Tiroid bezine karışan iyod, tirozin adlı aminoasitle birleşerek serbest T3 hormonun oluşmasını sağlar. Serbest T3 tiroid hormonun içerisinde 3 adet iyod molekülü bulunduğundan serbest T3 adı verilmiştir. Serbest T3 hormonu salındığında kan dolaşımı ile vücudumuzdaki  tüm hücre ve organlara girerek etki eder. Vücuttaki bütün hücreler tiroidin salgıladığı hormonlardan etkilenir. Tiroid bezinden iki farklı hormon salgılanır. Bu hormonların yüzde yirmisi serbest T3 hormonudur. Serbest T3 hormonu hücrelere girer. Serbest T3 hormonu kandaki proteinlere tutunarak dolaşımı sağlarlar. Serbest T3 hormonlarının bazıları proteinlere tutunmadan dolaşırlar, serbest şekilde bulunur. Serbest T3 kandaki değerine göre tiroid bezinin çalışması azalabilir veya çoğalabilir. Serbest T3 hormonu diğer hormona göre daha az üretilir.

Serbest T3 Ne İçin Vardır Serbest T3 bir hormondur. Tiroid bezi tarafından salgılanır. Tiroid tarafından oluşan hormonlar genelde kandaki proteinlere bağlı olarak işlerler. Fakat bazen proteinlere bağlı olmadan serbest olarak ta tiroid hormonu görülebilir. Bu serbest olan hormonlara serbest T3 adı verilir. Tiroid bezlerinin fazla serbest T3 hormonu salgılaması kandaki değerlerde artış görülmesine sebep olur. Tiroid bezi rahatsızlığı olan kişilerin kullandıkları ilaçların fazla kullanılması ile kanda serbest T3 hormonun salınması artabilir.

Serbest T3 Ne Zaman Azalır Serbest T3 aç kalındığı da veya diyet yapıldığında kalori azalımı sonucu azalma yapar. Serbest T3 uykusuz kalınan durumlarda azalma meydana gelir. Depresyon yaşayan kişilerde de aynı etkiler görülür. 

]]>
Ca 15 3 https://www.hormonlar.org/ca-15-3.html Thu, 24 Nov 2016 15:23:08 +0000 Ca 15 3: MUC-1 geninin ürünü olan bir protein olarak, hücrelerin birbirine tutunması, bağışıklık ve metastazdan sorumlu tutulmaktadır. Sağlam meme dokusuna göre, MUC-1 geni kanserli meme dokusunda daha yüksek konsantrasyonda bul Ca 15 3: MUC-1 geninin ürünü olan bir protein olarak, hücrelerin birbirine tutunması, bağışıklık ve metastazdan sorumlu tutulmaktadır. Sağlam meme dokusuna göre, MUC-1 geni kanserli meme dokusunda daha yüksek konsantrasyonda bulunmakta, bu sebeple bu genin ürünü olan  Ca 15-3 proteini meme kanserinde en sık kullanılan serum işareti olarak kullanılmaktadır. Serumda ölçülen konsantrasyonu >25 U/ml ise yüksek kabul edilmelidir. Serum Ca 15-3 düzeyi, meme kanserli hastaların ortalama yalnız %31’inde yüksek çıkar. Çünkü Ca 15-3 düzeyi tümör kütlesinin büyüklüğü ile orantılı olmaktadır. Evre 1’deki, yani tümörün 15 mm’den küçük olduğu hastaların yalnız %5‘inde yüksek bulunmakta, Evre 2‘deki hastaların %29’unda, Evre 3’teki hastaların %32’sinde, Evre 4’deki, yani organ metastazları olan hastaların %95’inde yüksek görülür. Tümör kütlesinin büyüklüğü ile alakası, Ca 15-3’ün meme kanserli hastalarda yüksek bulunması genellik ile hastalığın kötü gidişatına işaret eder.

Ca 15 3 ; Meme kanserli hastada tedaviye başladıktan hemen sonraki birkaç hafta içerisinde Ca 15-3 düzeyinin artış göstermesi beklenen bir durumdur ve hastalığın ilerlediği şeklinde yorumlanmaması gerekir. Tedavi sonrası takip sırasında Ca 15-3 düzeyinin zaman içerisinde tedricen artması ya da azalması, tek bir Ca 5 3 değerine göre çok daha anlamlı sayılır. Tedricen artma hastalığın ilerlediği nüks etmesi ya da uzak organ metastaz yapması, tedricen azalma ise hastalığın gerilediği yani tedaviye yanıt alındığı anlamına gelmektedir. 

Ca 15 3 değerleri nasıl olmalıdır; 

Ard arda ölçümlerde Ca 15 3 düzeyinde önceki değere göre %25’den daha yüksek oranda artma hastalığın ilerlediğini, %25’ten daha yüksek oranda azalma hastalığın tedaviye yanıt verdiğini gerileme gösterdiği, %25’ten daha az oranda azalma ise hastalığın durağan kaldığını düşündürmelidir. Ebette ki bu dönemde bulunun Ca 15 3 yüksekliklerinin anlamlı olabilmesi için tedavi öncesinde Ca 15-3 düzeylerinin bilinmesi ve referans alınması gerekir. Tedavi öncesinde bakılmamış ise, Ca 15 3’ün  tedavi sonrası takipte kullanılabilmesi çok zor bir durumdur. Organ metastazı olan hastalarda Ca 15-3 pozitif (>25 U/ml) ise 1 ay sonraki testte artma olasılığı %52, 3 ay sonraki testte artma olasılığı %85, 6 ay sonraki testte artma olasılığı ise %96 olmaktadır. Yani, meme kanseri tedavisi sonrası takipte olan bir hastada testin 1 aydan önce tekrarlanması pek anlamlı değilken, 6 aydan uzun test aralıkları da uygun görülmez. Tedavi sonrası takipte Ca 15-3 genellikle CEA ile beraber kullanılır ise de hassasiyeti CEA’dan daha yüksekti

]]>
Serbest Testosteron https://www.hormonlar.org/serbest-testosteron.html Thu, 24 Nov 2016 15:22:41 +0000 Serbest Testosteron: Hastalardan sıklıkla tahlili  istenen bir hormon testi olan serbest testosteron hastaların kanındaki testosteron miktarını gösteren değerdir. Testosteron erkek cinsiyetinde bulunan ve erkek vücudunun gelişmesind Serbest Testosteron: Hastalardan sıklıkla tahlili  istenen bir hormon testi olan serbest testosteron hastaların kanındaki testosteron miktarını gösteren değerdir. Testosteron erkek cinsiyetinde bulunan ve erkek vücudunun gelişmesinde önemli rol oynayan steroidtir. Erkeklerde ergenlik döneminde salgılanan testosteron  hormonu, çocukların seslerinin kalınlaşmasına, kas sistemlerinin gelişmesine,  cinsel organlarının büyümesine ve vücut tüylenmesine neden olur. Erkelerde ortalama 40 yaşlarına kadar testosteron hormonu çok fazladır kırklı yaşlardan sonra yaşa göre testosteron oranı düşmektedir. Kadınlarda ise erkeklere göre testosteron hormonu erkeklere göre daha azdır ve kandaki testosteron hormonu zaman içerisinde östradioleye dönüşmektedir. Testosteron hormonunun %80 kadarı kan içerisinde olur ve bir protein olan seks hormonu bağlayıcı proteinlere bağlı olarak bulunur. Geriye kalan %20 ise kan içerisinde başka bir protein olan albumine bağlı iken yüzde 1-4 kadarda kanda serbest halde bulunmaktadır. İşte bağlı olmayan bu hormona serbest testosteron denir.

Serbest Testosteron Düzeyi: Serbest testosteron düzeyi taşıyıcı protein olan SHGB düzeyinden hiç bir şekilde etkilenmez. Bu nedenden dolayı SHGB düşük yada yüksek olduğu durumlarda  toplam testosteron değeri yerine serbest testosteron değerine bakmak daha doğru olmaktadır. Hirşutizm ,Pkos, adrelan virilizan tümörler ve adrojen rezistansı  gibi durumlar kadınlarda ve erkeklerde serbest testosteron oranınını artırmaktadır. hipogonadizm ve P-450 gibi enzimler ise kandaki serbest testosteron seviyesini düşürmektedir. Testosteron hormonu fazla ve düşük olduğunda kişiler üzerinde olumsuz etkileri olmaktadır. 

Düşük Testosteron Kişi Üzerinde Yarattığı Etkiler:
  • Erkekte cinsel ilişki isteğinde azalma
  • Sperm sayısında azalma
  • Erkek cinsel organında sertleşme olmaması
  • Sıcak basması 
  • Sakal tıraşı olma sayısında azalma gözlenmesi 
  • Kemiklerde erime görülmesi 
  • Kas kütlesinde azalma görülmesi 
  • Çocuk yapma kapasitesinde azalma 
  • Memelerde büyüme görülür
Testosteron seviyesinin bu önemli sebeplerden dolayı erkeklerde kadınlara göre daha dikkatli ölçüm yapılması önemlidir. Testosteron üretimi erklerde testis iken kadınlarda yumurtalıkta üretilir.

Serbest Testosteron Testi Ne İçin Yapılır
  • Erkeklerde cinsel isteksizlik olması durumunda
  • Kısırlık olup olmadığını anlamada 
  • Sertleşme sorunu yaşayan erkeklerde
  •  Kadınlarda adet düzensizliği varsa
  • Testis tümörlerinde
  • Çocukların ergenliğe geç girdiklerinde
  • Hipotalamus ve hipofiz  rahatsızlıklarının tespitinde. 

]]>
Luteal Faz https://www.hormonlar.org/luteal-faz.html Thu, 24 Nov 2016 15:22:20 +0000 Luteal faz, anne adayının rahminin gebeliğe hazırlanmasını amaçlamaktadır. Kadınların adet döneminin ilk birinci yarısında henüz yumurtlama olayı gerçekleşmeden önce endometrium adı verilen yapı kalınlaşır. Fakat b Luteal faz, anne adayının rahminin gebeliğe hazırlanmasını amaçlamaktadır. Kadınların adet döneminin ilk birinci yarısında henüz yumurtlama olayı gerçekleşmeden önce endometrium adı verilen yapı kalınlaşır. Fakat bu kalınlaşma evresi çok üzün süren bir olgu değildir. İkinci yarının başlaması ile birlikte kalınlaşma da zamanla durağanlaşır. İşte adetin döneminin ikinci yarısında meydana gelen bu tıbbi vakaya tıp literatüründe luteal faz adı verilmektedir. Luteal faz olarak anılan bu evre genellikle tüm bayanlarda aynı süreyi kapsar. Bu süre ortalama olarak 14 günden oluşur. Luteal faz ile ilgili yaşanabilecek en belirgin rahatsızlık ise lüteal faz efekti olarak adlandırılan durumdur. 

Luteal faz efekti ne anlama gelir

Luteal faz efekti adet günü ile bir kıyaslama yapılması halinde bayanların rahminin içerinde bulunan ince tabakanın en az 2 daha geriden gelmesi durumu olarak tanımlanmaktadır. Luteal faz efekti kısırlığın temel nedenleri arasında sayılmaktadır. Özellikle iki adet döneminin arka  arkaya belirlendiği durumlar buna örnek olarak gösterilebilir. Ayrıca bazı hastalarda arka arkaya meydana gelen düşük durumlarında daha da fazla artış meydana gelmektedir. 

Luteal faz efekti hastalığının tedavisi mümkün müdür 

Luteal faz efekti hastalığı teşhisi konulan hastalar için bir an evvel ilaç tedavisine başlanılması gerekmektedir. İlaç ile tedavi için öngörülen süre yaklaşık 3 aydır. Verilen ilaç tablet şeklindedir ve ancak belirli periyotlarda kullanılabilir. Bu periyotlar hastaya göre değişiklik gösteren durumlar değildir. Ayrıca önerilen ilacın genel özelliği bir hormon ilacı olmasıdır. Aslında insan vücudu tarafından doğal olarak salgılanan progesteron hormonunun dışarıdan alınmasını sağlayan nitelikteki ilaçlardır.   

Luteal faz efekti durumunda ilacın kullanım şekline gelince; bayanlar adet görmeye başladığı günden itibaren 15 gün sayarlar ve tam olarak 15. gün ilacı kullanmaya başlarlar. İlk evrede 10 gün boyunca ilaç kullanılır. Sonra ara verilir. İkinci ve üçüncü adet döneminde de aynı şekilde tedaviye devam edilir. Tedavi süreci 3 ay olarak görülse de ilaç toplam olarak sadece 30 gün boyunca kullanılmaktadır. 
]]>
B Hcg https://www.hormonlar.org/b-hcg.html Thu, 24 Nov 2016 15:21:40 +0000 B Hcg, Hamile olmayan bir bayanda normal B Hgc seviyesi tam 0-10 miligramdır. Hamilelik dönemindeyken sperm yumurtayı dölledikten ilk yedi ve on iki gün sonrasında B Hcg oranı artmaya başlar. Böyle bir durum hamileliğin olduğunu B Hcg, Hamile olmayan bir bayanda normal B Hgc seviyesi tam 0-10 miligramdır. Hamilelik dönemindeyken sperm yumurtayı dölledikten ilk yedi ve on iki gün sonrasında B Hcg oranı artmaya başlar. Böyle bir durum hamileliğin olduğunu göstermektedir. Bu tespit kan veya hamileliğin ilerleyen süreçlerinde idrar tahlili ile yapılmaktadır. Hamilelik döneminde her gün sadece iki gün B Hgc seviyesi bir kat daha fazla artar eğer böyle bir artış görülmemekteyse problem var demektir. B Hgc deki bu yükselme hamileliğin son aylarına doğru bu değer azalır ve belli bir zaman sonrada sabit kalmaktadır. 

B Hcg Testi

Hamile olduğunuz anlayabilmek için anne adayını B Hcg testi ile hamileliği anlamak için anne adayının kanında bulunan B Hcg oranlarına bakmaktadır. Normal hamile olan bir bayanda ise bu değerler 0-10 miligram olur iken hamile olan bir kadında ise bu oran yumurtanın döllenmesinden tam bir hafta sonra çok hızlı bir biçimde artış göstermektedir. Bu yükselme iki günde bir kat daha artmaktadır. B Hcg testi ayrıca dış hamileliğinde anlaşılmasında oldukça önemli bir noktadır. Ultrason yöntemi kullanılarak yapılan muayene eğer anne rahminde kese gözlenmemekte ve çok kısa aralıklar ile yapılmakta olan B Hcg testlerinde devamlı bir yükseliş söz konusu değilse dış hamilelik olabilir. Bunların haricinde Mol hidatiform adı verilen rahatsızlık ta uygulanmakta olan cerrahi müdahale sonrasında iyileşme olup olmadığını da B Hcg test sonuçlarına bakılarak yapılmaktadır. 

B Hcg Değerleri

Hamile olmayan bayanlarda B Hcg seviyesi 0-10 miligramdır. Bunun sebebi ise hipofiz bezlerinde Lh salgılayan hücrelerde B Hcg hormonu salınır. Bu sebeple de hamile olmayan bir bayanın kanında tam 5-10 miligram seviyesine kadar ulaşan B Hcg vardır. Bu tip B Hcg durumu ile karşılaşıldığında hamilelik şüphesine kuşku ile bakılmaktadır. Sperm hücresi yumurtayı dölledikten hemen sonra hamilelik olunca B Hcg değeri devamlı yükselme gösterir. Normal olan hamileliklerde ise B Hcg oranında olan yükselme hamileliğin hakkında bize en sağlıklı bilgileri verir. B Hcg testi hamilelik sürecinde bebeğinizin sağlık durumunu değerlendirebilmek için çokta önemli değildir. Hamilelik döneminde bebeğinizin kaybettiğiniz durumlarda dahi anne adayının Plasentesinden çok düşük bir miktarda da olsa dahi Hcg hormonu salgılanmaya devam etmektedir. 




]]>
Ototrof https://www.hormonlar.org/ototrof.html Thu, 24 Nov 2016 15:21:29 +0000 Ototrof: İnorganik bileşikleri kullanıp, organik bileşikler denilen karışık ve uzun Molekül zincirlerini yapabilen canlılara ototrof denir.  Ototrof, Işık enerjisi ya da kimyasal enerji den yararlanarak, inorgan Ototrof: İnorganik bileşikleri kullanıp, organik bileşikler denilen karışık ve uzun Molekül zincirlerini yapabilen canlılara ototrof denir.  Ototrof, Işık enerjisi ya da kimyasal enerji den yararlanarak, inorganik nesnelerden kendi organik besinini yapabilen canlı türüdür. Bu canlılar, yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için gereksinimleri olan tüm organik bileşikleri, doğrudan inorganik bileşikleri sentezleyerek elde eder. Bu canlılar, karbondioksiti indirgeyerek organik bileşik sentezlerken, işlemin kimyasal karakteri nedeniyle enerjiye ihtiyaç duyarlar. Bu enerji, ışık; özellikle güneş ışığı yahut kimyasal enerjidir. Yeşil bitkilerin tamamı ototrof olup, ışıktan aldığı enerjiyi kimyasal enerjiye çevirir. Genellikle toprağa bağlı olduğu için yer değiştiremezler.

Ototrof Türleri: 

Ototroflar; Gerek duydukları organik besinleri kendisi sentezleyen canlılardır. Besin sentezlemesi yaparken kullandıkları enerjinin şekline göre iki tür ototrof canlı vardır. Bunlar;

Fotoototroflar: Klorofilleri yardımıyla ışık enerjisi kullanıp, organik besin sentez yapanlar. Klorofilli bakteriler, Mavi yeşil algler, Yeşil bitkiler, Kloroplast taşıyan protistalar ve birtakım bakteriler bu grup canlılarıdır.

Kemoototroflar: Güçlü oksidasyon enzimleri yardımıyla oksitledikleri inorganik nesnelerden (H,Fe,NH3,nitrit vb.) elde ettikleri kimyasal enerjiyi bu gruptaki bakteriler kullanır. Bu bakteriler Işık enerjisini kullanmaz. Sadece bazı bakteri türleri tarafından meydana getirilir. Klorofil ile kloroplastları yoktur. Kimyasal enerji yardımıyla CO2 ve H2O yu birleştirerek organik besin üretirler.

Ototrofla İlgili Görüşler:  

Bazı görüşlere göre dünyamızda meydana gelen ilk canlı ototrof olup, kendi besinlerini kendileri yaparlar. Ototroflar hem kendi besinlerini hem de öbür canlıların yararlanacağı besinleri ürettiklerine göre yapıları karmaşıktır. Canlıların oluşmuşları bu görüşe göre basit bir ortamda olmuştur. Ototroflar yapısal bileşik ve enerji ihtiyaçları için Fotosentez ya da kemosentez yöntemiyle inorganik moleküllerden organik moleküller yaparlar. Basit inorganik bileşiklerden organik bileşikler elde edilmesi evrimsel açıdan ileri bir basamak gibi görülür. Ancak günümüzdeki anlamında ototrofların, dünyanın oluştuğu ilk zamanlardaki gibi olumsuz ve alelade bir çevrede oluşması imkansız görülmektedir.

Bu yaklaşım kompleks organizmaları çok uzun bir zamanda basit canlıların oluşturduğu biçimde bir yaklaşım olan heterof görüşü ile çelişmektedir. Ototrof canlıların kendi gıdalarını kendileri yapacak halde karmaşık bir yapıya sahip olabilmeleri için milyonlarca yıllık bir evrimden geçmeleri gerekmektedir. Bu nedenle hetetrof hipotezi ile çelişir.

Bu yaklaşıma göre birinci hetetrof hipotezinde olduğu şekilde ilk atmosferde O2 nin bulunmayışı, canlı organizmalar ortaya çıkmadan önce inorganik nesnelerden organik maddenin oluşması gibi olayları söz konusu değildir.

Ototrof Ve Heterotrof Olanlar: 

Bu grupta yer alan canlılara en güzel misal böcekçil bitkilerdir. Böcekçil bitkileri azot bakımında fakir topraklarda yaşayıp,, topraktan alamadığı azotu böcekleri yakalayarak bunların proteinlerinden karşılar. Bu yönleriyle besini hazır olarak aldıkları için heterotrofturlar. Böcek yakalandıktan sonra böceğin sindirim enzimlerini dış ortama salgılayıp, yakaladıkları böceği sindirir. Sonra da böceğin amino asitlerini hücresine alırlar.

Böcekçil bitkiler bununla birlikte fotosentez yapıp, nişasta ve öbür karbonhidratlarını kendileri üretir. Bu yönleri ile besin ürettikleri içinde ototroftur.

]]>
Aşırı Kıllanma https://www.hormonlar.org/asiri-killanma.html Thu, 24 Nov 2016 15:08:01 +0000 Aşırı kıllanma, erkeklerde ve bayanlarda kıl çıkması normal olan üst dudak, göğüs, çene karın veya benzeri bölgelerde çıkması durumuna aşırı kıllanma olarak adı verilir. Bu şekilde kullanma çoğu zaman seyrek ve sa Aşırı kıllanma, erkeklerde ve bayanlarda kıl çıkması normal olan üst dudak, göğüs, çene karın veya benzeri bölgelerde çıkması durumuna aşırı kıllanma olarak adı verilir. Bu şekilde kullanma çoğu zaman seyrek ve sarı renk olmak yerine daha koyu ve kalın renklidir. 

Aşırı kıllanma nedenleri

Hormonlar: Aşırı kıllanma genellikle androjenler olarak adı verilen erkeklik hormonlarının normalden daha yüksek oranlarda olması ile de ilişkilidir. Bu hormonların normal seviyelerde olması aşırı kıllanmaya sebep olmaz. Fakat androjen hormonların yüksek olması durumunda hem aşırı kıllanma hem de akne, küçük göğüsler ve kalın ses gibi diğer belirtiler de ortaya çıkmaya başlamaktadır.

Genler: Aşırı kıllanma bazen ailede geçişlilik yapabilir. Eğer anne veya kız kardeşlerde varsa bireylerde de ortaya çıkma ihtimali söz konusu olabilir. Aynı zamanda Orta Doğu, Güney Akdeniz ve Asya bölgelerindeki insanlarda da daha yaygın görülür.

İlaçlar: Bazı ilaçların yan etkileri nedeniyle vücut sisteminin hormon seviyelerinde değişikliklere sebep olduğu için yüz bölgesi ve vücudun diğer bölgelerinde istenmeyen tüylenmelere sebebiyet verebilir. 

Aşırı kıllanmanın tedavi yöntemleri 

Kilo verme: Aşırı kilo olduğunda kilo verilmesine bağlı olarak vücutta erkeklik hormonları daha az salınacak ve böylece aşırı kıllanmanın da önüne geçilmiş olacaktır.

Tıraş: Bir jilet ya da elektrikli tıraş makinesi ile istenmeyen tüylerden kolayca kurtulmak mümkündür. İnatçı kıllanmalar için günlük tıraş olmak gerekebilir. Eğer jilet kullandıktan sonra yanma şikayeti oluşursa yatıştırıcı kremler kullanabilir.

Ağda: İstenmeyen tüylerden kökü ile beraber kurtulmanın diğer yollarından birisi de ağda kullanmaktır. Bakım ve güzellik salonlarında yapılabildiği gibi evde de yapılabilir. Ağda bandı ilgili bölgeye yapıştırıldıktan sonra hızlıca çekilmelidir. Kızarıklığa ve ağrılara neden olabilir.

Kremler: Tüy dökücü kremler içindeki güçlü kimyasallar sayesinde etkili bir çözüm sağlamaktadır. İlgili bölgeye uyguladıktan sonra belli bir müddet bekleniyor ardından daha sonra temizleniyor. Krem tüylerle birlikte temizlenir gider. 

Lazer epilasyon: Lazer teknolojisinde ışınların yaydığı ısı, tüylerden kurtulmayı sağlıyor. Fakat birden fazla seans tekrarlanması gerekecektir. Ayrıca zamanla yeniden kıllanma durumu da tekrar gelişme  gösterebilir. Lazer ışınları kıl köklerine odaklanır. O yüzden canı acıtabilir ve ciltte yara izlerine sebep olabilir.

İlaçlar: Doktorlar vücutta kılların büyüme şeklini değiştirebilmek için ilaç reçete edebilir. İlacı kullanmayı bıraktığınızda kıllanma tekrar başlayacaktır. Kısacası ilaçlar sadece kullanıldığı sürece baskılama yapar.

]]>
Acth https://www.hormonlar.org/acth.html Thu, 24 Nov 2016 15:05:19 +0000 Acth testi, kandaki acth ( adrenokortikotropik hormon) seviyesini ölçmektedir. Bu hormon böbreküstü bezlerini kortizol üretmesi için uyarmaktadır. Acth ölçümü ile böbreküstü bezlerinin fonksiyonu veya hipofiz bezinin fonks Acth testi, kandaki acth ( adrenokortikotropik hormon) seviyesini ölçmektedir. Bu hormon böbreküstü bezlerini kortizol üretmesi için uyarmaktadır. Acth ölçümü ile böbreküstü bezlerinin fonksiyonu veya hipofiz bezinin fonksiyonu hakkında fikir sahibi olunmaktadır. Kişide anormal kortizol seviyesi tespit edildiğinde bunun sebebinin ortaya konması için acth testi de istenmektedir.

Acth nereden salgılanır

Acth, hipofiz bezinden salgılanmaktadır. Acth salgılanmasında hipotalamustan salgılanan kortikotropin salgılatıcı hormonun etkisi bulunmaktadır. Acth salgısı gün boyu değişiklik göstermektedir. Günün erkek saatlerinde ( sabah 6-8 arası) en yüksek düzeyde olan acth, akşam (18-23 arası) en düşük seviyesine inmektedir.

Acth testi için gerekli örnek nedir

Test genellikle koldan alınan kan örneğinden yapılmaktadır.

Acth testi neden yapılır

Böbreküstü bezleri ile ilgili problemlerde, hipofiz bezi ile ilgili durumlarda, cushing sendromunun tespitinde, addison hastalığının (böbreküstü bezi yetmezliği) tespitinde, anormal kortizol düzeyinin varlığında acth testi yaptırılması istenebilmektedir.

Acth testi normal değerleri nelerdir

Hastanın kandaki acth düzeyleri sabah 80pg/mL’nin altında, akşam ise 50 pg/Ml’nin altında olmaktadır. Değerler testin yapıldığı laboratuvara, kullanılan metoda ve testin yapıldığı cihaza göre değişiklik gösterebilmektedir.

Yüksek değerler ne ifade eder

  Yüksek değerler, duygusal veya fiziksel stres, kısa süre önce geçirilmiş ameliyat olabilir. Addison hastalığı, cushing hastalığı, vücutta acth üreten bir tümör bulunduğu zaman ve hipofiz bezi tümörü gibi yüksek değerler ifade etmektedir.

Düşük değerler ne ifade eder

 Vücuttaki hipofiz bezinde hasar, böbreküstü bezi tümörüne bağlı kortizol üretiminde artma (cushing sendromu) ve kortizon kullanımı gibi düşük değerlerden oluşmaktadır.

Testin sonucunu etkileyen faktörler nelerdir

kortikosteroid, östrojen veya spironolakton gibi ilaçların kullanılması, amfetamin, lityum, insülin, levodopa gibi ilaçların kullanılması, kişinin hamile olması, kişi adet döneminde olması, ciddi bir yaralanma geçirmesi, fiziksel ve duygusal olarak stresli olunması ve bir hafta öncesinde radyoaktif madde kullanılarak yapılmış bir işlem yapılan bu acth testi sonucunda kişi etkilenmektedir.  Sağlıklı günler dilerim. 

]]>
Serbest T4 https://www.hormonlar.org/serbest-t4.html Thu, 24 Nov 2016 13:56:04 +0000 Serbest T4, T3 ile birlikte kanda bulunan tiroid hormonlarının düzeyini ölçmek amacıyla kullanılan testler arasında yer almaktadır. Bu test, tiroid bezinin nasıl çalıştığını gösterir. Boynun ön kısmında yer alan tiro Serbest T4, T3 ile birlikte kanda bulunan tiroid hormonlarının düzeyini ölçmek amacıyla kullanılan testler arasında yer almaktadır. Bu test, tiroid bezinin nasıl çalıştığını gösterir. Boynun ön kısmında yer alan tiroid bezi, Tiroid Uyarıcı Hormon’un etkisiyle harekete geçer ve tiroid hormonları olan T3 ve T4 hormonlarını üretir. Tiroid hormonları, beynin gelişiminden vücudun enerji harcamasına kadar pek çok olayda görev almaktadır. Tiroid fonksiyon testleri şeklinde de adlandırılan tiroid hormon testlerinin kısa isimleri T3 ve T4’dür. T3; triiyodotironin kelimesinin kısaltmasıdır ve 3 iyot bulunduran tironin molekülü anlamına gelmektedir. T4 ise 4 iyot bulunduran molekül demektir ve tetraiyodotironin kelimesinin kısaltmasıdır. Tiroid hormonları kanda proteinlere bağlı şekilde görüldüğü gibi serbest olarak da bulunmaktadırlar. Kanda yer alan toplam T4 miktarına “Total T4” adı verilirken; proteinlere bağlı olmayıp, serbest halde görülen T4 ise “Serbest T4” ya da İngilizce adı ile “Free T4” şeklinde isimlendirilmektedir. 

Serbest T4 Nereden Salgılanmaktadır ve Serbest T4 Testi Nasıl Yapılır 

T4 ismi verilen hormonlar, boynun ön kısmındaki kelebek biçimli tiroid bezi tarafından salgılanırlar. Hipofizden salgılanan Tiroid Uyarıcı Hormon ise T4 hormonlarının salgılanmasını kontrol etmektedir. T4 testleri ise çoğunlukla koldaki bir toplardamardan alınan kan örneğinde yapılmaktadır. T4 testleri; 
  • Anormal Tiroid Uyarıcı Hormon değerlerinin ardından, 
  • Tiroid fonksiyonlarının belirlenmesi amacıyla, 
  • Tiroid bezinin fazla çalıştığının anlaşılması için, 
  • Kalp çarpıntısı, uyku problemi, kilo kaybı, ellerde titreme, zayıflık ve benzeri belirtilerin nedenini araştırırken,
  • Tiroid bezinin fazla çalışması nedeniyle yapılan tedavinin sonuçlarını gözlemleme esnasında kullanılmaktadırlar. 
Serbest T4 ve Total T4 Testlerinin Normal Değerleri Nelerdir

Verilen değerler yaklaşık sonuçlar olup; testin yapıldığı laboratuvara, kullanılan metoda ya da testin yapıldığı cihaza bağlı olarak değişiklik gösterebilmektedir.

Serbest T4: 
  • 0.7-2.0 ng/dL değerleri arasındadır. 
  • Total T4:
  • Yetişkinlerde; 5.4 - 11.5 mcg/dL değerleri arasında,
  • Çocuklarda; 6.4 - 13.3 mcg/dL değerleri arasında,
  • Bebeklerde ise; 11.8 - 22.6 mcg/dL değerleri arasındadır.
T4 Testlerinin Yüksekliği Ne İfade Eder
  • Tirod bezinin gereğinden fazla çalıştığını,
  • Tiroid bezi az çalışan kişilerde tiroid ilacını fazla oranlarda aldığını,
  • Graves hastalığı, guatr ya da tiroidit olduğu anlamlarına gelebilmektedir.
T4 Testlerinin Düşüklüğü Ne ifade Eder
  • Tiroid bezinin gereğinden az çalıştığını,
  • Hipofiz bezi hastalıklarının olduğunu,
  • Tiroid bezi hasarının meydana gelmiş olabileceğini göstermektedir.
 T4 Testlerinin Sonuçlarını Etkileyen Faktörler Nelerdir
  • Östrojen, kortikosteroid, progesteron, doğum kontrol hapı ve benzeri ilaçların kullanılması,
  • Aspirin, heparin ya da varfarin benzeri kanı sulandıran ilaçların tüketilmesi,
  • Fenitoin, karbamazepin gibi antikonvülsan ilaçların kullanılması,
  • Lityum kullanılması,
  • Karaciğer hastalıkları,
  • Sistemik rahatsızlıklar,
  • Hamilelik,
  • Stres.
T4 Testlerinden Önce Nelere Dikkat Edilmelidir

Tiroid hormonlarında değişikliğe sebep olan ilaçları kullanan kişiler bu ayrıntıyı testleri isteyen doktora kesinlikle belirtmelidirler.
]]> Tembel Tiroid https://www.hormonlar.org/tembel-tiroid.html Thu, 24 Nov 2016 13:51:49 +0000 Tembel Tiroid, Tiroid tembelliği ya da tiroid bezi yetmezliği kalıtım mikroplar, vücudun yaşlanması, iyot eksikliği veya iyot fazlalığı ve kullanılan bazı ilaçların yan etkisi nedeniyle oluşabilmektedir. Tiroid bezi tembe Tembel Tiroid, Tiroid tembelliği ya da tiroid bezi yetmezliği kalıtım mikroplar, vücudun yaşlanması, iyot eksikliği veya iyot fazlalığı ve kullanılan bazı ilaçların yan etkisi nedeniyle oluşabilmektedir. Tiroid bezi tembelliğinin ya da yetmezliğinin en sık olan sebebi hashimoto hastalığı geçirmektir. Hashimoto hastalarının hemen tamamında hipotiroidi kalıcı olarak yerleşmektedir. Bu hastalıkta tiroid bezi, nedeni bilinmeyen bir şekilde küçülür ve hormon yapacak hücreler azalmaktadır. Sonucunda tiroid hormonu az yapıldığından tiroid yetmezliği ortaya çıkmaktadır. Tiroid tembelliği yapan diğer bir nedeni ise iyot yetmezliğinden oluşmaktadır. tiroid hormon yapımı için gerekli olan iyodun her gün yeteri kadar gıda ve su ile alınması gerekmektedir. Çok az iyot alındığında tiroid hormonları yapılmamaktadır ve tiroid yetmezliği ortaya çıkmaktadır. Eğer idrar iyonu 45 ug/ gün ’den az ise hasta olan kişide iyot yetmezliği bulunmaktadır. Selenyum yetmezliği de tiroid hormon yetersizliğine neden olabilmektedir. Ülkenin bazı bölgelerinde selenyum yetmezliği bulunmaktadır. Graves hastalığı denilen tiroid bezinin fazla çalıştığı bir hastalığın tedavisinde yapılan radyoaktif iyot tedavisi denilen tiroid bezinde  problem yaşadığından tedaviden bir kaç ay sonrası veya ilk yıl içinde tiroid bezi yetmezliği ortaya çıkmaktadır.

Tiroid tembelliğine katkıda bulunan beslenme bozuklukları nelerdir

Kişinin gıdalarla ve içilen suyla çok az iyot alması, sessiz tiroid hastalığı varken aşırı iyotlu tuz yenmesi, yağ asit eksikliği ve protein yetersizliğinin olması, flor ve kloru fazla su içilmesi, karbonhidratlı gıdalarla çok beslenilmesi, iyot eksikliği olan kişilerin fazla soya fasulyesi veya soya yağı tüketmeleri,  insan vücudunda manganez eksikliğinin oluşması,  kişinin sigara içmesi,  selenyumun az alınması, vücutta çinko eksikliği, kadmiyum zehirlenmesi ve iyot eksikliği olan menopozdaki bir kadının sıcak basmaları için soyadan elde edilen isoflovan ilacı alması gibi beslenme bozuklukları meydana gelmektedir.  Sağlıklı günler dilerim.

]]>
Hba1c https://www.hormonlar.org/hba1c.html Wed, 23 Nov 2016 18:31:35 +0000 Hba1c, testi, glikoza bağlanmış hemoglobin (a1c) bileşenini ölçmektedir. Böylece kan plazmasındaki glikoz şekeri yoğunluğunu tespit etmeye yaramaktadır. Kan testi sonucunda okunan hba1c anlık kan şekerini değil, son üç Hba1c, testi, glikoza bağlanmış hemoglobin (a1c) bileşenini ölçmektedir. Böylece kan plazmasındaki glikoz şekeri yoğunluğunu tespit etmeye yaramaktadır. Kan testi sonucunda okunan hba1c anlık kan şekerini değil, son üç ayın ortalama şeker değerini vermektedir.

Hba1c normal değerleri nedir

Hba1c normal değerleri 3,5%-5,7% arasında olmalıdır. Bu değer tüm hemoglobinler arasındaki hba1c yüzdesini vermektedir. Kişide günlük şeker dalgalanmaları olsa bile orta vadeli kan şekeri hakkında fikir vermektedir. Farklı test tekniklerinde değişkenlik gösterebilmektedir. Bu yüzden tahlil sonuç kağıdındaki değerlere uyulması gerekmektedir.

Hba1c yüksekliği ne anlama gelir

Şeker hastalığı teşhisi konulmamış kişilerde 5,7%-6,5% arasında çıkan hba1c, potansiyel şeker hastalığı riski anlamına gelebilmektedir. %7 ve daha yüksek değerlerde şeker hastalığı tanısı konulmaktadır. Şeker hastası teşhisi olan kişilerde görülen hba1c yüksekliği (7% yukarısı) hastalığın kontrol altında tutulmadığını göstermektedir.

Hba1c yüksekliği neden olur

Şeker hastalığı; Gıdalardan alınan enerji, insülin adı verilen hormon sayesinde hücreler tarafından emilerek kullanılabilmektedir. Bedenin yeterli miktarda insülin üretemediği durumlarda şeker hastalığı ve hba1c yüksekliği görülmektedir. Şeker hastalığına davetiye çıkaran faktörler şunlardır:  genetik faktörler, aşırı kilolu olmak ve yüksek kalorili yiyeceklerle beslenilmesi, hareketsizlik, karaciğerde anormal miktarda üretilen glikoz, metabolik sendrom, 4 kilo üzeri olan bir doğum yapmak,  kişide oluşan yüksek tansiyon, bağışıklık sisteminin hata ile beta hücrelere  saldırması, bazı zararlı mikroorganizmalara veya toksin içeren çevreye maruz kalmasından dolayı şeker hastalığı oluşabilmektedir.

Bazı hastalıklar; Cushing sendromu; kortikosteroit hormonların aşırı salgılanması, feokromositom: böbreküstü bezi kaynaklı tümör olması ve kortikosteroit tedavileri hba1c yüksekliğine neden olmaktadır.

Sahte yükseklik; Vücutta oluşan böbrek yetmezliği, uzun süreli ve aşırı miktarda alkol  içen kişiler, hipertrigliseridemi: kanda bulunan bir tür yağın seviyesinde artış olması,  vücuttaki demir yetersizliğinden kaynaklanan anemi ve b12 veya folat eksikliği olan etkenler kan şekerinde yükselmeye neden olmasada bazı etkileri yüzünden sahte hba1c yüksekliğine neden olabilmektedir.

Hba1c yüksekliği tedavisi

Kişinin hareket etmesi gerekmektedir. Haftanın beş günü yarım saat süre ile orta tempolu egzersiz yapılmalıdır. Basit bir şeker içeren gıda tüketilmemelidir. Kalori alımının azaltılması gerekmektedir. Sağlıklı olunabilmesi için dengeli beslenilmelidir. Yemeklerde öğün atlanılmamalıdır. Kişiye en uygun diyet programı hangisi ise profesyonel destek alması gerekmektedir. Şeker hastalığı tanımı konulduysa doktorun önerdiği beslenme programına, ilaçların düzenli olarak kullanılmaya özen gösterilmelidir.

Hba1c düşüklüğü ne anlama gelir

Normal  bir seviyenin altındaki (3,5%) hba1c genellikle vücuttaki  kansızlıkla ilgili bir sorun olduğu anlamına gelmektedir.. Hipoglisemi (şeker düşüklüğü) ile yakın anlamada kullanılabilir. Hba1c düşüklüğü olan kişinin ölümcül durumlarda yaşam oranlarının düştüğünü gösteren bir çalışma yapılmıştır.

Hba1c düşüklüğü neden olur

Hipoglisemi; kanda anormal miktarda düşük glikoz seviyesine neden olan bir hastalıktan oluşmaktadır. şeker hastalığı ilaçlarının anormal yüksek dozda kullanılmaları,  verilen diyet programında öğün kaçırılması veya aşırı egzersiz yapmaları,  kişi aç karnına alkol alması veya aşırı miktarda alkol tüketmesi durumunda şeker hastalarında ortaya çıkabilecek hipoglisemi hba1c düşüklüğüne neden olmaktadır. 

]]>
Hormon Düzenleyici https://www.hormonlar.org/hormon-duzenleyici.html Wed, 23 Nov 2016 17:44:20 +0000 Hormon düzenleyici, kişinin vücut düzenini sağlayan hormonlar, vücudun düzenli çalışmasına yardımcı olurlar. Hormonlarda yaşanan bozukluklar kişide ciddi anlamda sorunlara yol açabilir. Hormon bozuklukları ya da d Hormon düzenleyici, kişinin vücut düzenini sağlayan hormonlar, vücudun düzenli çalışmasına yardımcı olurlar. Hormonlarda yaşanan bozukluklar kişide ciddi anlamda sorunlara yol açabilir. Hormon bozuklukları ya da dengesizlikleri neredeyse tüm insanlarda görülebilen bir sorundur. Aşırı tüylenme, dengesiz tüy çıkması, aşırı kilo hormon bozukluğu belirtileri arasındadır. Bunun haricinde kadınlarda adet düzensizliği, adet dışı kanama, sivilcelenme, ödem, üreme problemleri hormon dengesizliği belirtileri arasındadır. Hormon problemi yaşayan kişilerin ilk olarak bir hekime başvurması gerekir. Hekim hormon düzenleyici olarak hastaya bazı ilaçlar reçete edebilir. Hormon takviyesiyle hormonlar düzenlenebilir. Bunun haricinde bazı bitkilerden de yardım alınarak hormon düzenlemek mümkün olur. Eğer hormon düzenleyici olarak doktor ilaç reçete etmişse bitkiler kullanılmadan önce mutlaka doktora danışılmalıdır.

Hormon düzenleyici olarak kullanılabilecek bitkiler

  • Yabani pirinç, arpa, esmer pirinç, karabuğday, müsli, çavdar, darı, yulaf gibi bitkiler hormon düzenleyici olarak kullanılabilir.
  • Tüm fasulye çeşitleri, börülce, mercimek, nohut, soya fıstığı, bezelye ve tofu gibi bitkilerin düzenli tüketimiyle hormonlar düzenlenebilir.
  • Patates, mantar, keten tohumu, yeşil yapraklı sebzeler, susam, haşhaş, ay çekirdeği gibi besinlerde hormon düzenleyici etkiye sahiptir.

Hormon düzenleyici aslan pençesi otu: Aslan pençesi otu hormon düzensizliği nedeniyle yaşanan problemlere karşı iyi gelir. Adet döneminde yaşanan düzensizlikler için uzmanlar tarafından tavsiye edilmektedir. Bunun yanı sıra tüylenmeye karşı da kullanılabilen bir bitki çayıdır.

Hormon düzenleyici aslan pençesi çayı nasıl hazırlanır

1 su bardağı su kaynatılarak içine 1 şeker kaşığı kurutulmuş testere dişli aslan pençesi otu eklenir. Karışım 10 dakika kadar kısık ateşte kaynatılır. Kaynama süresi tamamlandıktan sonra ılımaya bırakılır. Ilıyan aslan pençesi çayı ılıdıktan sonra süzülerek içilir.

Hormon düzenleyici aslan pençesi çayı nasıl kullanılır

Hazırlanan çay günde 1 fincan olacak şekilde bir ay boyunca içilir. 1 ay sonra çaya bir hafta ara verilir ve tekrar 1 ay küre devam edilir.

Hormon düzenleyici ökseotu: 1 çay kaşığı kurutulmuş ökseotu, 1 su bardağı soğuk suya eklenerek yarım gün bekletilir. Sürenin sonunda karışım ısıtılarak süzülür. Sabah ve akşam olmak kaydıyla günde iki defa içilir. Hazırlanan çay günlük olarak hazırlanıp termos içinde bir gün bekletilebilir.

Hormon düzenleyici hayıt meyvesi: Yarım kahve kaşığı hayıt tohumu havan yardımıyla iyice dövülür. 1 su bardağı su kaynatılarak dövülen hayıt tohumu suyun içine atılıp haşlanır. 5 dakika dinlendirildikten sonra süzgeçten geçirilir. Hazırlanan çaydan günde 3 fincan olacak şekilde içilir. Soğuması beklenmeden yudum yudum içilmelidir. Hayıt meyvesinin hormon düzenleyici etkisinden dolayı özellikle östrojen ve progesteron hormonu yetersizliğinde kullanılması tavsiye edilir

]]>
Tsh Nedir https://www.hormonlar.org/tsh-nedir.html Wed, 23 Nov 2016 17:36:53 +0000 Tsh Nedir, Günlük hayatımızda herhangi bir sağlık sorunumuz olduğu zaman, hepimiz hastaneye gideriz. Tabii ki doktorlar da kan testi uygularlar. Bu kan testlerinin içerisinde hormon testi yazısını eminim ki hepimiz görmüş Tsh Nedir, Günlük hayatımızda herhangi bir sağlık sorunumuz olduğu zaman, hepimiz hastaneye gideriz. Tabii ki doktorlar da kan testi uygularlar. Bu kan testlerinin içerisinde hormon testi yazısını eminim ki hepimiz görmüşüzdür. Peki bu hormon testi içerisinde yer alan değerlerden biri olan Tsh nedir

Tsh hormonu beyin içerisinde bulunan hipofiz bezi tarafından salgılanır. Tsh hormonu da kanımız aracılığıyla tiroid bezlerine ulaşarak tiroid hormonunun üretimine neden olur. Tiroid bezinin aşırı olarak hormon salgılamasına bağlı, kan içerisinde T3 ve T4 hormonları arttığı zaman hipofiz bezi tarafından salgılanan Tsh hormonunun değeri azalır. Yani T3-T4 hormonları ne denli çok artar ise tsh değeri o kadar çok azalır. Tiroid bezi az oranda hormon salgıladığı zaman ise hipofiz bezi tsh değerlerini yükseltir ve tiroidin daha fazla hormon salgılamasına neden olur. Kısa bir şekilde açıklamak gerekirse hipofiz bezi tsh değerinin yüksekliğini ya da alçaklığını, kan içerisinde bulunan T3-T4 hormonlarına göre salgılar veya düşürür.

Tsh Yüksekliği Belirtileri Nelerdir

Tiroid yetmezliği hastalığının belirtisi olarak bazen yalnızca tsh değerinin yüksekliği görülmektedir. T3 ve T4 değerleri ise normal düzeyde kalır.

T3-T4 hormonlarının normal, Tsh’nin hafif yüksekliği ise hafif dereceli bir tiroid yetmezliği anlamına gelmektedir. Zaman ilerledikçe hafif tiroid yetmezliği bulunan kişilerde serbest T3 ve serbest T4 değerleri düşmeye, tsh değeri ise yükselmeye başlamaktadır. Bu durum tam anlamıyla tiroid yetmezliğini işaret etmektedir.

  • Halsizlik
  • Yorgunluk
  • Üşüme
  • Soğuğa tahammül edememe
  • Unutkanlık
  • Konsantre olmada zorlaşma
  • Kabızlık
  • Kilo alma
  • Depresyon
  • Kas krampları
  • Göz altlarının şişmeye başlaması
  • Nabız sayısında azalma
  • Cinsel istekte azalma
  • Uykulu hal
  • Saçta dökülme
  • Kuru bir cilt
  • Seste kalınlaşma
  • Regl düzensizliği.
  • Tsh Yüksekliği Nedenleri Nelerdir
  • Hipotiroid,
  • Hashimoto tiroidi,
  • Hipofiz bezi tümörü,
  • Yeterli miktarda hormon ilacı kullanmamak

Tsh Düşüklüğü Belirtileri Nelerdir

  • Sinirlilik,
  • Ellerde titremelerin meydana gelmesi,
  • Çabuk yorulmak,
  • Kilo kaybetmek,
  • Dikkat toplamakta zorluk,
  • Ağızda kuruluk,
  • Regl düzensizliği,
  • Sık idrara çıkmak,
  • Kaslarda güçsüzlük,
  • Nabızda artış,
  • Gözlerde büyüme,
  • Saç büyümesi,
  • Cinsel isteksizlik.

Tsh Düşüklüğü Nedenleri Nelerdir

  • Graves hastalığı hipertiroidi hastalığına neden olan en büyük nedendir. Graves hastalığında beden tiroid bezine karşı Tsh almaç antikorları üretir ve bu antikorlar tiroid bezini uyararak aşırı hormon salgılanmasına neden olur. Graves hastalığına sahip olan kişilerde guatr ortaya çıkar ve gözleri öne doğru fırlar. Yaşlılarda nodül bulunan guatr en çok rastlanılan sebeplerden birisidir.
  • Hipertiroidizm
  • Sekonder hipotiroidizm
  • Hipotiroid tedavisi amacıyla çok aşırı tiroid ilacı kullanılması
  • Gebeliğin ilk 3 ayı

Normal Tsh Değerleri Nedir

Hormon testlerinde normal tsh değerleri 0,4-4,0 mIU/L arasında bulunmalıdır. Ancak bu belirtilen normal tsh değerleri halihazırda herhangi bir tiroid rahatsızlığına bağlı tedavi görmeyen kimseler içindir.

Herhangi bir tiroid hastalığına bağlı ilaç tedavisi gören kişilerde ise normal değerler 0,5 ile 3,0 mIU/L arası olmalıdır. 

]]>
Hidroksiprogesteron https://www.hormonlar.org/hidroksiprogesteron.html Wed, 23 Nov 2016 17:32:38 +0000 Hidroksiprogesteron; Böbrek üstü bezleri tarafından salgılanan ve kortizol seviyesine etki eden hormondur. Adrenal korteks ve gonadlarda birleşen kompleks sterollerdir. Böbrek üstü bezleri dışında overlerde (yumurtalıklarda), test Hidroksiprogesteron; Böbrek üstü bezleri tarafından salgılanan ve kortizol seviyesine etki eden hormondur. Adrenal korteks ve gonadlarda birleşen kompleks sterollerdir. Böbrek üstü bezleri dışında overlerde (yumurtalıklarda), testislerde ve plesantada sentez halde bulunur. Yeni doğanlarda doğum kilosuna göre normal değerler değişir. Fakat genel olarak  0-28 günlük bebeklerde total hidroksiprogesteron seviyesi 630 ng/dl'nin altındadır.  Ergenlik öncesi erkeklerde 110 ng/dl'nin, ergenlik öncesi kızlarda 100 ng/dl'nin  altındadır.

Yetişkin bir erkekte total hidroksiprogestoren seviyesi 220 ng/dl'nin altındadır. Yetişkin kadınlarda ise hormonsal değişime bağlı olarak 3 farklı dönemde hidroksiprogesteron seviyesi değişir. Folleküller faz döneminde 80 ng/dl'nin, Luteal faz döneminde 285 ng/dl'nin menopoz sonrası dönemde ise 51 ng/dl'nin altındadır. 

Hidroksiprogesteronu arttıran sebepler

Adrenal salgı bezlerinde tümör oluşması, adrenal kortekste kortizol üretimi için gerekli olan 5 enzimden birinin eksik olması yani tip 21-Hidroksilaz eksikliği hidroksiprogesteron hormununun artmasına neden olur. 
Kortizol seviyesinde değişiklikler olduğunda, androjen ve östrojen salgıları ile ilgili düzensizliklerde kandaki hidroksiprogesteron miktarı ölçülür.  Böbrek üstü bezleri ve yumurtalık hastalıklarında kandaki hidroksiprogesteron miktarı artar. Böbrek üstü yetmezliği, polikistik over sendromu, düşük tansiyon, kısırlık, yenidoğan cinsel organ bozukluklarında cinsiyet tahlili gibi tanılar hidroksiprogesteron tahlili yapılarak konulabilir. 

Hidroksiprogesteron tahlili ne zaman istenir; 

Vücutta aşırı kıllanma, sıra dışı akne oluşumu, kısırlık sebeplerinin araştırılması, kadınlarda adet düzensizliklerinin nedenlerinin araştırılmasında, kişide karşı cinsin hormonal özelliklerinin görüldüğü durumların araştırılmasında, KAH'a bağlı su kaybı yaşandığında, adrenal tümör araştırmalarında Oh Progesteron testi yani Hidroksiprogesteron tahlili istenir. Tahlilin doğru sonuçları verebilmesi için sabah aç karna tahlil yapılmalı ve kullanılan herhangi bir ilaç varsa doktorun önereceği günler içerisinde bırakılmalıdır.  

Oh progesteron testi nasıl yorumlanır

Tahlil değerlendirilirken sadece hormon seviyesine bakılmaz, kişinin tıbbi geçmişi, kortizol ve androstendion testlerin sonuçları, diğer tetkikler ve klinik muayene bulguları birlikte ele alınır. Tedavi sürecinde düzenli olarak Oh Progesteron Testi tekrar edilerek tedavinin şekli değerlendirilir. Hidroksiprogesteronun yükseldiği durumlarda ilaçlar ve tedavi şekli değiştirilir. Hidroksiprogesteronun düştüğü durumlarda ise tedavinin başarılı geçtiği kabul edilir. 





]]>
Meme Büyüten Hormon https://www.hormonlar.org/meme-buyuten-hormon.html Wed, 23 Nov 2016 17:30:40 +0000 Meme Büyüten Hormon, Gelişim, döllenmeden başlayarak yaşamın sonuna kadar devam eden düzenli ve sistemli değişim sürecidir. Memelerde büyüme gelişim sürecinin bir parçasıdır ve ergenlik dönemi ile birlikte üreme sistemini Meme Büyüten Hormon, Gelişim, döllenmeden başlayarak yaşamın sonuna kadar devam eden düzenli ve sistemli değişim sürecidir. Memelerde büyüme gelişim sürecinin bir parçasıdır ve ergenlik dönemi ile birlikte üreme sistemini kontrol eden hormonlar aktifleşirler. Memelerde büyüme tek bir hormona bağlı değildir. Büyüme hormonundan östrojene, oksitosinden prolaktine birçok hormon bu sürecin içinde yer alır. Normal meme dokusunun gelişimi için bu hormonların hepsi düzgün bir denge içinde olmalıdır. Ergenlik dönemi bu hormonların daha hızlı salgılandığı bir dönem iken ergenlik sonrasında gelişim yavaşlar. Yetişkin bir kadının vücudunda hormon düzeyleri gebelik, adet döngüsü ve menopoz dönemlerinde değişmektedir. Gebelik dönemi hormonların etkisiyle memelerde en çok büyümenin yaşandığı dönemdir. Gelişiminin yavaşladığı menopoz gibi dönemlerde ise dışarıdan hormonal müdahaleler ile memelerde büyüme devam ettirilebilir. Hormon tabanlı doğum kontrol hapları kullananlar ile hormon replasman tedavisi gören kişilerde meme doku hacminin arttığı gözlenmiştir. Yapılan çalışmalar progesteron ve östrojen hormonlarının memelerin büyümesinde en etkili olan hormonlar olduğunu göstermiştir. Meme büyütme tedavilerinde sıklıkla bu iki hormonun ağırlıklı olarak kullanıldığı ilaçlar verilir. 

Meme büyüten hormon çeşitleri

Östrojen; üreme dönemindeki kadınların yumurtalıklarında üretilen ve salgılanan steroid bir hormondur. Memelerin büyümesi, meme başının renginde koyulaşma ve gelişme, memelerde dolgunlaşma östrojenin etkisi ile meydana gelir. Memede yağ depolanmasına, destek ve asal dokuların gelişmesine yardım eder.  

Prolaktin: Östrojen hormonunu dengeleyerek yağ oranını arttırır. En aktif olduğu dönemler ergenlik ve hamilelik dönemleridir.

Progesteron: Memedeki lobül ve alveolar hücrelerin gelişmesini, ve bu hücrelerin bölünerek büyümesini sağlar. Prolaktin tarafından uyarılmadıkça aktifleşmez. 

Growth Hormonu: Ön hipofiz bezlerinden salgılanan, peptit yapılı, hücre üretimi ve büyümesinden sorumlu hormondur. Egzersiz sırasında ve uykunun ağır dönemlerinde artış gösterir. Kemik gelişiminden kilo kontrolüne kadar birçok alanda etkilidir. Rekombinant DNA teknolojisi ile yapay olarak da üretilebilmekte gerekli görüldüğü takdirde iğne ve hap olarak kullanılmaktadır. Yapay yollarla alınması uzun vadede bazı yan etkilere sebep olmaktadır.  

Memelerin büyümesi bir bütünlük içinde birbirine bağlı hormonlar aracılığıyla gerçekleşir. Bilim adamları yaptıkları son çalışmalarda bu hormon sistemini harekete geçiren, memelerdeki estrojen reseptörlerini uyaran estrojen ve fitoestrojenler ile memelerde yüzde 50'ye varan büyüme sağlandığını kanıtlamışlardır.   
]]>
Cinsellik Hormonu https://www.hormonlar.org/cinsellik-hormonu.html Wed, 23 Nov 2016 17:25:44 +0000 Cinsellik hormonu, Kadın ve erkek bireylerde cinselliği sağlayan hormonlar farklıdır. Kadın ve erkeğe ait bu hormonların salgılanmasında düzensizlik ve sıkıntı olursa sorunlarda başlamaktadır. Cinsellik hormonları Cinsellik hormonu, Kadın ve erkek bireylerde cinselliği sağlayan hormonlar farklıdır. Kadın ve erkeğe ait bu hormonların salgılanmasında düzensizlik ve sıkıntı olursa sorunlarda başlamaktadır. Cinsellik hormonları denildiği zaman aklımıza ilk gelen kadınlar için östrojen hormonu, erkekler için ise testosteron hormonudur. Cinsellikle alakalı olan sorunlar ve sıkıntılar genel olarak psikolojik olarak düşünülür fakat östrojen ve testosteronun olmadığı ve yeterli salgılanmadığı anda sorunlar başlar. Bu hormonların salgılanmasında sorunlar çıktığı an cinsel hayat çıkmaza girer.

Cinsellik hormonu işleyişi nasıldır

Kadınlarda östrojen hormonunun yanı sıra cinsel birleşme sırasında kayganlığı sağlayan "bartholin" sıvısı, erkelerde ise boşalmadan önce salgılanan "cowper" sıvısı da kadınlık ve erkeklik hormonlarından salgılanmaktadır. 

Erkek cinsellik hormonu testosteron,

Erkeklerde salgılanan en önemli cinsellik hormonudur. Testislerden salgılanan testosteron kanda seks hormonlarına bağlanır. Yetişkin bir erkek te günde 5-6 mg kadar testosteron hormonu üretilmektedir. Cinsel istek ve ereksiyonun oluşmasında testosteron etkilidir. Yine erkeklerde sperm üretimi de bu hormondan yapılır. Erişkin erkekler de testosteron seviyesi sabah saatlerinde en yüksek düzeye çıkmaktadır. Testosteron hormonunun seviyesi düştüğü zaman seks isteğinde azalma, sperm sayısında azalma, ve ereksiyon bozukluğu gibi sorunlar oluşur. Testislerdeki küçülme ve yumuşama da yine bu hormonun düşüklüğüne bağlıdır. Testosteron hormonu düşük olan erkekler de testosteron ilaçları ile tedavi yapılmaktadır. Kadınlarda da böbrek üstü bezleri tarafından az miktarda da olsa erkeklik hormonu olan testosteron salgılanmaktadır.  

Kadın cinsellik hormonu östrojen,

Kadınların cinsel fonksiyonlarının düzenlenmesinde ise östrojen hormonu rol oynar. Östrojen hormonu kadınlarda vajina ve klitorisin kan akımlarını artırıcı bir etki de bulunmaktadır. Ve bunlar kadınların cinsel yaşamı için son derece önemlidir. Yaşlanma ve menopoza girilmesiyle birlikte östrojen hormonunun seviyesi düşmektedir. Östrojen hormonunun azalmasıyla birlikte cinsel istekte ve cinsel uyarılmada azalma, ilişki sıklığının ve sayısının azalması, östrojenin azalmasına bağlı olarak bartholin sıvısındaki azalma ile kayganlık azalması ve sonucunda ilişkiden zevk alamama, ağrılı birliktelik ve orgazm olamama gibi durumlar ve şikayetler söz konusu olmaktadır. Eksik olan östrojen hormonu takviye edildiği zaman klitoris ve vajenin duyu ve algılama seviyeleri eski haline geri dönmektedir.

Hayat temposunun çok daha fazla yoğun olduğu 30'lu yaşlarda vücut çok daha fazla yorulduğu için buna bağlı olarak cinselliği sağlayan seks hormonları da daha düzensiz salgılanmaya başlar. Kadınlarda 40 yaşından sonraki menopoz öncesi dönemde östrojen hormonu daha da düşer. Erkekler de ise 60 yaşından sonra testosteron hormonları giderek düşmeye başlar.

]]>
Hbsag https://www.hormonlar.org/hbsag.html Wed, 23 Nov 2016 17:24:58 +0000 Hbsag nedir, Hbsag'nin 'pozitif' olması demek, şahsın hepatit B hastalığı ile enfeksiyon kapmış veye kronik taşıyan enfeksiyon olmuş anlamına gelebilir. Enfeksiyona sahip olan kişiler hastalığı başka insanlara kan vasıtasıy Hbsag nedir, Hbsag'nin 'pozitif' olması demek, şahsın hepatit B hastalığı ile enfeksiyon kapmış veye kronik taşıyan enfeksiyon olmuş anlamına gelebilir. Enfeksiyona sahip olan kişiler hastalığı başka insanlara kan vasıtasıyla bulaştırabilir. Hepatit B paraziti ile meydana gelen karaciğer hücre iltihabı hepatit B hastalığı olarak isimlendirilmektedir. Ülkemizde taşıyıcı olan kişilerin sayısı %3-7 arasında olup her geçen gün yavaşça artmaktadır. 

Hbsag nasıl bulaşır
  • Kişiden kişiye vücutta bulunan sıvılar yoluyla geçer. 
  • Kan vasıtası ile
  • Semen yani meni ile
  • Vajinal sıvılar ve salgılar vasıta ile (adet kanı dahil olmak üzere)
  • Doğum yaşandığı anda anneden doğan bebeğe geçiş vasıtası ile yani perinatal hepatit
Hbsag aşısı faydaları nelerdir Hbsag aşısı 3 dozluk bir uygulamayı yürürlüğe sokan bir aşı olup bu 3 dozun sonunda %95 civarında vücutta koruyuculuk sağlamaktadır. Bu üç doz hasta olan kişiyi yaklaşık olarak 12 yıl civarında korumaktadır. 

Hbsag aşısı yaptırması gereken kişiler; Yeni dünyaya gelen bebekler, bütün yetişkin kişiler, uyuşturucu bağımlısı olup kullanan kişiler, son 6 ay içerisinde birden fazla seks arkadaşına sahip olan kişiler ve cinsel yol vasıtasıyla bulaşan bir hastalığa sahip olan kişiler, homoseksüel kişiler, biseksüel kişiler, hemofili hastalığı olan kişiler, diyaliz hastalığı olanlar, bütün sağlık mensupları, hapishanede görev yapanlar ve hapishanede mahkum olan kişiler, özürlü bakım evlerinde bulunan çalışanlar, dünya içerisinde bulunan hbsag hastalığından dolayı risk taşıyan yerlere seyahat eden kişiler hbsag aşısını kesinlikle yaptırmak zorundadır.

Hbsag aşısı yaptırmak için hangi testleri yaptırmak gereklidir Hbsag aşısı aşağıdaki iki testte negatif olması halinde kesinlikle yaptırılmalıdır.
  • Hbsag
  • Anti-HBs
Kısa olarak bir hatırlatma yapmak gerekirse, Hbsag ın pozitif olduğu zaman yeni ya da eskiden meydana gelmiş olan bir hastalığın var olduğunu, Anti-Hbs nin pozitif olduğu zaman ise hastalığa karşı bir bağışıklık olduğu anlamına gelir. Kişi hastalıkla karşı karşıya gelmiş ise Anti-Hbs pozitiftir. Aynı zamanda Hbsag paraziti ile yeni bir enfeksiyon meydana gelme şüphesi bulunuyor ise bu testlerle hızlı bir şekilde sonuca varılmayabilir. Bu sebepten dolayı yeni bir enfeksiyon şüphesi olması halinde, HBV DNA bakılması en duyarlı olan bir testtir. İlave olarak Hbsag ve Anti-Hbc IGM bakılması kesinlikle gereklidir. Bu sonuçlar vasıtası ile koruyucu yapıya sahip olan serum (Hbsag koruyucu immunglobin) ve olması gereken aşı yapılmak zorundadır. 
]]>
Aldosteron https://www.hormonlar.org/aldosteron.html Wed, 23 Nov 2016 17:09:19 +0000 Aldosteron, insanlarda böbrek üstü bezlerinin korteks bölümünden salgılanan bir hormondur. Aldosteron böbrekte bulunan potasyumun çıkarılması işlemini ve sodyum mineralinin geri emilimini gerçekleştirmektedir. Ayrıca al Aldosteron, insanlarda böbrek üstü bezlerinin korteks bölümünden salgılanan bir hormondur. Aldosteron böbrekte bulunan potasyumun çıkarılması işlemini ve sodyum mineralinin geri emilimini gerçekleştirmektedir. Ayrıca aldosteron vücuttaki elektrolit dengesini düzenleyerek, vücudumuzun hormon sistemini düzenler. Aldosteron hormonu steroit bir hormondur. Vücudumuz için çok önemli ve eksikliğinde çok olumsuz sonuçlara yol açabilecek bir hormondur. Bu olumsuzluklar insanların günlük yaşantısını bariz bir şekilde etkileyebilir. Böbreklerden potasyum atılmasını sağlayan ve sodyum mineralinin geri emilmesini sağlamakla yükümlü olan böbrek üstü bezi kabuk kısmının Zona glomeruloza tabakasından salınan ve hücre dışı sıvılarda potasyum iyon miktarının artması ve anjiyotensin II tarafından salınımı uyarılan bir streoit hormondur.

Aldosteron hormonunun görevleri: Vücuttaki elektrolit ve su dengesinin sağlanması açısından çok büyük bir öneme sahip olan aldosteron hormonu böbrek üstü bezlerinden salınımı yapılmaktadır. Böbrekleri etkileyerek sodyum iyonlarının kana geri emilmesini sağlar ve emilim oranını arttırır. Sodyum iyonlarının kana geri emilimi gerçekleşirken aynı zamanda su da sodyum iyonları ile birlikte emilir ve kandaki su oranını da artmasına yol açar. Aldosteron hormonu aynı zamanda ter bezlerinden, tükürük bezlerinden ve bağırsaklardan sodyum atılımını azaltması ile bilinir. Sıcak ortamlarda, sıcak ortama uyum sağlama sırasında aldosteron salınımı artar ve ter ile birlikte vücuttan atılmakta olan sodyum miktarının kaybının azalmasında önemli rol oynar. Eğer vücutta aldosteron hormonu eksikliği var ise vücutta oluşan tuz kaybı miktarı tehlikeli seviyelere çıkabilir. Bu durum insan metabolizmasını doğrudan etkileyerek çok ciddi problemlerin temelini oluşturabilir. Eğer bu durumun tersi meydana gelir ise ve bu aldosteron hormonu aşırı salgılanırsa, kan plazmasında sodyum ve su oranı artar ve ödem oluşmasına sebebiyet verir.

Aldosteron hormonu salgılanması: Aldosteron adrenal bezdeki adrenal korteks bölgesinin dış kısmında üretilen kandaki sodyum, potasyum, dengesini düzenleyen baş hormonlardan biridir. Aldosteron hormonu aldosteron sentaz enzimi tarafından salgılanır. Mineralokortikoitler sınıfının tek endojen üyesi aldosteron hormonudur. Aldosteron böbreğin toplayıcı kanallarındaki hücrelerin içerisinde bulunan mineralokortikoit reseptörlerine bağlanıp bu hücrelerin lümen tarafındaki zarlarının sodyum ve potasyum pompalarını aktif hale getirir. Böylece vücuttaki ATP üretiminin başlamasını tetikler. Bunların sonucu olarak su ve sodyum iyonlarının tekrar kana emilimini ve potasyum iyonununda idrara geçmesini sağlar. Ayrıca vücudun pH dengesini düzenlemesi ile bilinir.

Aldosteron böbrek tarafından süzülen sodyumun %2 sinin geri emiliminden sorumlu hormondur. Aldosteron sentezi plazma anjiyotensin II ve potasyum düzeylerinin artması ile uyarılır. Bunların miktarları sodyum iyonun miktarları ile ters orantılıdır. Aldesteron hormonu vücudumuzda gün içerisinde değişken miktarlarda salgılanır sabit bir salgılanma miktarı yoktur. Aldosteron salgı miktarının %75 i sabah, 04:00 ila 16:00 arasında gerçekleşmektedir.
]]> Beta Hcg Değerleri https://www.hormonlar.org/beta-hcg-degerleri.html Wed, 23 Nov 2016 17:00:10 +0000 Beta Hcg Değerleri, Beta Hcg testi hamilelik şüphesi olan kadınlara yapılan bir kan testidir. Bu testin sonucuna göre kanda ki hcg değerleri artmış ise hamilelik sonucu pozitiftir. Beta Hcg testi hamileliğin tespit edilm Beta Hcg Değerleri, Beta Hcg testi hamilelik şüphesi olan kadınlara yapılan bir kan testidir. Bu testin sonucuna göre kanda ki hcg değerleri artmış ise hamilelik sonucu pozitiftir. Beta Hcg testi hamileliğin tespit edilmesinde hızlı, güvenilir ve % 99 kesin sonuç veren bir kan tahlilidir. Gebelik oluşmuşsa döllenmeyi takip eden 8. günden itibaren kanda bulunan Beta Hcg hormnonu çok hızlı bir şekilde yükselmeye başlar. Ve her 24 saat içerisinde ikiye katlanarak artmaya devam eder. Beta Hcg hormonunun artışı hamilelik sürecinin ilk başlarında çok hızlı bir şekilde artış gösterirken hamileliğin ilerleyen günlerinde bir süre sonra yavaşlamaya başlar.

Beta Hcg Testi ne için kullanılır ve gebelikte nasıl yorumlanır

Gebeliğin haftası hakkında Beta Hcg değerlerine bakılarak yorum yapılabilmektedir. Ama tabi ki gebelik hatası ile alakalı en kesin ve net sonucu ultrason yada elle yapılan jinekolojik muayene vermektedir. Şunu iyi bilek gerekir ki Beta Hcg değeri bebeğin gelişimi ve sağlığı ile alakalı bir bilgi vermez, sadece yükselen hormonlardan gebe olduğunuzun anlaşılmasını sağlar. Çünkü gebelik oluşumu ile birlikte bu hormon vücutta salgılanmaya başladığından bebek anne karnında kaybedilse ve ölü olarak kalsa bile vücut yine bu hormonu salgılamaktadır. Beta Hcg bir değerlendirme hormonu değildir.

Hamilelik şüphesi ile bir sağlık kuruluşuna başvuran anne adayında Beta Hcg testi yapıldığında 5ml/U ve üzerinde tespit edilmiş olan Beta Hcg hormonu anne adayının hamile olduğunu belirler. Hamile olmayan bir kadında Beta Hcg değeri 0-10ml/U olarak tespit edilir. Gebe olan bir anne adayının Beta Hcg değerleri spermin yumurtayı döllemesinden ilk 7-12 aralığında yükseşmeye başlar ve bu durum gebeliğin gerçekleştiği anlamını taşır. Hamileliğin  ilk 2 haftalık döneminde Beta Hcg ile yapılan kan testi kesin sonuçtur, idrar testi aynı sonucu vermeyebilir. Çünkü gebelik hormonlarının idrara geçiş süreci daha uzun olmaktadır. İlk Beta hcg hormon testi yaptırıldıktan bir kaç gün sonra sürekli artarak devam eden bir hormon olduğundan doktorunuz yenilenmesini isteyebilir. Eğer ilk yapılan Beta Hcg testine göre hormonda bir yükseliş yok ise bir sorun olduğu anlamına gelmektedir. 

Beta Hcg testi ile hamilelik sonucunun pozitif olduğunu gösteren sonuç elde edildikten sonra doktorunuz mutlaka ultrason muayenesi yapacaktır. Ultrason ile yapılan muayenede ana rahminde kese oluşumu gözlenmiyor ama buna rağmen kısa aralıklar ile yapılan hormon testi Beta Hcg ye göre değerler düzenli olarak artış gösteriyor ise bu durumda dış gebelikten söz edilebilmektedir. 

Beta Hcg testi ayrıca mol gebelik (üzüm gebeliği) denen rahatsızlığın sonuçlarına bakmak için de kullanılır. Mol gebelik yada mol hidatiform gebeliğin anormal bir şeklidir. Sperm ile yumurtanın döllenmesi sırasında oluşan bazı hatalar sonucu rahim içinde cansız bir organizma oluşmaktadır ve patolojik bir süreç başlamaktadır. Mol gebelik cerrahi müdahale ile sona erdirildikten sonra iyileşmenin olup olmadığı Beta Hcg testleri kontrol edilir.

Son adet tarihine göre gebelik haftaları ve Beta Hcg değerleri şu şekildedir,

Hamilelik haftası Beta Hcg değeri

3. hafta: 5-50ml/U

4. hafta: 5-425ml/U

5. hafta: 20-7300ml/U

6. hafta: 1080-56000ml/U

7-12. hafta: 7650-290000ml/U

13-16. hafta: 13300-250000ml/U

17-24 hafta: 4000-165000ml/U   

Beta Hcg sonuçları hakkında değerlendirme yapılırken,

Doktorunuz yumurtlamadan sonraki geçen süre yani 20 gün içindeki Beta Hcg değerlerinin en düşük, en yüksek ve ortalama değerlerine bakar.  

12. gün ortalama, 48 beta hcg

13. gün ortalama, 59 beta hcg

14. gün ortalama, 95 beta hcg

15. gün ortalama,132 beta hcg

16. gün ortalama, 292 beta hcg

17. gün ortalama, 303 beta hcg

18. gün ortalama, 464 beta hcg

19. gün ortalama,1061 beta hcg

20.gün ortalama, 1287 beta hgc değeri olması gerekir.                                 <]]> Globulin https://www.hormonlar.org/globulin.html Wed, 23 Nov 2016 16:14:42 +0000 Globulin ya da diğer adıyla globülin, magnezyum sülfat, sodyum sülfat ve sodyum klorür içeren molekül ağırlığı oldukça yüksek bir protein türüdür. Kanda bulunan proteinlerden ufak molekül yapıda olanlarına albumin, büyük Globulin ya da diğer adıyla globülin, magnezyum sülfat, sodyum sülfat ve sodyum klorür içeren molekül ağırlığı oldukça yüksek bir protein türüdür. Kanda bulunan proteinlerden ufak molekül yapıda olanlarına albumin, büyük moleküllü olanları ise globulindir. Yumurta akım maddesi olarak bilinen albumin genellikle protein ile eş anlamlı olarak kullanılır. 


Globulin zayıf tuzlu solüsyonlarda çözünebilirler. Suda çok zor erir veya hiç erimez. Suda kesinlikle erimeyen globuline  ''öglobulin (gerçek globulin)'', suda az miktarda da olsa eriyen globuline ''psödoglobulin (yalancı globulin)'' denir.

Globulin çeşitleri:Globulinler ultrasantrifüj ve elektroforez (elektrik akımından geçirerek yapılan ayırma yöntemi) gibi yöntemler ile incelendiğinde  alfa globulin, beta globulin ve gamma globulin olmak üzere 3 tipe ayrılırlar. Alfa globulinler  çok hızlı hareket ederken, beta globolinler orta hızda ve gamma globulinler ise daha az hızlı hareket etmektedirler.

Alfa globulin: Alfa-1 ve alfa-2 globulin olmak üzere 2 gruba ayrılırlar. Alfa-1 antitripsin, HDL adındaki lipoprotein, serum amiloid A, orosomükoid gibi proteinler Alfa-1 globulin grubunda yer alır. 

Vücutta alfa-1 globulin yüksekliğinde akut yada kronik iltihabi hastalıklardan şüphelenilir, düşük olması durumunda ise karaciğer hastalıklarından şüphelenilir. Alfa-2 globulin de hemoglobini bağlayan haptoglobulin, seruloplazmin, tiroksin bağlayıcı globulin, alfa-2 makroglobulin gibi proteinlerden oluşmaktadır. Alfa-2 globulin yüksekliğinde böbrek hastalıklarından, düşüklüğünde ise tiroid ve karaciğer hastalıklarından şüphelenilmektedir.

Beta globulin: Cinsiyet hormonlarını birleştiren seks hormonu binding globulin, beta-2 mikroglobulin, demiri taşıyan transferrin gibi proteinlerden oluşmaktadır. Beta globulinlerin yüksekliğinde kolestrol ve demir eksikliğine bağlı kansızlıktan, düşüklüğünde ise siroz hastalığından şüphelenilmektedir.

Gamma globulin: Moleküler ağırlığı yüksek olduğundan, vucudumuz için savunma görevini üstlenen antikorların birçoğu gamma grubu proteinlerden oluşur. Yani bağışıklık sistemimizi oluşturan organizmalar gamma globulinlerden oluşmaktadır. 

Gamma globulin kullanım alanları: Herhangi bir hastalığa yakalanmış ve vücudu bu hastalığa karşı bağışıklık kazanmış yani gamma globulin oluşturmuş hastalardan alınan kandan gamma globulin ayrıştırılarak, başka bir hastaya serum yoluyla aktarılabilmekte ve pasif bir bağışıklık kazandırılabilmektedir. Bağışıklık kazanmış insanlardan elde edilen bu gamma globulinler kızıl, kızamık, kızamıkçık, viral hepatit, tetanoz, poliomiyelit, boğmaca, kabakulak, çocuk felci gibi hastalıklarda kullanılmaktadır. Eşleri ile aralarında Rh durumundan uyuşmazlık olan kadınlara doğum yaptıktan sonra vurulan Rhesogam aşısıda özel olarak hazırlanan bir gamma globulin aşısıdır.

Vücudumuzda gamma globulin yüksekliğinde siroz, karaciğer hastalıkları, enfeksiyonlar, romatoit artrit, multiple myelom ve bazı kanserlerin varlığından şüphelenilir. Düşüklüğünde ise bağışıklık sistemi yetmezliğinden şüphelenilmektedir.

Yumurta ile sütte de bulunan globulinler, kanın her litresinde 32 gram kadar bulunurlar. Yumurtada bulunan ovoglobulinler hayatımızda önemli rol oynamaktadırlar.
]]>
Endokrin Sistem https://www.hormonlar.org/endokrin-sistem.html Wed, 23 Nov 2016 14:46:28 +0000 Endokrin sistem, bir diğer adıyla salgı bezleri, salgılarını vücutta başka alanlarda bulunan hücrelere ulaştırmak için kan ve lenfe taşıyan bezlerin tümüne verilen addır. Vücuttaki her bir hormonun farklı görev Endokrin sistem, bir diğer adıyla salgı bezleri, salgılarını vücutta başka alanlarda bulunan hücrelere ulaştırmak için kan ve lenfe taşıyan bezlerin tümüne verilen addır. Vücuttaki her bir hormonun farklı görevi vardır. Üreme, metabolizma, büyüme ve gelişme gibi fonksiyonları kontrol eden hormonlar ayrıca kişinin çevreye vermiş olduğu tepkileri de kontrol eder.

Endokrin sistem salgı bezleri, hipofiz, tiroid, pankreas, paratiroid, hipotalamus, yumurtalıklar, yağ dokusu, endotel ve böbreküstü bezleridir. Endokrin sistem hastalıklarına endokrinolog uzmanları bakar.

Endokrin sistem hastalıkları nelerdir

En sık karşılaşılan endokrin sistem hastalıkları farklı gruplar altında toplanır. Endokrinolojinin ana alanları ise, Şeker hastalığı, menopoz, obezite, salgı bezi tümörleri, kısırlık, osteoporoz, metabolik bozukluklar, tiroid hastalıkları, hipertansiyon, yağ metabolizması hastalıkları, hormon azlığı ya da fazlalığı, büyüme bozuklukları olarak sıralanabilir.

Diyabet: Diyabet kanda normalin üzerinde şeker varlığında ortaya çıkan bir hastalıktır. Diyabet hastalığı ilerlediğinde çok daha ciddi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Bu komplikasyonlar, böbrek yetersizliği, körlük, diyaliz ve kangren olarak sıralanabilir. Endokrinoglar diyabet hastalığını diyet, ilaç ve insilün tedavisiyle kontrol altına alabilir.

Tiroid: Enerji seviyesiyle alakalı sorunlar yaşayan tiroid hastalarında, kas sertliği, kilo kontrolü, sıcak-soğuğa karşı duyarlılık, duyu bozukluğu gibi problemler yaşar. Endokrin sistem bozukluklarıyla ilgili doktorlar tanı koyduktan sonra tiroid düşüklüğü ve yüksekliğini tedavi ederler. Hormon dengesini sağlamak için tiroid hormonu verilir ya da hormon bloke edilerek tedavi yapılır. Bunun yanı sıra tiroid nodülleri, kanser ve guatr da bu bölümle alakalıdır.

Kemik: Osteoporoz, çocuklarda raşitizm gibi hastalıklar endokrin sistem hastalıkları arasındadır. Hormonlarda yaşanan anormallik kemiklerde kalsiyum eksikliğine yol açarak kemik kaybına yol açabilir.

Üreme-kısırlık: Dünya genelinde her on çiftten biri çocuk sahibi olmak için mücadele vermektedir. Endokrin sistem bozuklukları üreme sistemini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu yönde yapılan araştırmalar sonucu kısırlığa yol açan etken tespit edilerek çiftlerin bebek sahibi olması kolaylaştırılabilmektedir. Bunların yanı sıra menopoz, adet düzensizlikleri, polistik over sendromu ve cinsel iktidarsızlık ta endokrin sistem hastalıkları arasında yer alır.

Obezite: Endokrin sistem hastalıkları arasında olan obezite uzmanlar tarafından araştırılarak tedavi edilebilir. Obezite kişinin vücudunda normalden fazla yağ birikimi var demektir. Troid, over, hipofiz bozuklukları obezite için birer nedendir.

Büyüme: Çocuklar ve erişkinlerin vücudunda yeterli oranda büyüme hormonu olmadığında büyüme yönünden olumsuz etkilenebilir. Kısa boy ve farklı büyüme sorunlarına neden olan endokrin sistem bozuklukları tedavi edilerek sorun çözülebilir.

Hipertansiyon: Yüksek kan basıncı olan hipertansiyon, kalp ve damar sağlığı için önemli bir risktir. Endokrin uzmanı tarafından hipertansiyon başarılı bir şekilde tedavi edilerek olası riskler ortadan kaldırılabilir.

Hipofiz bezi: Vücudun ana salgılayıcı bezi olan hipofiz bezi, diğer salgı bezlerini kontrol eder. Önemli hormonlar üreten hipofiz bezinde oluşan azlık ya da fazlalık büyüme bozukluğu, kısırlık, menstural hastalıklar, kortizol bozukluk, prolaktin fazlalığı gibi sorunlara yol açabilir. Bu tür problemler ilaç ve cerrahi gibi tedavi seçenekleriyle tedavi edilebilir.

Lipid bozukluklar: Bu hasta gruplarında kolesterol seviyelerinde sorun vardır. Kolesterol fazlalığı, trigliserid fazlalığı ve koruyucu kolesterol düşüklüğü bu alanda en sık rastlanılan sorunlar arasındadır. Kolesterol yüksekliği felç, kalp hastalığı, damar hastalığı gibi pek çok hastalığa davetiye çıkarabilir.

]]>
Çelik Köklendirme Hormonu https://www.hormonlar.org/celik-koklendirme-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:38:25 +0000 Çelik Köklendirme Hormonu; Bitkilerde büyüme ve gelişmeyi sağlayan ''Oksin'' içeren hormon takviyeleridir.  Kök vermesi zor olan bitkilerin çoğaltılmasında kullanımı önerilir. Doğada en saf halde bulunanı İndol-3 aset Çelik Köklendirme Hormonu; Bitkilerde büyüme ve gelişmeyi sağlayan ''Oksin'' içeren hormon takviyeleridir.  Kök vermesi zor olan bitkilerin çoğaltılmasında kullanımı önerilir. Doğada en saf halde bulunanı İndol-3 asetik asittir. Onun dışında yine Fenilasetik asit, İndol-3 bütirik asit, 4-kloro indolasetik asit doğal oksinlerdir. Oksinler, bitkilerin büyümesinde ve şekillenmesinde etkin rol oynarlar. Bu oksinler direk olarak çeliklere kullanılmaz özel olarak hazırlanan karışımlar önce alkolle çözülür ardından saf su ile karıştırılarak kullanıma hazır hale getirilir.

Köklendirme hormonları çelik alınan bitki hücrelerinde uyarılmaya neden olarak bölünme ve büyümelerini sağlar. Daha çok seri üretim yapan firmalar ile Bonsai üreticileri köklendirme hormonlarına rağbet etmektedir.  Yine doku kültürü ile çoğaltılan bitkilerin yetiştirilmesinde de köklendirme hormonları büyük önem taşır. Kökün boyuna uzaması, yumruların enine gelişimi söz konusu olduğunda çelik köklendirme hormonları ile normal köklenme süresinin yarısından da kısa bir sürede verim elde edilebilir. 

Çelik Köklendirme Hormonu
Çelik alırken dikkat edilecek hususlar

Çoğaltılmak istenen bitkinin yeni yaprak veren, çok ince olmayan, 15- 20 cm boyutlarında bir dalı seçilir. 45 derecelik açıyla boğum yerinden kesilir. Çeliğin tabanından 1cm lik bir yer nemlendirilerek hormona batırılır. Önceden hazırlanmış toprağa dikilir. Piyasada bulunan köklendirme hormonları ile yarı odunsu ve odunsu çeliklerin yüzde 98'e kadar köklenmesi sağlanabilir. Çelik köklendirme hormonları ziraat ürünleri satan yerlerde hazır olarak temin edilebilir. Hazır satılan çelik köklendirme hormonları kadar kesin sonuçları olmasa da ev yapımı köklendirme yöntemleri vardır. 
 
Ev yapımı Çelik Köklendirme Hormonu;

Salkım söğüt ağacından koparılan birkaç parça dal ya da dip sürgünü su içerisinde birkaç gün bekletilir, söğüt ağacı köklenmeyi sağlayan oksinlere aşırı derecede sahip olduğundan kök oluşumuna destek olarak zayıf çelikler üzerindeki baskıyı azaltır. Köklendirilmek istenen çelik dinlendirilmiş bu salkım söğütlü suda köklendirilebilir  ya da çeliğin ekildiği toprak salkım söğütlü su ile sulanabilir. 

Aspirinli su, oksinleri içermese de köklendirilmek üzere alınmış çiçeklerin tutma yüzdesini arttırmak üzere uzun süre kullanılmıştır. Aspirinin sıvıların pıhtılaşmasını engelleyen yapısı kesilen koparılan bitkinin özsuyunu koruyarak köklenmeye yardımcı olur.
]]>
Böbrek Üstü Bezi Hormonları https://www.hormonlar.org/bobrek-ustu-bezi-hormonlari.html Sun, 23 Aug 2015 02:38:06 +0000 Böbrek üstü bezi hormonları, böbreklerin üst kısmında bulunan sarımtırak renkli olan adrenal bezlerden salgılanan hormonlardır. Böbrek üstü bezleri kan damarları açısından zengin olup, böbreklerin üzerinde olm Böbrek üstü bezi hormonları, böbreklerin üst kısmında bulunan sarımtırak renkli olan adrenal bezlerden salgılanan hormonlardır. Böbrek üstü bezleri kan damarları açısından zengin olup, böbreklerin üzerinde olmasına rağmen böbreklerle direk şekilde alakalı değildir. Adrenal bezlerin salgıladıkları hormonlar iki farklı kısımdan üretilir. Dış kısmında adrenal kortekste fazla sayıda hormon üretilmekte, iç kısmında adrenal medulla denilen kısımda kalp ve damar sisteminde etkili olan noradrenalin ile adrenalin denilen iki hormonun üretimi olur.

Dış kabuk bölümünde (Adrenal Korteks) salgılan hormonlar

Kortizol: Vücudumuzda bu hormonun etkisi organizmadaki protein ve karbonhidrat metabolizmasının düzenlenmesinde olur. Yağ ve proteinlerdeki glikoz dönüşümünü hızlandırıp, kandaki şeker seviyesinin yükselmesine destek olmaktadır. Ayrıca karaciğerdeki glikojen sentezini arttırır. Romatizmal hastalıklarda, iltihaplanmada ve alerjik hastalıklarda kullanılan bir hormondur.

Aldosteron: Vücuttaki görevi böbreklerde olan idrar tüpçüklerinin sodyum ve klor iyonlarının geriye emilimini sağlamak olan aldosteron hormonu, kan ve hücre dışındaki sıvıların iyon derişiminde etkili olmaktadır. Fazla miktarda salgılandığında kan basıncı yükselir ve doku sıvısı artmaya başlar. Eğer hormon hiç üretilmezse, bunun sonucu kişilerin ölümüdür. Eğer bir kişi deniz suyu yutarsa, vücudunda olan aldosteron azalır.

Böbrek Üstü Bezi Hormonları

Adrenal eşey hormonları: Erkeklerde ve dişilerdeki böbrek üstü bezlerde oldukça az oranda eşeysel hormon salgılanması olur. Bu erkeklerde ergenlik öncesinde fazla salgılandığı takdirde, normalde olması gereken zamandan önce ergenliğe giriş söz konusu olur. Kızlarda erken zamanda fazla salgılandığı takdirde, ses kalınlaşması, kıllanma, sakal çıkması ve kasların gelişmesi gibi etkiler olur. Erkeklerde de fazla salgılanan eşey hormonları ses kalınlaşmasına ve kıllanmaya neden olur.

İç kısımdan (Adrenal Medulla) salgılanan hormonlar

Adrenalin: Vücutta adrenalin hormonu kişilerin korkması, heyecanlanması, üzülmesi, öfkelenmesi, bazı ilaçların kullanılması halinde yükselme görülmektedir. Hormonun yükselmesiyle birlikte kanda şeker seviyesi, kan dolaşımı, kan basıncı da yükselir. Hücrelerde daha fazla enerji üretilir, sindirim yavaşlar. Kalbin atım hızı yükselir, damarlar genişler ve göz bebekleri büyümeye başlar. Beyne ulaşan kan miktarında artma olur, kan daha kısa sürede pıhtılaşır. Kişiler bu durumda yorgunluğa karşı daha dirençli hale gelir. Adrenalin hormonu aynı zamanda tıpta duran kalbin çalıştırılması için ve kan basıncının yükseltilmesi için kullanılan bir hormondur. Bu hormonun etkileri nedeniyle kılcal damarlarda daralma olur, korku içindeki bir kişide ise cildin sararması etkisi gösterir. Korkma ve heyecanlanma anında ilk olarak hipotalamus uyarılmaktadır. Hipotalamus tarafından üretilen düzenleyici faktörlerde hipofizi kontrol altında tutar. Hipofiz ACTH üretimi yaparak, adrenal  bezlerini kontrol altına alır. Bu hormonda adrenalin salgılanmasında etkili olabilir. Adrenalin hormonu glikojenin glikoza dönüşmesini sağlayarak, kanda glikoz seviyesini yükselten etki yapar. Pankreastan insülin ile glukagon hormonlarını salgılatarak, kandaki glikoz seviyesini dengeler. Bu yüzden vücuttaki pankreas, böbrek üstü bezleri ve karaciğer birlikte hareket ederek, kanda glikoz seviyesinin düzenlenmesinde önemli görevler üstlenir.

Noradrenalin: Hormonun vücuttaki görevi kılcal damarların kasılmasını düzene sokmak ve kan basıncındaki yükselmeye neden olmaktır. Bu hormon adrenalin ile birlikte vücuttaki otonom sinir sisteminin çalışmasını sağlar. Otonom sinir sistemi isteğe bağlı olmadan habersizce çalışan bir sistemdir. Ani ve tehlikeli zamanlarda, adrenalinle birlikte vücut kendisini koruma altına alır.

]]>
Adrenalin Hormonu https://www.hormonlar.org/adrenalin-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:37:55 +0000 Adrenalin hormonu, böbrek üstü bezleri tarafından üretilen, tıpta epinefrin olarak tanımlanan, kişinin acil zamanlarda harekete geçmesine ve tepki vermesine yardımcı olan bir hormondur. Bu hormon çoğu bilim adamı tar Adrenalin hormonu, böbrek üstü bezleri tarafından üretilen, tıpta epinefrin olarak tanımlanan, kişinin acil zamanlarda harekete geçmesine ve tepki vermesine yardımcı olan bir hormondur. Bu hormon çoğu bilim adamı tarafından acil durum hormonu olarak tanımlanır. Fakat vücuttaki etkileri oldukça farklıdır. Kişilerin kendilerini herhangi bir tehdit durumunda hissettiği zaman salgılanan hormon, kişinin en üst düzeyde algı seviyesine ulaşmasını sağlamakta ve dış uyaranlara karşı hızlı bir şekilde tepki vermesine yardımcı olmaktadır. Böbrek üstü bezlerinin iç kısmından salgılanan adrenalin hakkında yapılan araştırmalarda, hormonun farklı alanlarda kullanımının sağlanması amaçlanmıştır.

Adrenalin hormonunun vücuttaki etkileri

Daha güçlü olmanızı sağlar

Doğada bulunan çoğu canlının acil durumda salgıladığı ve hayatta kalma şansını arttıran adrenalin hormonu, vücutta ciddi şekilde değişimlere sebep olur. Hormonun salgılanmasıyla birlikte vücutta olan ilk değişimler içinde nabız sayısının önemli oranda artması gelir. Kanda adrenalin seviyesinin yükselmesiyle beraber, iç organlarda ve ciltte olan kanın büyük bir kısmı kaslara doğru yönlendirilir. Kişilerin acil zamanlarda fiziksel olarak hızlı bir şekilde tepki vermesi gerektiği için, adrenalin hormonunun salgılanmasıyla kaslarda olan kan seviyesi yükselerek, vücutta daha fazla enerji yani güç üretimi olur.

Vücudun enerji ihtiyacını karşılar

Bu hormonun etkileri bunların dışında karaciğerde de olur. Kendini tehdit altında hisseden kişi, böbrek üstü bezlerinden salgılanan bu hormonla fiziksel olarak hızlı bir şekilde tepki vermektedir. Hormonla birlikte kaslara daha fazla kan gitmekte ve enerji ihtiyacı doğmaktadır. Bunun sağlanması için, adrenalin hormonu karaciğerde depolanmış olan glikojenin glikoza çevrilmesini sağlar. Glikoz hızla kimyasal reaksiyon sayesinde glikoza dönüşerek, acil durumda gerekli olan enerji ihtiyacı da karşılanır. Bu durumda kandaki glikoz seviyesini yükselten adrenalin, canlılarda normalden daha farklı şekilde fiziksel olarak hız ve güç elde edilmesini sağlar.

Adrenalin Hormonu

Daha az acı duymanıza ve algınızı arttırmaya yardımcı olur

Adrenalin hormonu kan damarlarının genişlemesinde de etkili olur. Bu durum canlılardaki acı hissinin azalmasına yardımcı olur. Bu durumda canlılar daha az acı çekeceklerinden, fiziksel yaralanmaları herhangi bir şekilde çok acı çekmeden atlatırlar. Adrenalin göz bebeklerinin büyümesine de etki ederek, göze gelen ışık oranının artmasına destek olur. Bu durum canlıların daha belirgin şekilde görüşe sahip olmasını sağlar. Göze daha fazla ışık geldiğinden, canlılar etrafındakileri daha kısa sürede algılamaya başlar. Bu konuda yapılan araştırmalarda, adrenalin hormonunun yarılanma ömrünün kişilere göre farklı olsa da, ortalama 2 dakika olduğu tespit edilmiştir.

]]>
Erkeklerde Hormon Bozukluğu https://www.hormonlar.org/erkeklerde-hormon-bozuklugu.html Sun, 23 Aug 2015 02:36:34 +0000 Erkeklerde Hormon Bozukluğu, birçok nedeni bulunabilmektedir. Bu nedenlerden en  çok görüleni ve genel hormon eksikliği probleminin nedeni beyinde bulunan ve hipofiz bezinin sperm yapımını tetikleyen bir sistemin doğru çalış Erkeklerde Hormon Bozukluğu, birçok nedeni bulunabilmektedir. Bu nedenlerden en  çok görüleni ve genel hormon eksikliği probleminin nedeni beyinde bulunan ve hipofiz bezinin sperm yapımını tetikleyen bir sistemin doğru çalışmamasından kaynaklanan problemlerdir. Birçok kişide görülen hormonal problemlerin nedeni genel olarak bu sorundur. Tabi ki birçok problemin çözümü olduğu gibi bu sorunlarında çözümü vardır ve günümüzde hızla gelişen tıp bilimi ile birçok çözümü olmayan hastalıkların çözümü oldukça kolay bir şekilde yapılmaktadır. Erkeklerde bulunan LH ve FSL hormonlarının eksikliği görülmektedir. Bu sorun birçok erkekte görülür ve kişiyi oldukça rahatsız eder. Bu durumun kişinin psikolojisinde de sorunlar oluşturmaya başlayabilir. Öyle ki bu sorunun zamanla kontrol altında olmadığı için büyümesi aile hayatında da huzursuzluk gibi sorunların ortaya çıkmasına yol açmaktadır. Hormonal bozukluklarda genellikle vücutta birçok belirtiler ortaya çıkar. Bunun en başında sperm miktarında eksiklikler, Bölgesel kıllanma artışı vs. gibi durumlar oluşabilir. Bu hastalığın çok ilerlemiş halinde kişide kısırlık problemi gibi çok büyük sorunlarda ortaya çıkabilmektedir. Eğer sizlerde böyle hormon bozukluğu şüphesi duyuyorsanız hemen bir üroloğa görünmenizde fayda vardır.
Erkeklerde Hormon Bozukluğu
Gelişen tıp sayesinde bu hastalar sabırlı bir yöntem ile kişide tedaviler uygulayarak  kısırlık problemi bile yaşansa kişiyi iyileştirerek doğal yolla bile çocuğunun olması sağlanabilmektedir. Erkeklerde hormon bozukluğu görülen kişilerin genellikle yapılan tedaviler sonrasında 10 milyon sperm hücresinin arttığı kanısına varılmıştır. Bu durum kişinin hastalıktan kurtulduğunun da kanıtıdır. Tabi ki hormon bozukluğu sadece kişinin spermleriyle sorun oluşturmaz kişide aşırı kıllanma ya da kilo artışı gözlenebilmektedir. Hatta çoğu kilolu kişilerin en büyük kilo sebebi hormonal bozukluklar olabilmektedir. Bu kişilerinde acilen uzman doktorlar tarafından  kontrol edilmeleri gerekmektedir. Çünkü Kontrol edilmeyen küçük sorunlar ileride kronikleşerek büyük sorunları beraberinde getirebilmektedir. Erkeklerde hormon bozukluğu ile birlikte kişilerde göbek kısmında yağ birikmesi ve bunun yanında göğüslerde büyümeler gözlenmektedir. Bu genel olarak kilo olarak ele alınmaktadır. Fakat kişiler bunun aslında bir hormonal bozukluk olduğunun farkına varamamaktadır. Bu nedenle kilo alan kişiler yediklerinden gerekli proteinleri alıp sperm hücresi yapamazlar.

Hormonal bozukluktan dolayı rahatsız olan kişilerin dikkat etmesi gereken bazı durumlar vardır. Bu durumlar kişinin bu sorundan kurtulması için aslında iyi yollardır.  Kişi bu yolları zamanla uygular ise hormon dengesinin sağlanmasını hızlandırabilir. Bu yollar doktor kontrolü olmadan da gönül rahatlığıyla uygulanabilir. Öncelikle kişi vücudundaki fazla kiloları egzersizler sayesinde vermelidir. Fazla kilolar erkeklerde hormon bozukluğu sorununu oluşturan en temel etkendir. Daha sonra bu kişinin kilo verdikten sonra Doymuş yağ alma oranını kontrol etmesi gerekmektedir. Doymuş yağlar, yanı hayvansal yağlar insan sağlığı için doymamış yağlardan çok daha zararlıdır. Tavuk et, yumurta, süt gibi ürünler en az haftada 2-3 kez yenilmelidir. Bu besinler hormon dengenizi düzenleyebilmektedir. Bu kişiler kesinlikle ekmek yememelidirler. Bol miktarda meyve ve sebzenin kimseye zararı bulunmamaktadır. Kimi zaman insanların bu hastalıktan kurtulmak için kimyasal ilaçlar kullandığı görülmektedir. Fakat bu kimyasal ilaçların kullanılması insan sağlığına yani karaciğere oldukça zararı gözlemlenmektedir. Bu tarz ilaçlar kesinlikle doktorlar tarafından önerilmemektedir. 
]]> Erkeklik Hormonu https://www.hormonlar.org/erkeklik-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:36:18 +0000 Erkeklik hormonu, erkeklik hormonu olarak bilinen testosteron androjen grubuna dahil olan hormonlardan biridir. Erkeklik hormonu hem erkek hem de kadınların vücudunda doğal olarak salgılanan bir hormondur. Erkeklerde erkeklik Erkeklik hormonu, erkeklik hormonu olarak bilinen testosteron androjen grubuna dahil olan hormonlardan biridir. Erkeklik hormonu hem erkek hem de kadınların vücudunda doğal olarak salgılanan bir hormondur. Erkeklerde erkeklik hormonu üretimi böbrek üstü bezlerde ve testislerde olur. Erkeklik hormonu erkekler için cinsel yaşam açısından oldukça önemli bir hormon türüdür. Cinselliğin uyarılması, sperm üretimi, ses kalınlığı ve penis büyümesi için erkeklik hormonunun etkisi büyüktür. Aynı zamanda erkeklik hormonu açık yaraların iyileşmesi ve vücutta biriken yağların yakımı için de önemli rol onar.

Kanda erkeklik hormonu proteinlere bağlı olarak bulunur. Proteinlere bağlı olarak gelişen erkeklik hormonunun vücut için önemli bir rolü yoktur. Serbest erkeklik hormonu yani testosteron vücut için önemli bir rol oynar. Cinsel uyarıyı ve gücü gerçekleştiren serbest erkeklik hormonudur. Erkeklik hormonu vücutta özellikle sabahları fazlaca salgılanır. Akşam saatlerine ulaşıldığında erkeklik hormonu üretimi azalır.

Erkeklik Hormonu Fazla Üretilirse Ne Olur

Erkeklerde erkeklik hormonu fazla üretildiğinde erkelerde aşırı cinsel istek, sinir ve asabiyet meydana gelebilir. Ayrıca aşırı üretilen erkeklik hormonu kötü kolesterol, saç dökülmesi, kalp ve damar hastalığı gibi pek çok ciddi sağlık problemlerine neden olur. Ayrıca aşırı erkeklik hormonu üretimi ileri yaşlarda prostat kanserine yol açabilir. Aşırı testosteron üretimi zamanında tedavi edilerek kontrol altına alınmazsa prostat kanseri gelişme olasılığı oldukça artar.

Erkeklik Hormonu

Erkeklik Hormonu Azlığı Neden Olur

Erkeklik hormonu üretimi testislerde meydana gelen bazı sorunlar nedeniyle azalabilir. Testisleri etkileyen tüm faktörler erkeklik hormonu üretiminin ciddi anlamda azalmasına yol açabilir. İnmemiş testis, kabakulak ve testis ile alakalı gerçekleşen travmalar erkeklik hormonunun azalmasına yol açabilir.

Erkeklik hormonu en fazla ergenlik döneminde salgılanır. Dolayısı ile ergenlik döneminde ciddi anlamda enerji artışı yaşanır. 30'lu yaşlara ulaşıldığında ve gelen yıllarda erkeklik hormonu doğal olarak azalmaya başlar. Bu dönemlerde azalan erkeklik hormonu nedeniyle farklı hastalıklar ve şikayetler ortaya çıkabilir.

Erkeklik hormonu yaş ilerledikçe azalabileceği gibi, yoğun yaşanan stres ve bazı hastalıklar da erkeklik hormonunun azalmasına yol açabilir. Yaşanan yoğun stres devam ettiği sürece erkeklik hormonu en az seviyelerde olur.

Bazı erkeklerde, erkeklik hormonu doğumsal bir kusur olarak az üretilebilir. Kromozom bozukluğu ve hipofiz bezinin aktif bir şekilde çalışmaması erkeklik hormonunun az salgılanmasına neden olur.

Erkeklik Hormonu Az Salgılandığında Ne Olur

  • Vücutta erkeklik hormonu az salgılandığında cinsel arzuda azalma ve sertleşme sorunu yaşanabilir.
  • Erkeklik hormonunun eksikliği testis küçülmesi, vücut kıllarında azalma, karında yağlanma, kas güçsüzlüğü, uyku problemleri, boy kısalığı, stres gibi ciddi problemlere yol açabilir.
  • Anne kanındaki bebekte eğer erkeklik hormonu az salgılanıyorsa bebeğin cinsel organları olumsuz şekilde etkilenebilir. Ancak bu problemlerin fark edilmesi ergenlik döneminde olur ve çocuk büyüme ve gelişme bozukluğu yaşar.
  • Erkeklik hormonun eksikliği ayrıca, iktidarsızlık, şeker hastalığı, uyku problemler, kilo artışı, kas kaybı, yorgunluk, kemik erimesi ve fiziksel performansın azalmasına yol açabilir.

Erkeklik Hormonunu Arttırmak İçin Neler Yapılabilir

  • Mümkün olduğunca sağlıklı yağların tüketilmesi gerekir. Zeytinyağı, Hindistan cevizi yağı, tereyağı ve kuruyemişlerden dolayı vücuda alınan yağlar erkeklik hormonunu arttırmak için faydalı olur.
  • Erkeklik hormonunu arttırmak için karbonhidrat yalnızca vücudun ihtiyaç duyduğu kadar tüketilmeli ve şekerden uzak durulmalıdır.
  • Erkeklik hormonunun artması için uyku k]]> Fsh Hormonu https://www.hormonlar.org/fsh-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:36:08 +0000 Fsh Hormonu, Kadınlarda ve erkeklerde bulunan Fsh hormonu sperm yapımında ve yumurta üretiminde etkisi olan bir hormondur. Bu hormonun eksikliği ya da fazlalığı kişilerde büyük problemlere neden olabilmektedir. Öyle ki bu sorunun h Fsh Hormonu, Kadınlarda ve erkeklerde bulunan Fsh hormonu sperm yapımında ve yumurta üretiminde etkisi olan bir hormondur. Bu hormonun eksikliği ya da fazlalığı kişilerde büyük problemlere neden olabilmektedir. Öyle ki bu sorunun hormonun eksikliği kişilerde kısırlık oluşturarak aile içi huzurun kaçmasına ve hatta evli kişilerin boşanmasına kadar sorunlar oluşturabilmektedir. Genel olarak Fsh hormonu cinsel hormonların üretimini sağlayan ve önemi çok  büyük olan bir hormondur. Bu hormon her insanda bulunmaktadır. Bu hormonun bulunmaması ya da eksikliği ile kişiler büyük sorunlarla karşılamaktadırlar.  Fsh hormonu açılımı "Folliclle stimulating hormone" dur.  Bu hormonun diğer adı ise uyarıcı hormonlardır.  Kadınlardaki Fsh hormonun değeri adetin 3. günü bakılarak 10'un altında olması gerekmektedir. İnsanların yaşı ilerledikçe fsh hormonu miktarı artmaktadır. Bazı bayanlarda adet düzensizliği iştahsızlık gibi problemler görüldüğünde hormon seviyesi kontrol edilmektedir.  Bu hormon yükseldikçe bayanlarda hamile kalma olasılığı düşmektedir. Buna halk arasında kısırlık denmektedir. Bu durum erkeklerde de  hormonun yükselmesi ile sperm miktarının azalması görülebilir. Bu miktarın azalması da baba olma olasılığını oldukça düşürmektedir.

    Fsh Hormonu
    Fsh hormonu denilen salgı nerede üretilir

    Beyinde bulunan hipofiz bezleri tarafından bu salgı üretilmektedir. Bu durumda  bu salgı erkeklerde sperm yapımını tetikler, bayanlarda ise yumurta oluşumunu tetikler. Bayanlarda fsh hormonu testi kesinlikle adetin 3. gününde yapılmalıdır. Aksi halde diğer günlerde yapılan testlerin yanlış sonuç verme olasılığı oldukça düşüktür. Makalemizin başlarında da söylediğimiz gibi yaş ilerledikçe kişilerdeki hormon miktarı yükselmektedir. Özellikle 35 yaşını geçen kişilerde bu hormon yükselerek bayanlarda menopoz, erkeklerde ise kısırlık riski artmaktadır. Asıl yükselme 40 yaşından sonra hızlanmaktadır. Tüm bunların yanında  kist nedeni ile testislerden birinin ameliyat ile alınmasıyla  fsh hormonu yükselmeleri görülebilir ve kullanılan birçok kimyasala ilaçlarda yan etki oluşturarak kişide bu hormonun salgılanmasını arttırarak hormonların yükselmesine neden olmaktadır. Kişilerde sorun olarak genellikle bu sorun yükselme ile ortaya çıkmaktadır. Fakat istisnalar olarak kimi insanlarda bu hormonda eksikliklerde görülebilir.

    Fsh hormonu birçok insan tarafından düşürülmek için uğraşılmaktadır. Fakat tam olarak böyle uğraşlar vererek bu durumu gözlemleyen kişiler bulunmamaktadır. Bu durum beyin tarafından kontrol edilmektedir. Bu nedenledir ki bu hormon kişiler tarafından düşürülemez. Hatta kişiler bu durumla uğraşırken bu hormonun yüksekliği daha da artmaktadır. Fsh değerinin düşürmek için satılan kimyasal ilaçların hiçbir etkisi olmadığı gibi birçokta zararı bulunmaktadır.  Fsh bayanlarda 10'un üzerine çıktığı zaman hamilelik olasılığı düşmeye başlamaktadır. Tıbben bu tür durumların tedavisi oldukça zordur. Bu nedenledir ki bizlerinde kafamıza göre bilmediğimiz ilaçları kullanmamamız önemle vurgulanmaktadır. Fsh değeri adetin 3. günü değilde başka bir zaman yapıldığında  ve değer çok düşük bile çıksa hamilelik olasılığının arttığı söylenememektedir. Çünkü yanlış zamanda yapılan değer ölçümü doğru sonuçlar vermemektedir. Bu nedenle doktorunuzla randevunuzu uygun zamanlara ayarlamalısınız.  Fsh değerinin düşük olduğu bayanlara uygulanan ve oldukça yaygın bir yöntem bulunmaktadır. Bu yöntem ile Fsh hormon değeri normal olan bir kadından alınan yumurta değeri bozuk olan kadının rahmine yerleştirilmektedir. Bu tedavi yöntemi oldukça  yaygın ve kullanılan bir yöntemdir. Ayrıca sağlığa zararı bulunmamaktadır.
    ]]>
    Gebelikte Hormon Değerleri https://www.hormonlar.org/gebelikte-hormon-degerleri.html Sun, 23 Aug 2015 02:35:57 +0000 Gebelikte Hormon Değerleri, Kadında gebelik testinde Beta-HCG hormonunda yükselme tespit edilmesi için beklenen adet gününün gelmesi gerekir. Bazen bu günlerden bir iki gün öncede tespit edilebilir. Daha net bilgi vermes Gebelikte Hormon Değerleri, Kadında gebelik testinde Beta-HCG hormonunda yükselme tespit edilmesi için beklenen adet gününün gelmesi gerekir. Bazen bu günlerden bir iki gün öncede tespit edilebilir. Daha net bilgi vermesi için genellikle adet gecikmesi yaşandıktan bir kaç gün sonra kanda gebelik testi yapılması önerilir. Hamile olmayan bir bayanda HCG hormon değeri sıfır veya sıfıra çok yakın değerler olarak ölçülür. Hamileliğin ilk haftasından itibaren HCG hormon değeri artmaya başlar. HCG hormonu insan embriyosunu 8 hücreli olduğunda embriyodaki hücreler tarafından üretilmeye başlar ancak henüz embriyo rahim duvarına yerleşmediği için hormon anne kanında tespit edilemez. Anne kanında tespit edilmesi yaklaşık olarak LH pikinden yani yumurtlamadan 10 gün sonra mümkün olur. Gebeliğin ilk haftalarında B-HCG değeri yaklaşık olarak 48 saatte bir ikiye katlanacak şekilde artar, fakat her hamilelikte net ve doğrusal şekilde artış izlenmesi kesin değildir. Gebeliğin rahime yerleşmesinden sonra HCG hormonu anne kanında giderek artmaya devam eder ve 10. gebelik haftasında en yüksek değere (100.000 mlU/ml) değerine ulaşır. Bu haftadan sonra gebeliğin ortalarına doğru 20.000 mlU/ml değerine kadar düşüş gösterir ve doğuma kadar bu değerde sabit kalır. Gebelikte bebeğin izlenebilmesi için gebelik kesesinin biraz daha büyümesi, B-HCG değerinin 1500-2000'e çıkması beklenir. B-HCG değeri 7000 civarına geldiğinde kese içerisindeki yolk-sak denilen yuvarlak yapı izlenebilir. B-HCH değeri 10.000 civarına geldiği zaman bebeğin kalp atımları ultrasonda izlenebilir. Kadınlar gebelikleri boyunca vücutlarında birçok  fiziksel ve duygusal değişiklikler yaşıyor. Aynı şekilde hamile iken gebelik hormonlarının değişimi yüzünden gülen mutlu olan kişinin birkaç dakika sonra karamsar, ruh halinin bozuk bir durum alabilmektedir. Gebelikteki birkaç hormon şu şekildedir:

    Gebelikte Hormon Değerleri
    • Gebelikteki HCG hormonu.
    • Gebelikteki Östrojen hormonu.
    • Gebelikteki Progesteron hormonu.
    • Oksitosin hormonu.

    HCG hormonu gebe kaldığını müjdeleyen olarak bilinmektedir. Gebelik testi bu hormon ile idrar veya kan testi ile kesin sonuçlanmaktadır. Hormon yeni döllenmiş yumurtayı çevreleyen ve daha sonra plasentaya dönüşecek olan hücreler tarafından salgılanıyor. Gebelikte hormon değeri düşük oluşu anneyi endişelendirmemeli ve bir uzman tarafından kontrol olunmalıdır. Östrojen hormonu anne adayının vücudunu bebek taşımaya ve emzirmeye hazır hale getirmede önemli rol oynayan bir hormondur. İlk 3 aydan sonra ise östrojen, normal değerin 30-50 katına kadar yükseliyor. Bu hormon  hamileliğin son günlerindeki yüksek östrojen ve buna eklenen progesteron hormon seviyesindeki düşüşün doğumu başlattığı bilinir. Progesteron hormonu ise döllenen yumurtayı barındıracak olan rahim içi dokusunun yerinde durmasını sağlar. Bu görevi östrojen hormonu ile birlikte yerine getirmektedir. Oksitosin doğumun gerçekleşmesini sağlayan bir hormondur. Bunu yanı sıra doğumdan sonra emzirirken salgılanan oksitosin göğüslerden süt gelmesine yardımcı olur. Relaksin hormonu hamileliğin başlangıcında yeni kan damarlarının oluşumuna yardımcı oluyor. Böylece yeni döllenen yumurta için en uygun ortamın oluşmasını sağlamaktadır. HCG hormonunun alfa ve beta olmak üzere iki adet alt ünitesi bulunur. Ayrıca östrojen cilde rengini veren pigment maddesinin de artmasına yol açmaktadır. Progesteron hormonu hamilelik döneminde kasların rahatlamasını sağlar. Özellikle rahim kaslarının gereksiz şekilde kasılarak hamileliği zamanından önce sonlandırılmasını önlemektedir. Hormonların Bir başka etkisi de ayak bileklerinin özellikle akşam saatlerinde şişmesi gerçekleşir. Ayrıca bu hormonlar yüzünden sık sık idrara çıkmada gerçekleşir. Fakat her anne adayı hamilelikte sık sık hormonlarının kontrolünü yaptırarak bebeğinin sağlığını koruyabilmektedir.

    ]]>
    Dopamin Hormonu https://www.hormonlar.org/dopamin-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:35:36 +0000 Dopamin hormonu, beyinden salgılanan bir hormondur. Görevi sinir hücreleri arasından iletişimi sağlamak olan hormon, halk arasında aynı serotonin gibi mutluluk hormonu olarak tanınır. Ancak dopamin hormonunun mutluluk ve Dopamin hormonu, beyinden salgılanan bir hormondur. Görevi sinir hücreleri arasından iletişimi sağlamak olan hormon, halk arasında aynı serotonin gibi mutluluk hormonu olarak tanınır. Ancak dopamin hormonunun mutluluk vermesinin yanında, başka fonksiyonları da bulunmaktadır. Vücutta fazla miktarda olan dopamin ve az miktarda bulunan dopamin çeşitli sorunlara neden olabilir. Az miktarda olduğunda parkinson hastalığına neden olurken, fazla miktarda olması da sigara ve uyuşturucu bağımlılığına neden olabilir.

    Dopamin hormonunun fonksiyonları

    • Hareket
    • Dikkat
    • Hafıza
    • Davranış ve kavrama
    • Haz veren ödül
    • Uyku ve öğrenme
    • Prolaktin hormonunun üretilmesinin engellenmesi
    • Duygu durumu

    Beynin farklı bölümlerinden salgılanan dopamin, vücutta haz duyusunu, hareketleri, acıyı ve duyguları etkileyen kimyasaldır. Beyin saniyeler içinde vücuda milyonlarca sayıda sinyal iletmektedir. Bu etkiyle vücuttaki sistemlerin çalışması sağlanmakta, hareketler yapılmakta, bilişsel faaliyetler gerçekleştirilmektedir. Beynin bu şekilde sinyal gönderememesi ölüm anlamına gelir. Sinir hücrelerinin yardımıyla iletilen bu elektrik sinyalleri sinirlerin birleşimde bazı kimyasalların yardımıyla taşınmaktadır. Bu kimyasallar nörotransmitter olarak tanımlanır. Bunlar olmadığı zaman iletim yerine getirilemez. Çok sayıda nörotransmitter bulunmasına rağmen, içlerinden henüz keşfedilen sadece dopamindir. Dopamin haz alma duyusu sırasında salgılanır. Yani cinsel ilişki yaşandığı zaman, bir tatlı tüketildiği zaman haz alındığı sırada salgılanır. Bu özelliği nedeniyle kişilerde madde bağımlılığı açısından etkili olmaktadır. İnsanlar sigara içtiğinde, uyuşturucu madde kullandığında, sinir hücrelerinde dopamin biriktiğinden, yaptığı işten haz almakta ve tekrar sigara içmekte, uyuşturucu kullanmaktadır. Bu yüzden insanlarda madde bağımlılığı gelişir.

    Dopamin Hormonu

    Dopamin hormonu ve beyin fonksiyonları üzerindeki etkisi

    Dopamin beyin fonksiyonlarının çoğunun üzerinde direkt olarak etkilidir. Bu nedenle dopamin beyinde her zaman belirli seviyede olmalıdır. Bu hormonda düşüklük olması halinde, kişide zihinde fonksiyon bozukluğu, hormonun yüksekliğinde ise yine farklı anormallikler meydana gelebilir. Bu hormonun sigara, uyuşturucu madde gibi etkenlerin dışında yükseltilmesi çok zordur.

    İstemli harekette dopamin: Beynin hareket düzenleyici bölümü olan bazal gangliya kısmının düzgün çalışması için, dopamin belirli seviyede olmalıdır. Eğer dopamin seviyesi azalırsa, kişinin hareketlerinde azalma olduğu gibi, koordinasyon bozukluğu ortaya çıkar. Eğer dopamin seviyesinde fazlalık olursa bu sefer kişide tikler, gereksiz hareketler ortaya çıkar. Bu nedenle istemli hareketlerin yapılabilmesi için dopamin hormonuna ihtiyaç bulunmaktadır.

    Haz bekleyen davranışta dopamin: Haz alma duyusunun oluşmasına beyinde dopamin yardımcı olmaktadır. Kişinin haz aldığı durumlarda dopamin hormonu salgılanır. Bu nedenle kişiler haz alacağı faaliyetleri yapmayı tercih eder. Sigara içmek, uyuşturucu madde kullanmak, seks yapmak, bazı gıdaların tüketilmesi bunlar arasındadır.

    Bağımlılık ve dopamin etkisi: Sigara, uyuşturucu maddeler sinir hücreleri tarafından dopamin hormonunun emilmesine engel olur. Bu etki nedeniyle sinir uçlarında dopamin birikir.

    Hafıza ve dopamin: Kısa süreli hafızanın iyileştirilmesinde beyindeki dopamin yeterli olur. Beyindeki dopamin seviyesinde hassas bir dengenin olması nedeniyle, bu hormonun azalmasına ya da artmasında direkt olarak hafıza etkilenir.

    Dikkat üzerinde dopamin etkisi: Odaklanma ve dikkat artışı üzerinde yine dopamin etkilidir. Bilgiler kısa süreli hafızada kalacaksa buna karar veren dopamindir. Dopamin eksilirse dikkat toplamada sorun yaşanmaya başlar.

    Kavrama yeteneği ve dopamin: Annelik Hormonu https://www.hormonlar.org/annelik-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:35:24 +0000 Annelik hormonu, bu hormon hipofiz salgı bezinde üretilerek hamilelik döneminde, adet dönemlerinde, süt salgılanmasında, cinsel faaliyetlerde etkili olan prolaktin denilen ve özellikle kadınlar için çok önemli olan bir hormondur. B Annelik hormonu, bu hormon hipofiz salgı bezinde üretilerek hamilelik döneminde, adet dönemlerinde, süt salgılanmasında, cinsel faaliyetlerde etkili olan prolaktin denilen ve özellikle kadınlar için çok önemli olan bir hormondur. Bu hormon hamile bayanlarda ve yeni doğum yapmış olan kadınlarda çok daha yüksektir bundan dolayı annelik hormonu denir. Sürekli olan bir hormon değildir. Gün içerisinde birden artabilir ya da azalabilir. Bu hormonkadınlarda duygusallığa sebep olur. Aynı zamanda hamilelik sonrası süt salgılanmasını sağlar ve hamilelik sonrası hemen hamile kalmayı önler. Çok güçlü bir hormondur. Anne olmayan bir kadının göğüsleri bile uzun süre emilirse bu hormon devreye girerek göğüsten süt gelmesine sebep olur. 


    Annelik Hormonu
    Annelik hormonu, bu hormonun çok yüksek olduğu zamanlarda mutlaka tedavi edilmesi gerekir. Çünkü aşırı fazla olduğu zamanlarda kadınlar hamile kalamaz adet dönemleri düzensizleşir. Adet olduğu zaman şiddetli kanamaları olur. Stres bu hormonu arttır bu nedenle hamilelik düşünen bayanların stresten uzak durması gerekir. Aşırı stres yaşayan bayanlarda hiç bir hastalık olmadığı halde hamile kalmama sebebi bu hormondur. Bu hormon aynı zamanda erkeklerde de kadınlarda da cinsel isteksizliğe sebep olur. Hamilelik dönemi dışında uzun süreli cinsel isteksizlik problemi yaşıyorsanız ve adet dönemleriniz düzensiz ise mutlaka gidip bu hormon testini yaptırmanız gerekir. Erkeklerin cinsel ilişkilerden sonra yorgun hissetmesi ve uyumak istemesi bu hormonun salgılanmasından kaynaklanır. 
    ]]>
    Büyüme Hormonu Nasıl Arttırılır https://www.hormonlar.org/buyume-hormonu-nasil-arttirilir.html Sun, 23 Aug 2015 02:35:12 +0000 Büyüme Hormonu Nasıl Arttırılır, Beyin hormonu beyin tarafından salgı salgılayan ve vücuttaki bir çok aktiviteyi etkilemekte olan bir hormondur. Özellikle son zamanlarda fitness ve vücut geliştirme sporları ile ilgilenenler son Büyüme Hormonu Nasıl Arttırılır, Beyin hormonu beyin tarafından salgı salgılayan ve vücuttaki bir çok aktiviteyi etkilemekte olan bir hormondur. Özellikle son zamanlarda fitness ve vücut geliştirme sporları ile ilgilenenler son zamanlarda tartışma konuları haline gelmiştir. Bu hormon beyinde bulunmakta olan hipofiz bezi tarafından salgılanmaktadır. Büyüme hormonunun vücutta düzgün ve sağlıklı olacak bir şekilde salgılandığı zaman çok daha kısa zaman içerisinde antrenmanlar ile sağlıklı bir gelişim sağlamaktadır. 

    Bu makalemizde sizlerle büyüme hormonu nasıl arttırılır hususunda bazı bilgiler paylaşacağız. Büyüme hormonu son zamanlarda bodybuilding ile ilgilenmekte olan kişiler tarafından dışarıdan alınmaya başlanmıştır. Bu durumun yapılması oldukça zararlıdır. Vücudumuzun beynimiz sayesinde üretmiş olduğu ve sinir sisteminden, iskelet yapısına kadar birçok sinirsel merkezde etkisini göstermekte olan bir hormonu sadece kas geliştirmek için almak kesinlikle uygun değildir.
    Büyüme Hormonu Nasıl Arttırılır
    Bizim en önceki amacımız bu hormonları doğal olan yollar ile vücutta arttırmayı yaşam tarzı haline getirmektir. Büyüme hormonu nasıl arttırılır konusunda bilgi verecek olursak eğer:
    • Düzenli olarak spor yapmak büyüme hormonunu arttırmada en etkili olan yöntemlerde ilkidir. Bu sayede hem kas gelişimi olmakta, hemde vücutta fazla miktarda olan yağların yakılması sağlanmaktadır. Yapılmakta olan antrenmanlar, egzersizler, değişik türden yapılmakta olan sporlar büyüme hormonunun arttırılmasında en ekili yoldur. Bunların dışında kardiyo çalışmaları da bu hususta olumlu etkiler sağlamaktadır. Yapılmakta olan antrenman ve sporların özellikle de sabah saatlerinde gerçekleştirilmesi daha fazla önem arz etmektedir. Bu sayede vücut daha fazla büyüme hormonu sağlayacaktır. Bundan dolayıdır ki gece boyunca salgılanan büyüme hormonu sayesinde kanda dolaşmakta olan yağ molekülleri, sabah kullanıldığında hem enerji alınması için uygun olur, hemde vücutta parçalanmış olan yağ moleküllerinin kullanılması sağlanır. Vücutta kullanılmayan parçalanmış yağ molekülleri ise vücutta yeniden depolanmak üzere tekrardan yağ hücrelerine dönüştürülür. 
    • Büyüme hormonu nasıl arttırılır hususunda etkili olan başka bir yol ise düzenli olarak gece uykusunun alınmasıdır. Düzenli olarak vücuda uyku depolanması büyüme hormonunun en çok salgılanmasına sebep olur. Gece boyunca düzenli olarak alınan uyku kesinlikle en yüksek düzeyde hormonun salgılanmasını sağlamaktadır. Bundan dolayıdır ki fitness ve ağırlık çalışmaları ile uğraşmakta olan kişiler gec uykusunu düzenli olarak 7-8 saat olarak uyumalıdır. Bebeklerde ise bu gelişim daha hızlı olmaktadır, çünkü bebekler doğduklarından itibaren ilk altı ay süresince sürekli olarak uyudukları için en fazla gelişim bu sürede olmaktadır. Bebeklik dönemi en fazla gelişim sağlayan süreç olmakla birlikte, bu süreç sonrasında kişilerin 30-35 yaşların sonrasında büyüme hormonlarının salgılanması daha da azalmaktadır. 
    • Düzenli olarak sıklık ile beslenmekte diyetisyenler tarafından önerilmektedir ve büyüme hormonu salgılanması açısından da gerekli görülmektedir. Düzenli olarak sık aralıklarla beslenmek kan şekerini düşüreceğinden dolayı etki sağlayacaktır. 
    • Yeterli olarak vücuda vitamin depolanması da büyüme hormonunun arttırılmasında gerekmektedir. Bu hususta özellikle de B6 vitamininin alınması düzenli olarak uyku alınmasını sağlayacağından dolayı daha yüksek bir seviyede büyüme hormonu sağlar. B6 vitamininin yanı sıra c vitamininin de alınması gerekmektedir. 
    Büyüme hormonu nasıl arttırılır hususunda sizlerle bazı bilgiler paylaşmaya çalıştım. Umarım sizlere bu hususta yardımcı olmuşumdur. Büyüme hormonlarının hızlı bir şekilde salgılanması için düzenli olarak spor yapılması ve düzenli olarak uyku alınması gerekmektedir. Elbette yapılmakta olan vücut hareketleri ve egze]]> Hormon Bozukluğu https://www.hormonlar.org/hormon-bozuklugu.html Sun, 23 Aug 2015 02:35:02 +0000 Hormon Bozukluğu, birçok insanda görülen  ve sonucunda büyük problemler oluşturan bir problemdir. Yediden yetmişe insanların çoğunda görülen bu sorun tedavisi zor sorunlara yol açmaktadır. Ani vücut değişiklikleri, kıl Hormon Bozukluğu, birçok insanda görülen  ve sonucunda büyük problemler oluşturan bir problemdir. Yediden yetmişe insanların çoğunda görülen bu sorun tedavisi zor sorunlara yol açmaktadır. Ani vücut değişiklikleri, kıllanma, aşırı kilo ve bunlara benzer durumların görülmesi genellikle hormon bozukluğunun belirtilerindendir.  Tüm bu belirtilerden en çok görüleni fazla kilolardır. Fazla kilolar hormon bozukluğunun ilk belirtileridir.  Hatta sizde ya da yakınlarınızın birinde aşırı kilo almalar ve aşırı kilolar görülüyorsa acilen uzman kişiler tarafından hormon testi yapılmalıdır. Yapılan bu testlerin sonuçlarına göre eğer var ise acilen önlemler alınmalıdır. Kilo almanın asıl nedeni ise tiroid  bezi yetmezliği ve böbrek üstü bezlerinin aşırı şekilde çalışmasıdır. Bu problemlerinde en önemli nedeni hormonal bozukluklardır.  Boynumuzda bulunana tiroid bezi, aslında bir hormon salgı bezidir. Bu bezin doğru çalışmaması ile kişide aşırı yağlanma ve kilolar görülebilmektedir. Hormon bozukluğu kadınlarda da erkeklerde de çok fazla görülen bir durumdur. Bu durum kadınlarda erkeklerden çok daha karmaşık bir şekilde gerçekleşmektedir. Öyle ki kadınlarda bu durum erkeklerde iki kat daha fazla ve daha karmaşık bir şekilde gerçekleşir.

    Hormon Bozukluğu
    Kadınlarda hamilelik dönemleri ve adet dönemlerinin olması hormon bozukluğu sorununun daha fazla oluşmasına neden olmaktadır.  Kadınlarda oluşan hormon bozukluğu her zaman tüylenme ya da adet düzensizliği gibi sorunlar oluşturmaz. Her adet düzensizliğini ve kıllanmayı bu nedene bağlamak hiçte doğru değildir. Hormon bozukluğu genellikle genç yaşlarda görülmektedir. Hormon bozukluğu halk arasında genellikle bilindiği için teşhisler konulmaktadır.  Fakat hormon bozukluğu şüphesi ile doktora başvuran insanların çoğunda böyle bir sorun tespit edilememektedir. Bu nedenle vücutta gerçekleşen herhangi bir değişikliği bu soruna bağlamak çok yanlıştır. Kadınlarda gerçekleşen hormon bozukluğu bazen kısırlıkla da sonuçlanabilmektedir. Hormon bozukluğunun erken tespiti birçok hastalık gibi oldukça önemlidir. Vücutta bulunan birçok hormonun herhangi birinin bozukluğu bile diğer hormonların denge ve düzeninin bozulmasına neden olarak genel bir hormon bozukluğu meydana getirebilmektedir. 

    Erkeklerde görülen hormon bozukluğu ise genellikle sperm miktarının azlığı, testosteron miktarının azlığı ve kısırlık gibi sorunlar meydana getirebilir. Tüm bunların yanında bu durum kişilerde memelerde büyüme, göbekte yağlanma, aşırı şekilde tüylenme gibi problemleri de beraberinde getirmektedir. Hormon bozukluğu probleminde tedavilerin daha hızlı etki göstermesi için kişinin yeme düzenini sınırlandırması ve aşırı kilolarından kurtulması gerekmektedir. Öyle ki aşırı kilolar tedavilerin cevapsız kalmasına ve bu hormon bozukluğu sorununun artmasına da neden olur. Hormon bozukluğu bazı kişilerde yapılan testlerle netlik kazanırken bazı insanlarda da vücutta görülen değişikliklerle ortaya çıkmaktadır. Doktor tarafından yapılan hormon testlerinden bir tanesine örnek verecek olursak tükürükle yapılan testi söyleyebiliriz. Bunun yanında kan testleri ve idrar testleri ile kişide hormon bozukluğu olup olmadığı kanısına varılabilir. Ayrıca doktorun hasta ile kurduğu diyalogda bu testlerden biridir. Hormon bozukluğu şüphesi bulunan bir kişinin kesinlikle en kısa süre içerisinde doktora başvurması gerekmektedir. Bu tür durumlar müdahale edilmediğinde daha büyük problemlere neden olmaktadır.
    ]]> Endorfin Hormonu https://www.hormonlar.org/endorfin-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:34:06 +0000 Endorfin Hormonu, Bilindiği gibi insan vücudunda kadınlarda ve erkeklerde kimi zaman farklı farklı kimi zaman ise aynı hormonardan bulunmaktadır. Öyle ki bu hormonların birçok görevi bulunmaktadır. Kimi zaman bu hormonlar birbirler Endorfin Hormonu, Bilindiği gibi insan vücudunda kadınlarda ve erkeklerde kimi zaman farklı farklı kimi zaman ise aynı hormonardan bulunmaktadır. Öyle ki bu hormonların birçok görevi bulunmaktadır. Kimi zaman bu hormonlar birbirleri ile bağlı olarak görevlerini yaparlar. Hormonların eksikliği  birçok probleme yol açtığı gibi fazlalığı da çok farklı sorunlar oluşturabilmektedir. Vücutta bulunan birçok önemli hormondan biri olan endorfin hormonu da  bu hormonlar gibi eksik ya da fazla olduğunda değişik problemler oluşturmaktadır. Bu hormonların dengeli olması sağlıklı bir insan üzerinde görülebilir. Konumuz olan endorfin hormonu şüphesiz her insanda azda olsa mevcuttur. Bu hormonun diğer adı ise  halk arasında mutluluk hormonu olarak geçmektedir. Mutluluk hormonu, hem erkekte hemde bayanda bulunan önemli bir hormondur. Bu hormonun salgılanması yine hormonal bezler tarafından yapılır ama bu salgılama işlemi beyin tarafından kontrol edilmektedir. Mutluluk hormonu yanı endorfin hormonu çoğu zaman fazla miktarda da salgılanabilir. Bu gibi durumlarda vücutta farklılıklar görülebilir. 

    Endorfin Hormonu
    Endorfin hormonu genellikle vücudun herhangi bir yerinde şiddetli acılar hissedildiği zaman fazla miktarda salgılanmaktadır. Bu acıların bastırılmasında bu hormon önemli görevler taşımaktadır. Sadece yaralanma sonucu acılar değil vücudun herhangi bir yerindeki ağrılar, sancılar vs. gibi durumlarda da bu hormon devreye girmektedir. Bu hormon vücuttaki acı iletişimini azaltır ya da tamamen durdurur. Öyle ki Bu durum çoğu zaman en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerdendir. Çünkü insan vücudunda bir ağrı oluştuğunda oldukça hassaslaşır ve sinir seviyesi artar. Bu nedenle ağrının ya da acının azalmasını ister. Bu hormonun en çok salgılandığı durumlar tahmin ettiğiniz gibi tabi ki aşırı ağrı ya da  yaralanma anlarıdır. bu anlarda kişi bu hormon sayesinde farkında olmasa bile rahatlamaktadır. Aslında hepimizin bildiği morfin etkisi bu hormonla hemen hemen aynıdır. Morfin vücutta aşırı rahatlatıcı, ağrıları azaltıcı etki gösterir. Bunun yanında  endorfin hormonu da vücutta aynı etkiyi göstererek rahatlamalara  neden olabilmektedir. Bunun yanında mutluluk hormonu sadece beyinde üretilen bir hormondur. Morfin gibi dışarıdan kimyasal yollarla üretilerek vücuda enjekte edilmesi mümkün değildir. Yalnız morfin, kimyasal olarak endorfin hormonu ile birçok aynı özellik göstermektedir ama bu hormon morfinden kat kat daha güçlüdür.

     Beyinde ne kadar çok endorfin salgılanırsa kişideki rahatlama ve mutlulukta doğru orantılı olarak artmaktadır. Öyle ki kimi zaman gülme krizine giren insanların asıl nedeni beyinde salgılanan bu endorfin hormonudur. Bu hormon Yetersiz ya da az salgılandığında kişilerde aşırı mutsuzluk, sinir halleri ve depresyon baş gösterir.  Bu hormonun salgılanması beynin haz merkezleri ile birebir ilgilidir. Hatta seks sırasında bu sıvı beyin tarafından bol miktarda salgılanmaktadır. Aynı zamanda kişinin sevdiği yiyecekleri yediği sırada bu hormon yine beyin tarafından salgılanmaktadır.  Aşık olan bir insanın vücudundaki endorfin hormonu seviyesi normal bir insana göre oldukça fazladır.  Bunun yanı sıra çikolata ve baharatlı yiyecekler kişideki mutluluk hormonunun artmasına neden olabilir. Tabi ki heyecan ve aksiyon bu durumun başlamasında  büyük rol oynayan etkenlerden biridir. Çünkü kişi bu sırada oldukça mutludur ve bunun yanında birazda korku vardır. Böylece beynin haz merkezleri devreye girerek kişinin vücudundaki  hormon seviyesi yükselir.
    ]]>
    Hormon Cea https://www.hormonlar.org/hormon-cea.html Sun, 23 Aug 2015 02:33:38 +0000 Hormon Cea, İnsan vücudunda gerçekleşen birçok şeyin nedeni hormonlardır. Öyle ki vücuttaki kilolar, tüylenmeler, ergenlikteki değişimler genel olarak hormonların artışına ya da azalışına bağlanmaktadır. Hormonların Hormon Cea, İnsan vücudunda gerçekleşen birçok şeyin nedeni hormonlardır. Öyle ki vücuttaki kilolar, tüylenmeler, ergenlikteki değişimler genel olarak hormonların artışına ya da azalışına bağlanmaktadır. Hormonların insan vücudunda yeri ve önemi oldukça fazladır.  Vücutta bulunan birçok hormondan biride cea hormonudur. Cea, kanser  hücrelerinin belirlenmesinde ve izlenmesinde kullanılan etkili bir onkofetal sıvıdır. Ceanın açılımı ise baş harflerinden oluşmuş "Carcino embriyionik antigen" olarak geçmektedir.  Hormon cea insan vücudunda bulunan bir hormondur. Aynı zamanda iyi bir tümör belirleyici özelliği vardır.  Cea hormonu en çok molekül ağırlıklı tümörlerde ve anne rahmindeki 8 hafta sonrasında oluşan bebeklerde görülmektedir.  Cea hormonu bazen tıpta da kullanılan önemli gereçlerden biridir. Tıbbın gelişmesi ile insan vücudunda bulunan bir sıvı tekrar insan vücudunda bazı hastalıkların belirlenmesinde kullanılır hale gelmiştir. Cea hormonu tıpta, İnsan vücudunda herhangi bir kanserin oluşup oluşmadığının belirlenmesinde kullanılır.  Bunun yanında eğer kanser oluşmakta ise bu kanserin takibinde kullanılmaktadır.

    Cea testi bir kişide yapılacaksa o kişinin öncelikle kanının alınması gerekmektedir. Alınan kan ile cea hormonu testi yapılarak bu hormonun vücuttaki değeri tespit edilir. Cea hormonu testi birçok hastalığın belirlenmesi için yapılmaktadır. Öyle ki  rahim kanseri, troid kanseri, yumurtalık kanseri,  Akciğer kanseri, mide kanseri vs. Gibi daha birçok kanserin belirlenmesinde bu hormon testine ihtiyaç vardır. Yapılan bu testlere göre elde edilen hormon değeri tüm standartlarla karşılaştırılarak herhangi bir sorun olunup olunmadığına bakılmaktadır.
    Hormon Cea
    Hormon cea seviyesi çoğu zaman artış ve azalış gösteren bir salgıdır. Bu nedenle testin bazen yani gerektiğinde 2. kez yapılması normaldir. Bu hormonun artması ve azalmasını sağlayan bazı unsurlar vardır. Bu unsurlarla birlikte hormon değerleri sürekli olarak farklılıklar gösterebilmektedir. Cea hormonunun aşırı şekilde artışı bazen  kötü nedenlerden kaynaklanıyor olabilir. Yani oluşan birçok kanserin göstergesi olarak cea testindeki değerler gösterilebilir. Bu değerler standartların çok üzerinde ise vücutta kanser riski çok yüksek demektir. 

    Sigara ve alkol tüketen bir kişide  cea testi sonuçlarında çıkan değerler oldukça fazla olabilmektedir. Sigara ve alkol içerisinde bulunan birçok kimyasal madde vücuttaki hormonal dengeyi bozarak bu tür testlerin sonuçlarını değiştirebilmektedir. Bunun yanı sıra hamile olan bir bayanda bu test değerlerinin yüksek çıkması da oldukça normal olarak karşılanmaktadır. Daha öncede söylediğimiz gibi  anne rahmindeki bir bebek hormon cea artışına neden olabilir.  Tüm bunların yanında mide problemleri, bağırsak sistemi, karaciğer gibi organlardan kaynaklanan bazı sorunlarda bu hormon değerlerinin yüksek çıkmasına neden olabilmektedir.  Doktorlar tarafından yapılan birçok kanser testinde bu cea hormonunun değerlerine bakılmaktadır. Bu değerler yüksek ise vücutta daha derinden araştırmalar yapılarak kanserin hangi organda olduğu bulunur. Yanı bu hormon tıpta önemli bir belirleyici özelliğine sahiptir. Sizlerde doktorunuza başvurarak vereceğiniz çok az miktar kan ile cea testini yaptırabilirsiniz. Cea testi ile varsa vücudunuzdaki en küçük tümör bile ortaya çıkarılabilir.
    ]]>
    Androjen Hormonu https://www.hormonlar.org/androjen-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:33:26 +0000 Androjen hormonu, her iki cinste bulunan ve erkeklerin üreme sisteminin gelişiminde ve büyümesinde birinci derecede rol oynayan grup hormonlarının ortak adıdır. Androjen grubu hormonların içerisinde en etkili olanı ve Androjen hormonu, her iki cinste bulunan ve erkeklerin üreme sisteminin gelişiminde ve büyümesinde birinci derecede rol oynayan grup hormonlarının ortak adıdır. Androjen grubu hormonların içerisinde en etkili olanı ve önemlisi erkeklerde erbezleri tarafından salgılanan testosterondur. Bu hormonun işlevlerini destekleyen diğer androjenler, daha az olarak böbrek üstü bezlerinin kabuk kısmında üretilir. Kadınların kan plazmasında da az miktarda androjen bulunur. Bundan böbrek üstü bezleri sorumlu tutulmaktadır. Östrojen hormonu salgılayan yumurtalıklarda, az miktarda androjen üretimi yapar.

    Erkeklerde androjen hormonu üreten, salgılayan hücreler, erbezlerinde sperma üretimi yapan borucukları çevreleyen bağ dokusunda bulunan boşluklarda olan leydig hücreleridir. Sadece belirli dönemlerde çoğalan hayvanların erkeklerinde, üreme döneminde erbezlerinde bol miktarda bulunan leydig hücreleri üreme dönemi dışında azalır. Bu hücrelerden androjen salgılanması, hipofiz bezinde üretilen lutein yapan hormonun denetimindedir.

    Androjen Hormonu

    Androjen hormonu etkileri

    Erkeklerin üreme sisteminin gelişmesi için androjen hormonunun olması gerekir. Ergenlikten ce cinsel olgunluktan önce kısırlaştırılmış olan erkeklerde testosteron hormonunun enjekte edilmemesi halinde, işlevlerini yerine getirecek üreme organları gelişimi olmaz. Normal olan bir erkeğe verilen androjen hormonu ise, üreme organlarında büyümeye neden olur. Ergenlikte olan erkeklerin kısırlaştırılması haline, üreme organlarında büzülmeye ve işlevlerini yapamamaya sebep olur. Erkeğe özgü olan cinsel ilgi ve davranışların devamının sağlanması ve sperm hücrelerinin üretimi için, yine androjen hormonlarına gerek bulunmaktadır. Androjenler erkeklerde bunların dışında da etkiler yapar. Yüzde, göğüste ve kasıklardaki kıllanmayı, saç dökülmesi, kellik durumunu androjenlerin etkisi yapar. Ergenlikte erkeğin ses tellerindeki uzama ve kalınlaşmayı da androjenler yapar. Erkeklerde kemiklerin büyümesini hızlandırmakta, kas lifleri sayısını arttırarak, böbreklerin büyümesini ve kemik iliğindeki proteinin yükselmesine, alyuvarlarının sayısının artmasına, ciltte pigmentlerin çoğalmasına, ter ve yağ bezlerini etkinleştirmeye yardımcı olur. Androjen iki cinsiyette  birden östrojen üretiminde ön maddedir.

    Androjen hormonu kullanım alanları

    Östrojen ile birlikte kullanıldığında, menopoz sonrasında yararlı etkisi olabilir. Ancak tedavinin uzun sürmesi halinde aşırı kıllanma ve ses kalınlaşma etkisi ortaya çıkabilir. Androjen hormonlarının bazı etkileri nedeniyle, bu hormonlar meme kanseri tedavisinde de kullanılmaktadır.

    ]]>
    Hormon Düşüklüğü https://www.hormonlar.org/hormon-dusuklugu.html Sun, 23 Aug 2015 02:33:16 +0000 Hormon Düşüklüğü, birçok nedeni bulunmaktadır. Öyle ki bu sorun çocuklarda bile çok fazla görülür. Hormon düşüklüğü vücutta etkisini hemen gösteren bir durumdur. Bu nedenle hormon düşüklüğü ola Hormon Düşüklüğü, birçok nedeni bulunmaktadır. Öyle ki bu sorun çocuklarda bile çok fazla görülür. Hormon düşüklüğü vücutta etkisini hemen gösteren bir durumdur. Bu nedenle hormon düşüklüğü olan kişide bu durum kendisini hemen sizlere belli edebilir. Hormonlar insan vücudunda birçok görevde yer almaktadırlar. Bu görevlerden bazılarını şu şekilde söyleyebiliriz. Vücut sıcaklığını düzenleme hormonların en büyük görevlerinden biridir. Bu hormonların azalması ile vücutta ısı artışına bağlı terleme ya da ısı azalmasına bağlı titremeler görülebilmektedir. Hormonların diğer bir görevi ise kalp atış hızıdır. Örnek olarak adrenalin dolu bir sporu verebiliriz. Öyle ki yüksekten atlama sporlarında yorulmadığınız halde kalp atışınız hızlanmaktadır. Bunun nedeni vücuda salgılanan hormonlardır. Ve hormonların diğer görevi üremedir. Hormonlara bağlı olarak gerçekleşen üreme, dünyada hormon bozukluğu ile gerçekleşen en büyük sorundur. Birçok insanda görülen kısırlık problemi ya da sebebi olmadığı halde üremenin gerçeklememesi genellikle hormonlara bağlanmaktadır. Çünkü hormonların hem kadın için hem erkek için üremede rolü çok büyüktür. Hormonları salgılayan troid bezi hastalıklarında kişilerin vücutlarında bu görevlerin eksiklikleri gibi sorunlar çok fazla görülmektedir ve bu gibi sorunların tedavisi oldukça zordur.
Hormon Düşüklüğü
Beynimizin alt tabakasında buluna hipofiz bezinden salgılanan bir hormonal sıvı troid bezini uyararak hormon üretimini hızlandırır ya da yavaşlatır. Hormon düşüklüğü görülen kişilerde genellikle tiroid bezi hastalıkları görülmektedir. Tedavisi çok zor olan, olsa bile bu tedaviye cevap alamayan hastaların bu nedenden dolayı psikolojik sorunlar bile geçirdiği görülmüştür. Hormon düşüklüğü  görülen kişilerde sperm üretimi ve yumurta üretimi  oldukça az olabilir. Hatta bu durumda kişilerde kısırlık problemleri  ve diğer belirtiler görülebilmektedir. Hormon düşüklüğünün aslında iki nedeni vardır. Bunlardan ilki; salgı bezlerinin yeterince hormon salgılayamaması. Diğer nedeni ise troid bezinin çok fazla hormon üreterek beyne sinyal gidip beyninde hormon üretimini durdurmasından kaynaklanmasıdır. Hormon düşüklüğü eğer sonradan oluşmuş ise kişinin kafasına son zamanlarda darbe alıp almadığı konusu araştırılmalıdır. Çünkü kafaya alınan darbelerle hipofiz bezi zarar görmüş olabilir. Bu durumda hormon üretilmesini beklemek oldukça yanlıştır. Beyinde çekilen röntgen filmleri ile yada MR yöntemleri ile beyinde bulunan hipofiz bezinin zarar görüp görmediği tespit edilebilmektedir.

Hormon fazlalığının birçok belirtisi gibi hormon düşüklüğünün de birçok belirtisi bulunmaktadır. Bu belirtilerden en büyüğü ve en anlaşılabilir olanı cinsel iktidarsızlıktır. Tabi bu sadece erkeklerde görülen bir durumdur. Erkeklerde salgılanan hormonlar ile kişi cinsel istek duyar. Eğer kişide hormon düşüklüğü var ise bu cinsel isteği duyamaz.  Hormon düşüklüğü olan kişilerde aşırı terleme ve vücut ısısının fazla olması da bir hormon düşüklüğü belirtisi olabilmektedir.  Hormonların bir görevi olan kalp atış hızı da bu düşüklüğün belirtilerinden olabilir. Yanı kalp hızının durduk yere aşırı artması ya da azalması hormonal seviye ile ilgili bir durumdur.  Sebepsiz kas ve kemik ağrıları da yine hormon düşüklüğünden kaynaklanabilecek bir durumdur. bu durumda kişileri vücudunda bölgesel olarak bu durumlar görülebilir. Tüm bunların yanında birde  kişilerde görülen çok fazla yemek yemek ve kilo artışı da hormonal dengenin bozulduğunun göstergesidir. Bu belirtilerden herhangi birinin görüldüğü kişilerin kesinlikle uzman bir doktordan gerekli testleri yaptırması gerekmektedir. 
]]>
Fsh Hormonu Yüksekliği https://www.hormonlar.org/fsh-hormonu-yuksekligi.html Sun, 23 Aug 2015 02:31:45 +0000 Fsh hormonu yüksekliği, kadınlarda Fsh hormonu beyinde hipofiz bezinden salgılanmaktadır. Bu hormon yumurtalıklarda folikülleri uyarmakta ve büyümesini sağlamaktadır. Foliküller yumurta hücresini taşıyan küçük ke Fsh hormonu yüksekliği, kadınlarda Fsh hormonu beyinde hipofiz bezinden salgılanmaktadır. Bu hormon yumurtalıklarda folikülleri uyarmakta ve büyümesini sağlamaktadır. Foliküller yumurta hücresini taşıyan küçük keseciklerdir. Fsh hormonunun etkisiyle bu foliküller büyümekte ve adeti ortasında Luteinizan hormon LH etkisiyle çatlamasıyla yumurtlama yani ovulasyon gerçekleşmektedir.  

Fsh hormon düzeyinin ölçümü daha çok adet düzensizliği ve infertilite yani kısırlık sorunu olan kişilerde önemlidir. Kandaki Fsh değeri adetin 3. gününde ölçülmektedir. Yaşın ilerlemesiyle birlikte yumurtalık rezervi azalmaktadır. Fsh hormonu da yükselmektedir. Kadınlarda 35 yaşından itibaren Fsh hormonunda yavaş bir yükselme olur, 40 yaşından itibaren de hızlı bir yükselme olur. Yaşın ilerlemesinden başka, yumurtalıklarının bir bölümünün ya da birinin ameliyat ile alınması ya da kist ameliyatı sırasında yumurtalığın zarar görmesi gibi etkenlerde de Fsh hormonunda yükselme meydana gelir. Doğum kontrol yöntemleri ve kullanılan ilaçlar bu hormonun yükselmesine sebep olmaz.

Kadınlarda Fsh hormonu değeri kaç olmalıdır

Adet kanamasının 3. gününde ölçülen Fsh hormonu değerinin 10'un altında olması normal değer olarak kabul edilir. Bu oran diğer zamanlarda bakıldığında, daha yüksek olabilir ve yanıltıcı bir sonuç alınmasını sağlar. Bu yüzden foliküler fazın başında yani adet kanamasının ilk günlerinde hormon ölçümü yapılmalıdır.

Fsh Hormonu Yüksekliği

Fsh hormonu değeri kaç olduğunda, hamilelik zorlaşır

Fsh hormonunun değeri 10'un üzerinde olması halinde, hamile kalma şansı düşmektedir. Bu oran 15'in üzerine çıktığında da, hamile kalma ciddi randa zorlaşır. Yani Fsh değeri ne kadar yüksek olursa, hamilelikte o kadar zor elde edilir. Bu kendiliğinden olan gebelikler ve ilaç tedavisiyle ya da tüp bebek yöntemiyle elde edilen gebeliklerde geçerlidir. Eğer Fsh hormonu değeri 25 üzerinde olursa, hangi şekilde olursa olsun, hamileliğin elde edilmesi nadiren gerçekleşir, hatta yok gibi bir şeydir.

Ancak bu konuda dikkat edilmesi gereken en önemli konu Fsh hormonunun aylık dalgalanmalar gösterebileceğidir. Bir ay Fsh hormonu ölçüldüğünde yüksek çıkan değer, diğer ayda düşük çıkabilir. Ancak yapılan araştırmalarda, bu durumda geçerli olanın yüksek olan değer olduğudur. Bu hastaların hamile kalma şansı oldukça düşüktür. Sonradan Fsh değerinin  düşük çıkması hamile kalmasını kolaylaştırmaz. Bu kişilerde klomifen sitrat gibi başka testler yapılarak, daha net şekilde Fsh hormon değeri ve yumurta rezervinin değerlendirilmesi mümkün olabilir.

Fsh hormon değeri düşürülebilir mi

Bazı kişiler hamile kalma şansını arttırmak için, Fsh değerini düşürme yollarını ararlar. Ancak Fsh hormonu yükselmesi demek, yaşla birlikte yumurtalık rezervinin düşmesi anlamına gelir. Bu durum aynen yaşlanma gibi geri döndürülemeyen bir durumdur. Yaşı ilerleyen bir kadının yumurta sayısı gibi kalitesi de azalır. Buna herhangi bir ilaç ve tedavi engel olamaz, eski haline döndüremez. Yapılacak olan tek çalışma Fsh hormonunu düşürmek değil, daha fazla yükselmeden uygulanacak tedaviyle gebeliğin elde edilmesi olmalıdır. Diğer uğraşlar sadece vakit kaybına neden olur ve Fsh hormonun daha fazla yükselmesini sağlar.

Kadınların çocuk sahibi olma kapasitesini yani yumurta rezervini gösteren tek değer Fsh hormonu değildir. Bundan başka testler, tahliller ve yöntemler bulunmaktadır. Fsh değeri 25'in üzerine çıktığında tüp bebek yöntemiyle bile hamlelik elde edilemez. Bunun tek çaresi genç yaşlardaki bir kadından yumurta bağışı yoluyla yumurta alınması ve Fsh değeri yüksek olan kadına transfer edilmesidir. Fakat bu yöntemin uygulanması da ülkemizde yasak olduğundan, çiftlerin seçeneği sadece evlat edinme olacaktır. Bunlar dikkate alındığında, Fsh hormonu yüksekliği durumuna gelmeden hamile kalarak çocuk sahibi olmak en doğrusudur.

]]>
Estradiol Hormonu https://www.hormonlar.org/estradiol-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:31:21 +0000 Estradiol Hormonu, kadın ve erkeklerde ergenlikten sonra ortaya çıkan bir hormondur. Bu hormonlar seks sırasında kendisini göstererek vücuda salgılanırlar. Bu hormon erkeklerde çok az miktarda bulunmaktadır. Bu hormon asıl ol Estradiol Hormonu, kadın ve erkeklerde ergenlikten sonra ortaya çıkan bir hormondur. Bu hormonlar seks sırasında kendisini göstererek vücuda salgılanırlar. Bu hormon erkeklerde çok az miktarda bulunmaktadır. Bu hormon asıl olarak kadınlarda söz konusudur. Bu hormonun kadınlarda çok fazla bulunması konuyu kadınların tarafına çekmekte oldukça yeterlidir. Bu hormonlar kadınlarda  üreme üzerinde etkisini göstermektedir.  Bu hormon kadınlarda yumurtalıklarda üretilerek seks sırasında görevlerini yaparlar. Bu hormonun üretilememesi beraberinde birçok sorunu getirebilir. Hormonun genel yapı taşı ise  kolesteroldür. Bu durum insana biraz garip gelebiliyor fakat tıbben de bu durum kanıtlanmıştır. Kolesterolün buralarda da bile bulunması gerçekten vücudun nasıl mucizevi bir şey olduğunu ortaya koymaktadır.  Bu hormon erkeklerde çok az olduğu için çok fazla  araştırılmamış ve araştırmalar daha çok kadınları üzerinde yapılmıştır. Estradiol hormonu kadınlar üzerinde dört çeşit bulunmaktadır. Tabi bu hormonların görevleri hemen hemen aynı olsa da dörde ayrılmasının sebebi vardır. Bu hormonun eksikliği ya da fazlalığı beraberinde birçok sorunu getirebilmektedir. 
Estradiol Hormonu
Estradiol en güçlü astrojendir ve üreme çağına erişmiş kadınlarda oldukça fazla bulunmaktadır.  Tıpta tedavi amacı ile kullanılan birçok ilaç içerisinde bu hormondan bulundurmaktadır.  Örneğin birçok kadın tarafından çokça kullanılan doğum kontrol hapları içerisinde bu hormonun dengesini değiştirecek kimyasal maddelerden bulunmaktadır. Her zaman gerekmediği sürece vücuda kimyasal maddelerin yaklaştırılmaması gerekmektedir. Tedavi amacıyla bile olsa gerekmediği sürece kimyasal maddelerden uzak durmak gereklidir. Bazı kadınlarda estradiol hormonu eksiklikleri görülmektedir. Bu da daha öncede söylediğimiz gibi birçok soruna neden olmaktadır. Mesela en çok sorun olduğu problem olarak kabul edilen küçük yaşlardaki bir kızın adet görememesi ya da adet düzensizliği gibi problemler bu hormonun eksikliğinden kaynaklanabilmektedir. Bunun yanında meme gelişiminin oluşması ve seks  hayatına girilememesi gibi sorunlarda yine estradiol hormonu eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Bu gibi durumların tedavisi  uzun süreler ile uygulanmaktadır ve vücudun bu tedavilere cevap vermesi oldukça muhtemeldir. Bu hormonun eksikliğinin nedeni altta yatan sorunlara bağlı olarak kalıcı ya da geçici olabilmektedir. Bunun için uzman bir doktora görünmek en doğrusudur. 

Estradiol eksikliğinin birçok nedeni bulunmaktadır.

Bu nedenlerden en başta geleni yapılan aşırı egzersizler, radyoterapi ve kemoterapi, galaktozemi ve bunuhn yanında over ile ilgili yapılan cerrahi operasyonlar olabilmektedir. Bu hormonun eksikliği kişide zamanla kısırlık, vajinal kuruluk ve ani ateş basması gibi sorunlar meydana getirebilmektedir. Tabi ki erkeklerde bu hormonun miktarının az olmasında dolayı bu sorun erkeklerde çok fazla görülmemektedir. Estradiol hormonunun eksikliği adet düzensizliği, menopoz tanısı gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir.  Estradiol hormonu kadınlarda seks karakterinin gelişmesinde etkili olmaktadır. Bu hormon fazla olduğu bayanlarda seks karakterinin fazla gelişmesi gibi durumlar söz konusu olabilmektedir. Bu hormonun dengesi kullanılan kimyasal tıbbi ilaçlarla, doğum kontrol hapları ile bozulabilmektedir. Bu nedenle bu tarz hapların kullanılması öngörülmemiştir. Bu gibi problemlerin tıbbi olarak net bir tedavisinin bulunmaması oldukça üzücüdür.
]]>
Hormon Nedir https://www.hormonlar.org/hormon-nedir.html Sun, 23 Aug 2015 02:28:20 +0000 Hormon Nedir, Hormon küçükten büyüğe, kadında ve erkekte birçok görevi üstlenen, beyinde ve vücutta bulunan özel bezler tarafından vücuda salgılanarak kan yolu ile damarlar ile bütün organlara yayılarak gerekli şeyleri Hormon Nedir, Hormon küçükten büyüğe, kadında ve erkekte birçok görevi üstlenen, beyinde ve vücutta bulunan özel bezler tarafından vücuda salgılanarak kan yolu ile damarlar ile bütün organlara yayılarak gerekli şeyleri yapan bir sıvıdır. Bu sıvının çok az miktarlarda bile salgılanması  insan vücudu için yeterli sayılmaktadır. Hormonların uyarıcı etkileri bulunmaktadır. Hormonların çok fazla olması ve görevlerinin fazla olması kişilerde bununla birlikte birçok sorunun oluşmasına neden olmaktadır.  Hormonlar aynen bir enzim gibi davranmalarına rağmen enzimlere göre farklılıklar göstermektedir. Hormon her zaman etki gösterdiği organdan başka bir organ aracılığı ile sentezlenir. Bu de enzimden farkı olarak söylenebilir.  Bütün hormonlar kullanılmadan önce kana karışarak dolaşıma katılmış olurlar. Kimi hormonlar kandaki proteinlere bağlanırken kimi hormonlar ise boş olarak kanda dolaşırlar. Zaten yapısal olarak da bir hormona protein şart değildir. Bu durumda hormonları enzimlerden ayırmak için örnek olarak verilebilir. Hormon başka bir görev olarak metabolizmanın vücut üzerinde çalışmasını dengede tutarak kişinin sindirim sisteminde de etkilerini göstermektedir. Bu nedenle hormon bozuklu yaşayan kişilerin kilo artışları kontrol edilemeyecek hal almaktadır. 

Hormon Nedir
Bizler kısaca hormon nedir Sorusunu şu şekilde açıklayabiliriz; Hormon,  vücutta bulunan özel bezler tarafından kana salgılanan ve kan yolu ile bütün organlara yayılan  ve yayıldığı organlarda fonksiyonları düzenleyen, organik bileşiklerin tümüdür. Hormonlar insan vücudunda çok az miktarda bile olsa kişi için yeterlidir. Çünkü oldukça etkisi fazla olan hormonlar kişide uyarma görevi yaparlar. Hormon, kelime anlamı olarak uyarmak anlamına gelmektedir. Hormon asıl olarak Yunancadan türemiş bir kelimedir.  İnsan vücudunda üretilerek kullanılan hormonlar vücudumuzun doğal olarak ürettiği kimyasal maddelerdir ve bu maddelerin eksikliği ile fazlalığı bizler üzerinde büyük sorunlar meydana getirebilmektedir. Hormonal dengenin bozulmasına örnek olarak ergenlik dönemindeki bir kız çocuğu verilebilir. Bu kişinin vücudundaki hormonal dengenin değişmesinden dolayı kişini göğüslerinde büyüme, cinsel organlarında ve koltuk altlarında kıllanma gibi durumlar hormonlardan dolayı meydana gelmektedir. Hormonların gizemi ve sırları henüz kimse tarafından çözülemediği için hormon hastalıklarına kesin bir tedavi geliştirilememiştir. Hormonal dengenin bozulması bazen yüzde ya da vücudun herhangi bir yerinde lekeler ve sivilceler oluşmasına neden olmaktadır. 

Hormon vücudun birçok alanında kullanılmaktadır. Öyle ki en çok kullanıldığı alanlardan biri üreme sistemidir. Hormonlar erkek ya da kadın olsun üreme üzerindeki etkileri çok büyüktür. Kadınlarda yumurtalık oluşumu, erkeklerde ise sperm oluşumunu etkileyen hormonların eksikliğinde üreme olayı olamaz ve bu nedenle kısırlık vb. durumlar ortaya çıkar. Bu gibi sorunlar aile içi huzursuzlukların başlıca nedenlerinden sayılmaktadır.Hormonlardan kaynaklanan diğer sorun ise strestir. Hormonların artması ya da azalması stres oluşturabilmektedir. Bu stresin üzerine birde çalışma hayatı gelince durum çok daha zorlaşmaya başlar. Diğer bir konu ise büyüme ve gelişmedir. Özellikle ergenlik çağındaki bir kişi için hormon oldukça önem arz etmektedir. Bu kişinin gelişimini sağlayan etken hormonlardır. Vücudun enerji üretimi de yine bir hormon sayesinde yapılmaktadır.  İnsan vücudunda bulunan hormonlardan birçoğu troid bezleri tarafından üretilmektedir. Bu hormonların üretimine ise beyinde bulunan özel bezler karar vermektedir. Vücutta bulunan hormon eksikliği ya da fazlalığı için kişinin yapabileceği hiçbir şey bulunmamaktadır. Bu makalemizde böylece hormon nedir Sorusuna açıklık getirmiş bulunmaktayız.
]]>
Glukagon Hormonu https://www.hormonlar.org/glukagon-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:27:09 +0000 Glukagon hormonu, pankreasın alfa hücreleri tarafından salgılanır. Bu hücreler beta hücrelerine komşudur. Hormon vücutta insülinin yaptığı etkinin tam tersini yapmaktadır. Yani insülin kan şekerini düşürürken, Glukagon hormonu, pankreasın alfa hücreleri tarafından salgılanır. Bu hücreler beta hücrelerine komşudur. Hormon vücutta insülinin yaptığı etkinin tam tersini yapmaktadır. Yani insülin kan şekerini düşürürken, glukagon hormonu şeker seviyesini yükseltmektedir. Bunun yanında karaciğerdeki glukagon yapımını arttırmakta, kas ve yağ dokularındaki glikoz kullanımını azaltmaktadır. Glukagon vücuttaki insülin direncinin meydana gelmesinde 1. derecede sorumlu olan etkendir. Hastalarda şeker hastalığı ameliyatıyla glukagon seviyesi düşer ya da hormonun etkinliğini azaltacak bazı önlemler alınabilir. Glukagonun karaciğerde glikoz yapımını arttıran uyarıcı etkisi ortadan kaldırılmaktadır. Bununla insülin direnci de ortadan kaldırılmış olur.

Vücutta karbonhidrat düştüğünde ya da biraz acıkıldığında pankreastan hemen glukagon salgılanmaya başlanır. İnsülinin az salınmasını sağlar ve vücutta yağ yakma görevini üstlenmektedir. İnsülin ve glukagon hormonunu vücutta bir tahterevalli gibi görmek mümkündür. Birisi yükseldiğinde, diğeri düşer. Bunların dengede tutulması olanaksız gibidir. Yağ hücrelerinde lipazı devreye sokan glukagon yağ yakımını arttırır, aynı zamanda kanda serbest yağ asitlerini de arttırır. Bu işlem vücuttaki hormonlara dayalıdır. Örneğin diyet yapanlar ara öğünde elma gibi besinler yediğinde, bunun metabolizmayı hızlandırmadığını bilmelidir. Bu durumda insülin salgılanmasını arttırdığından, daha fazla acıkma hissi duyulur. Aynı zamanda glukagon hormonu devre dışı kaldığından, yağ yakmanız zorlaşır.

Glukagon Hormonu

Glukagon hormonu için nasıl beslenmeli

Bu tamamen kişinin metabolizması ve insülin hormonuyla alakalıdır. Glukagon yemekten sonra 5-7 saat içinde etkili bir şekilde çalışmaya başlar. Glukagon yüksek protein ve az yağ alındığında salgılanır. Karbonhidratta az alındığında salgılanır. Bu nedenle glisemik indeksi düşük olan karbonhidrat değil, komplex karbonhidrat tüketilmelidir.

Glukagon hormonunun etkili şekilde kullanılması için ne yapılmalı

Bunun sağlanması için kahvaltı yapılmamalıdır. Çünkü geceleri sizler uyurken growht hormonu en üst düzeyde çalışır, insülin ise uyku modunda olur. Eğer gece yatmadan önce karbonhidrat alınmadığında insülin yükselmez. Sabah kalkınca growht hormonu aktif olur. Sabahları insülin hormonu adeta aç bir kurt gibi olur. Bu nedenle kahvaltı yapmamanız ya da yapıyorsanız da yağ ve protein almanız gerekir. Growht hormonu ise hipofizden salgılanan büyüme hormonudur. Bu durumda uyandıktan 2-4 saat sonra  glukagon hormonu devreye girmekte ve growht hormonunun desteği sayesinde vücutta olan yağ yakma hızı % 90 seviyesinde artış göstermektedir. Bunu her zaman yapamasanız da, arada kilo verme ihtiyacınız olduğunda deneyebilirsiniz.

]]>
Büyüme Hormonu İlaçları https://www.hormonlar.org/buyume-hormonu-ilaclari.html Sun, 23 Aug 2015 02:26:49 +0000 Büyüme hormonu ilaçları, doğal olarak insan vücudunda hormonal eksiklik olduğu zaman uzman doktorlar tarafından önerilen ve kullanımı da yine doktor kontrolü gerektiren ilaçlardır. Çünkü bu tür ilaçların kullanılması bili Büyüme hormonu ilaçları, doğal olarak insan vücudunda hormonal eksiklik olduğu zaman uzman doktorlar tarafından önerilen ve kullanımı da yine doktor kontrolü gerektiren ilaçlardır. Çünkü bu tür ilaçların kullanılması bilinçsizce yapılırsa ortaya çok tehlikeli istenmeyen durumların çıkması olasıdır.

Normalde büyüme için gereken hormon beyinde bulunan hipofiz salgı bezi tarafından salgılanmaktadır. Büyüme için gerekli olan hormon tıbbi olarak "growt hormon" olarak adlandırılmaktadır. Büyüme hormonunun salgısı hipotalamus adı verilen bölgeden salgılanan GHRH ile artar, yine aynı bölgeden salgılanan somatostin adlı hormonun salgılanması ile artar. Yani büyüme hormonunun seviyesi bu iki hormon tarafından kontrol edilmektedir denebilir. Büyüme hormonunun geceleri salgılanma derecesi artar gündüz azalır. Büyüme hormonunun fazla salgılanmasını sağlayan bir diğer neden mideden salgılanan Ghrelin adı verilen bir hormondur. Ghrelin olarak isimlendirilen hormon iştahın üzerinde kontrol sağlar. Büyüme hormonu stres varlığında, kan şekeri seviyesi azaldığında, kanın içerisinde bulunan üre miktarında artma olursa yada açlık yaşanması gibi durumlarda çok fazla salgılanmaktadır.
Büyüme Hormonu İlaçları
  • Büyüme hormonu üzerinde etkisi olan ve en fazla bilinen ilaç steroiddir. İlacın içindeki etkili olan madde somatropindir. Belirttiğimiz gibi somatropin büyüme hormonunun seviyesini arttırmaktadır. Bu ilacı en çok spor ile ilgilenen kimseler kullanmaktadır. Çünkü bu ilaç ile vücuttaki kaslarda gelişme olmakta ve çok kısa zamanda kuvvet ilerlemesi olmasını sağlamaktadır. Sporcular dışında cücelik sorunu olan çocuklarda kullanılabilmektedir. Cüce çocuklarda kullanılmasının faydalı olacağını iddia edenler bu ilacın vücuttaki yeterince gelişim gösteremeyen kısımlarında büyüme gösterdiğini savunmaktadırlar.
  • Growt hormonu ilacı kullanılabilen bir diğer ilaçtır. Growt hormonu salgısını sağlayan ilaçlar bu hormon işleyişini kontrol edebilmek içindir. Ancak yapılan araştırmalar bu hormonun direkt olarak büyüme hormonuna etki etmediğini, bazı organları etkileyerek hormon salgılamaları için etkilediğini göstermiştir. Özellikle karaciğerin bu konuda etki edilen bir organ olduğu belirlenmiştir. Ancak karaciğerin ne şekilde ve ne kadar etkilendiği bilinmemektedir. Karaciğerde sınırlı miktarda üretim yapılabilindiği biliniyor. 1980'li dönemlerde insan cesetlerinden elde edilen growt hormonunun daha beyinde oluşan ve ölümle sonuçlanabilen bir hastalıkla ilişkisi tespit edilince bu ilacın üretimi tamamen durduruldu.
  • STH olarak bilinen bir ilaç yağ yakıcı olma özelliğinden dolayı kullanılmaya başlandı. Vücut içerinde bulunan yağı enerjiye dönüştürmesi özelliğinden dolayı sporcular fazla yağ birikimi olmadan normalden daha fazla kalori alabiliyorlar. Bu da kemiklerde, eklemlerde ve vücut içi bağlarda güçlenmeyi sağlayabiliyor. Sonuç olarak kullanan sporcuyu daha güçlü yapan bir ilaçtır. Ancak bu ilacın olumlu etkilerinin yanında çok fazla olumsuz tarafı bulunmakta ve sırf bu ilacı kullandığı için sağlıklarını kaybeden çok fazla sayıda kişi bulunmaktadır. Bunun birde maddi boyutu bulunmaktadır. İlacın çok fazla pahalı olması yeterli maddi imkanlar olmadığında düzensiz kullanıma neden olmakta ve ilacın olumsuz etkilerinin ortaya çıkmasına neden olabilen bir faktör olarak bilinmektedir.
]]>
Bitkisel Hormonların Zararları https://www.hormonlar.org/bitkisel-hormonlarin-zararlari.html Sun, 23 Aug 2015 02:26:09 +0000 Bitkisel Hormonların Zararları, Hormon büyüme düzenleyici maddelerin kapsamına, bitkide doğal olarak oluşan hormonlar ve bitkiye dışarıdan verilen yapay bitki büyüme maddeleridir. Bitkilerde hormon bitki içerisinde çok küçük Bitkisel Hormonların Zararları, Hormon büyüme düzenleyici maddelerin kapsamına, bitkide doğal olarak oluşan hormonlar ve bitkiye dışarıdan verilen yapay bitki büyüme maddeleridir. Bitkilerde hormon bitki içerisinde çok küçük miktarda üretilen, üretildiği dokulardan başka dokulara taşınan taşındığı dokunun büyümesi ve gelişimi üzerinde etkili maddedir. Dolayısıyla bir bitkinin her dokusu, miktarı değişmekle birlikte çeşitli hormonları içermektedir. Bitki içerisinde kullanılan bu hormonlar 5 grupta toplanır. Bu hormonlar oksinler, gibberellinler, sitokininler, absisik asit, etilen hormonlarıdır. Oksinler hormonu genel olarak tarımda sebze tutumu, sebze dökümünün azalması, sebze seyreltmesi amacı ile kullanılmaktadır. Yüksek dozda herbisit etkisi görülür. Gibberellinler hormonu tohumların çimlendirilmesi ve bitki gelişimini teşvik gibi amaçlarla kullanılmaktadır. Bitki içerisinde doğal olarak bulunmasına rağmen yapay olarak da kullanılmaktadır. Sitokininler hormonu sebze kalitesini arttırmak amacı ile çok nadir kullanılmaktadır. Absisik asit hormonu stres altında bulunan bitkilerde yüksek miktarda kullanılmaktadır. Etilen hormonu bitkilerde doğal olarak üretilen gaz halindeki bir olgunlaştırıcı etkisine sahiptir. Bitki içerisinde üretilen bu hormonlardan oksinler, sitokininler ve etilen kimya sanayinin yardımı ile yapay olarak üretilmektedir. 

Bitkisel hormonların zararları günümüzde en çok yeni gelişen çocuklarda görülmekle birlikte insan vücudunun şeklini ve yapısını haliyle değiştirmektedir. Etilen hariç kimyasal yapı olarak bitkisel doğal hormonlarla aynı olmamakla birlikte, bitkilerde kullanıldığında doğal hormonlara benzer veya aynı etkileri oluşturur. Hormonlar pek çok üreticimiz tarafından dünya standartları gözetilmeden ve teknik elemanlara danışılmadan çok sayıda ve yüksek dozda kullanılmaktadır. Çünkü üretici ne kadar yüksek dozda kullanırsa o kadar büyüme ve verim alacağına inanmaktadır. Oysa ki bu fazla miktarda hormon kullanımının insan sağlığına verdiği zararlar yanında sebze kalitesini bozduğu, verimi artması yerine azalmasını da etkilediği bir gerçektir. Hormon kullanımı ile meydana gelen zararlar şöyle sınıflandırılır:
Bitkisel Hormonların Zararları
  • Hormonlu meyve ve sebzeleri tüketen insan ve hayvanlarda olan zarar:  Aşırı hormonlu sebze ve et süt gibi hayvansal ürünleri tüketen kişilerin çeşitli hastalıklara yakalanma riski çok yüksektir. İnsan sağlığını ve metabolizmayı olumsuz yönde etkiler. 
  • Kullanımda ve satımda hormonların, usulüne uygun hareket edilmemesi sağlık yönünden sakıncalıdır. Bu şekilde biriken kalıntılar sağlığımızı tetikler ve tehdit eder. Ancak belli bir süre sonra zararlı etkisini gösterir. 
  • İmalat sonrasında oluşan atıkların hormonlu gıda kalıntılarının çevreye ise bir çok zararı vardır. İmalatta kurallara uymalı atıklar kuralına uygun şekilde imha edilmelidir. Atıkların uygun şekilde imha edilmemesi sonucu ekolojik denge bozulur ve çevre kirliliğine neden olunur. 
Son yıllarda yazılı basında ve görüntülü yayınlarda aşırı hormonlu ürünlerin insan sağlığına verdiği zararlar halkımızın bilinçlenmesinde büyük ölçüde katkı sağlamaktadır. Bu bilinçlenmeden dolayı marketlerde ve pazarlarda "arılı domates" ibaresini taşıyan hormonsuz üretim etiketleri görülmektedir. Dünyada gelişmiş ülkelerde aşırı kimyasal madde (hormon, ilaç, gübre vs) kullanımından kaçınılmakta belirli bir standardı taşımayan ürünlerin ithal ve ihraç durumu bulunmamaktadır. Hormonlu gıdaların anlaşılması ise çok daha kolaydır.  Mesela domatesin içi çekirdeksiz ve çok sulu ise, patlıcanın içi süngerimsi ve çekirdeksiz ise, patates şekli bozuk ve yumruları yapışık içi kara ise hormonlu sebzelerdir. Hormon insan sağlığı açısından çok büyük rol oynamaktadır. Örneğin geçmişte %2 anne olmama olayı yaşanmışken günümüzde bu rakam daha yüksek hale gelmiştir bunun nedeni ise kişiler doğuştan büyümeye kadar hormonlu yiyeceklerle b]]> Aşk Hormonu https://www.hormonlar.org/ask-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:25:56 +0000 Aşk Hormonu, Aşk hormonu olarak bilinen hormonun gerçek adı oksitosin hormonudur. Bu hormon hem kadınlarda hemde erkeklerde fiziksek ve psikolojik etkileri tetiklemektedir.  Aşk hormonunun etkileri

Aşk Hormonu, Aşk hormonu olarak bilinen hormonun gerçek adı oksitosin hormonudur. Bu hormon hem kadınlarda hemde erkeklerde fiziksek ve psikolojik etkileri tetiklemektedir. 

 Aşk hormonunun etkileri
  • Aşk hormonu bağlılığı geliştirmektedir
Oksitosin seviyesi yüksek olan hamile kadınların, ilk üç aylık dönemlerinde bebeklerine çok daha fazla bağlı oldukları görülmektedir.  Bu kadınlar diğer kadınlarla karşılaştırıldığında davranışlarında daha bağlı oldukları görülmektedir.
  • Aşk hormonu ilişkileri sağlamlaştırmaktadır
Araştırmacılar biyolojik çocuklarla evlatlık edinilen çocukların idrarlarındaki oksitosin hormonuna ve onunla birlikte vasopresin hormonlarının oranlarını karşılaştırdılar. Çıkan sonuca göre çocuklar biyolojik anneleri ile iletişim kurduklarında oksitosin yani aşk hormonu oranı artmaktadır. Evlatlık edinilen çocuklarda ise oksitosin hormonunun oranı değişmemektedir. Bu sebeple evlatlık edinilen çocukların yaşadıkları güven problemi bu hormonun eksikliğinden kaynaklanmaktadır.
Aşk Hormonu
  • Aşk hormonu stresi azaltmaktadır
Araştırmalara göre vücuda oksitosin enjekte edildikten sonra anksiyete, stres ve depresyonun etkilerinin azaldığı görülmektedir. 
  • Aşk hormonu duygusal anılarınızı kristalize etmektedir.
Araştırmalara göre oksitosinin erkeklerin anneleri ile ilgili anılarını kuvvetlendirecek etkileri olduğu ortaya çıkmıştır. Annesi ile iyi ilişkileri olan erkeklerin anıları diri olurken, annesi ile bağları zayıf olan erkeklerin oksitosin hormonunun etkisi arttıkça anılarının etkin hale geldiği görülmüştür.
  • Aşk hormonu doğumu ve emzirmeyi kolylaştırmaktadır
Oksitosinin en iyi bilinen rolü, doğum sancıları sırasında artan oksitosin oranının bebeğin doğum kanalına gelmesini sağlamada etkili olmasıdır. 1900'lerden beri fizikçiler doğum sancılarını artırmak için pikotin olarak da bilinen sentetik oksitosin kullanmaktadırlar. Bu hormonlar doğumdan sonra süt kanallarının açılması ve süt üretimi konusunda etkili olmaktadırlar.
  • Aşk hormonu cinsel uyarılmayı artırmaktadır
Yapılan deneylerde beyin sıvısına oksitosin enjekte edilen farelerde kendiliğinden ereksiyon gerçekleştiği görülmektedir. Beyindeki oksitosin içeren kimyasallar, erkekler eroksiyon olurken sürekli olarak uyarımda bulunur. Bu kimyasallar partnerlerin arasındaki bağ arttıkça daha yüksek seviyeye çıkmaktadır. 
  • Aşk hormonu sosyal yetenekleri geliştirir
Araştırmalara göre içe kapanık kişilerde oksitosin eksikliği olduğu görülmüştür. Kişideki oksitosin oranı arttıkça iletişim eksikliği ve içe kapanma oranı düşmektedir.
  • Aşk hormonu koruyucu güdüleri tetiklemektedir
Aşk hormonu bulunduğu ortamda her türlü tehlikeye karşı savunma güdüsünü tetiklemektedir.
]]>
Adh Hormonu https://www.hormonlar.org/adh-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:25:41 +0000 Adh Hormonu, insan dahil memelilerin bir çoğunda bulunan hormondur. Adh hormonu; vasopresssin ve antidiüretik hormon olarak da bilinir. Bu peptid yapı gösteren bir hormondur yani protein kökenlidir. Hipotalamusun salg Adh Hormonu, insan dahil memelilerin bir çoğunda bulunan hormondur. Adh hormonu; vasopresssin ve antidiüretik hormon olarak da bilinir. Bu peptid yapı gösteren bir hormondur yani protein kökenlidir. Hipotalamusun salgı bezi olan hipofizde sentezlenir. Hipofizin arka lopunda depolanan preprohormon ile sentezi yapılır. Adh hormonunun birazı doğruca beyne gider, büyük kısmı ise hipofizin arka lopunda kana gönderilmek üzere depo edilir. 

Adh hormonunun başlıca görevleri kan dolaşımı ve böbrek ile ilgilidir. En önemli görevi vücutta su tutulmasını sağlamaktır. Adh hormonu nefronun alt hücrelerini etkiler ve bu da nefronun sidiğin suyunun emilmesini ve sidiğin koyulaşmasını sağlar. Kan fazla sulanırsa adh hormonu salgılanmasında azalma olur, kandaki aşırı su idrara geçiş yapar, idrar miktarında artış olur ve idrar çıkışı meydana gelir. Alkolde su gibi adh hormonu salgılanmasını azaltır hatta tamamen durdurabilir. Çok fazla alkol alındığında adh hormonunda azalma olur, kandaki fazla olan su alkol ile idrara geçiş yapar, idrar miktarı çok artar ve idrar çıkışı olur. Bazen fazla alkol kullanımı idrar kaçırma olaylarına da yol açar. Tam zıttını düşünürsek yani kanda su miktarında azalma olunca adh hormonunda artış olur, gereken su böbreğin tüpçüklerinden kana emilir ve kanın su oranı dengelenir. Bunlar dışında adh hormonu kan basıncının yükselmesine neden olur. Düz kasların kasılmasında önemli bir yere sahiptir. Suyun geri emilmesini düzenler yani böylece iç dengeyi sağlar. Aşırı kan kaybında adh hormonu kan basıncının normal seviyelerine geri dönmesinde önemli role sahiptir. Nörolojik etkilere de sebep adh hormonu olarak bilinmektedir. Korku gibi durumlarda adh hormonu azalır, idrar miktarı artar ve idrar kaçırma meydana gelebilir.
Adh Hormonu
Adh hormonunu yükselten etkenler; SIADH, nefrojenik diabetus insipitus, ayakta durmak, aşırı sitres yaşamak, egzersiz, kan hızını veye arteriel basıncın artması, mekanik ventilasyon, ektopik adh salgılayan tümörler, guillain-barre sendromu, akut, tüberküloz, menenjit, beyin tümörleri ve enfeksyonlu beyin hastalıklarıdır. Adh hormonunu azaltan etkenler; nörojenik diabetus insipitus, nefrotik sendrom, hipofiz bezinin cerrahi operasyonları, hipoozmolalite, hipofizin hızlanması, hipertansiyon ve istirahat'tır. Adh hormonu yetersiz olursa böbrekte çok fazla su kaybı olur. Vücut su kaybetmeye başlar ve bu bazı hastalıkların oluşmasına davetiye çıkarır. Adh hormonu yetersizliğinde en çok görülen hastalık diabetes isipidus yani şekersiz diyabet hastalığı ortaya çıkar. Şekersiz diyabet hastalığı olan hastaların idrarı yoğunlaşır. Hasta günde 35-40 litreye kadar idrar çıkarabilir. Buna bağlı olarak çok susar. Günde 4 litre idrar çıkaran şekersiz diyabet hastalarında tedavi uygulanmaz, daha fazlasında sıvı eksikliğin tedavisi ya da süreğen sıvı eksikliği tedavisi uygulanır. 
]]>
Hipofiz Bezi Hormonları https://www.hormonlar.org/hipofiz-bezi-hormonlari.html Sun, 23 Aug 2015 02:25:06 +0000 Hipofiz bezi hormonları, Hipofiz bezi insan kafatasının ortasında yer alır. Yaklaşık olarak 600 mg ağırlığına sahiptir. Hipofiz bezinin rengi kırmızı-kahverengi olup şeklide oval-simetriktir. Ön ve arka kısım olmak üzere ik Hipofiz bezi hormonları, Hipofiz bezi insan kafatasının ortasında yer alır. Yaklaşık olarak 600 mg ağırlığına sahiptir. Hipofiz bezinin rengi kırmızı-kahverengi olup şeklide oval-simetriktir. Ön ve arka kısım olmak üzere iki kısma ayrılır. Ön kısımda bulunan ön hipofiz diğer adıyla Adenohipofiz denir. Ön hipofiz,  hipofiz hormonunun %75-80 nini oluşturur. Ön hipofizde 6 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar şunlardır: Büyüme hormonu,  LH (Lüteinize edici hormon),  FSH (Follikül stimüle edici hormon),  TSH (Tirod stimüle edici hormon), Prolaktin (süt salgılayan hormon) ve  ACTH (Adrenokortikotropik hormon) dir.  
Arka kısımda olana da arka hipofiz yani Posterior Hipofiz denir. Bu  arka hipofizde 2 tane hormon salgılanır. Bu hormonlar : ADH (Anti- diüretik hormon) veya Varopressin. Diğer hormonda Oksitosiondur.  

Bu hormonların insan vücudunda değişik işlevleri vardır: Fsh ve Lh hormonları ergenlik döneminde artar ve ergenliği başlatmış olur. Fsh ve Lh hormonu sayesinde sperm ve yumurta oluşur. Dolayısıyla üreme organını etkiler. Bu hormonları salınımları hep aynı seviyede değildir. Yani dönem dönem artış veya azalış gösterirler. Kadınlarda Fsh hormonu yumurtlama dönemi öncesinde yükselir hatta zirveyi görür. Yine menopoz döneminde de artış gösterir. Fsh ve Lh hormonu erkeklerde ise yaşın ilerlemesine bağlı olarak artar ve testosteron hormonu azalır. Tsh hormonu ise kanla karışarak tiroid bezine gidip, tiroidlerin çalışmasını sağlar. Tiroid hormonunun yapılmasında ve büyümesinde  Tsh hormonun rolü vardır.
Hipofiz Bezi Hormonları
Süt hormonu olarak bilinen Prolaktin hormonu süt salgısını başlatır ve devam ettirir. Prolaktin hormonu kanda 15-20 ng/ ml arasındadır. Gebelik döneminde, stresli olunduğunda ve göğüs duvarı hasara uğradığında yükseliş gösterir. Kadınlarda prolaktin hormonu azalırsa eğer adet düzeni bozulur. Erkeklerde ise azlığı halinde bilinen bir etkisi yoktur. Emzirme döneminde prolaktin hormonu sayesinde Tsh ve Lh hormonları azalır dolayısıyla da yumurtlama olmaz. Diğer bir ön hipofiz hormonu olan büyüme hormonu yani Growth kişinin büyümesini, boyunun uzamasını sağlar. Büyüme hormonu uyku başladığında zirveye ulaşır. Gece bu hormon artar gündüz ise azalır. Stres, kandaki ürenin yüksekliği, siroz, açlık ve uyku büyüme hormonunun artığı durumlardır. Son olarak ta  Acth hormonu diğer bir adıyla Kortikotropin hormonu hipofizden salgılandıktan sonra kan yoluyla böbrek üstü bezlerine gelir. Acth hormonu stres, travma, ağrı, ameliyat, oksijen azlığı ve kan şekerinin düşmesi halinde artış gösterir. 

Arka hipofiz hormonları Adh ve oksitosin' in işlevi şöyledir.

Adh hormonu tıbbi adıyla Antidiüretik hormonu vücuttaki suyu dengeler. Böbreklerdeki süzülen kanın yeniden emilimini sağlar. Ayrıca kalp ve damar kasılmasını sağlar. Oksitosin hormonu  da memenin kasılmasını sağlayarak sütün memeden çıkmasını sağlar. 
]]>
Growth Hormonu https://www.hormonlar.org/growth-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:23:12 +0000 Growth Hormonu, bu hormonun bir diğer ismi ise büyüme hormonudur. Büyüme hormonu salgı bezlerinin en önemlisi olarak bilinir ve beynin hemen aşağı kısmınında yer alan hipofiz ismindeki bezden salgılanır. Growth Hormonu büy Growth Hormonu, bu hormonun bir diğer ismi ise büyüme hormonudur. Büyüme hormonu salgı bezlerinin en önemlisi olarak bilinir ve beynin hemen aşağı kısmınında yer alan hipofiz ismindeki bezden salgılanır. Growth Hormonu büyüme hormonun İngilizce telaffuzudur. Growth hormonu bebekler ve çocukların büyüme faaliyetlerinin gerçekleşmesinde etkilidir. 

Growth hormonu 191 adet aminoasit ismindeki yapı taşının birleşmesiyle meydana gelen polipeptid adlı yapıda bulunan hormondur. Growth hormonu büyüme eylemin gerçekleşmesini vücutta daha fazla protein sentezleyerek gerçekleştirir. Aminoasit ismindeki yapı taşlarının hücreler tarafından emilimini ve daha sonra yan yana dizilip protein şeklini almasını growth hormonu sağlar.

Growth Hormonunun Genel Faydaları:
  •  Growth hormonu cilt yüzeyinin daha pürüzsüz hale getirir
  •  Cildin yumuşak ve kırışıksız bir hale gelmesine yardımcı olur.
  •  Aynı zamanda bu hormon kanda bulunan şeker miktarının aşırı düşmesini önlemektedir.
Growth Hormonu Eksikliği

Somatotrofik hormon (STH) ismini de alan growth hormonu (büyüme hormonu) adenohipofizin somatotrop adlı gözede üretilmektedir. Growth hormonu eksikliği hipofiz denilen hormonların eksiliği sonucunda görülebilmektedir. Growth hormonu vücudun büyümesi ile alakalıdır. Genelikle bu hormonun eksikliği erkek çocuklarda daha fazla görülmektedir. Eğer bir çocukta yaşıtlarına oranla göze çarpan bir boy kısalığı mevcut ise bu çocukların %3-14'ünde growth hormonu eksikliği saptanmaktadır. Growt hormonunun etkin olduğu dönem çocukluk dönemidir. Yani ergenlik döneminde çocukluğa nazaran daha düşüktür.
Growth Hormonu

Growth Hormonu Eksikliği Şu Nedenlerden Dolayı Ortaya Çıkmaktadır:
  • GH-RH eksikliği ile ilgili sebeplerden dolayı
  • İdiopatik sebeplerden dolayı
  • Genetik faktörlerden dolayı 
  • Çeşitli enfeksiyonlardan dolayı
  • Histiositozdan dolayı
  • Çeşitli tümörlerden dolayı
  • Bazı psikososyal sorunlardan dolayı
  • Reseptör anormalliği
Büyüme hormonu yetişkin kişilerde hücre yenilenmesinde, kas kemik gücünün arttırılmasında, metabolizma hızının yükseltilmesinde etkin bir görev üstlenmektedir. Yani sadece çocuklar için değil ebeveynleri açısından da önem arz etmektedir. Çocuklar için boy uzaması ve vücudun büyümesine katkısı olmasına rağmen erişkin bireylerde kas ve iskelet sisteminin gücünü kaybedip zayıflamasını engeller

 Erişkinlerde Büyüme Hormonu Eksikliğinde Nasıl Sorunlar Oluşur
  • Kemik ve adalelerde azalma
  • Kemik erimesi rahatsızlığı
  • Kemik kırılganlığında artma olması
  • Günlük hayatın yorgunluk ve halsizlikle geçmesi
  • Uyku sıkıntıları
  • Şişmanlık eğilimi
  • İçe kapanma hali
  • Umutsuzluk ve kaygı gibi sorunların sık görülmesi
  • Depresyona girme
  • Kan şekerinde düşüklük 
  • Kalp kaslarında kasılma işleminde güçsüzlük
  • Tansiyonun çıkması
  • Kolesterolde artış
  • Damar sertliği probleminin artması
  • Kalp krizi geçirme riskinde artma
  • Felç geçirme riskinde artma
  • Göbek çevresi yağ miktarının artması
  • En belirgin belirtilerinden bir diğeri de erken yaşlarda görülen ölümdür.
Büyüme Hormonu Fazla Salgılandığında Neler Olur

Bir vücutta growth hormonu fazla salgılandığında vücut genellikle eksikliğinde olduğu bir takım tepkiler verir. Bunlar: Hipertansiyon görülme ihtimali hızında artış, kemik erimesi riski, yorgunluk ve cinsel açıdan fonksiyon bozukluğu, baş bölgesinde ağrı, akromegali olarak özetlenebilmektedir.
]]>
Hamilelik Hormonu https://www.hormonlar.org/hamilelik-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:22:57 +0000 Hamilelik Hormonu, kadınlara özgü bir hormondur. Hemen her kadında bulunan bu hormonun görevleri oldukça büyük ve  önemlidir. Hamilelik hormonu, kadınlarda gebelikle ilgili bir hormondur. Bu hormon birçok kadında bulunan eks Hamilelik Hormonu, kadınlara özgü bir hormondur. Hemen her kadında bulunan bu hormonun görevleri oldukça büyük ve  önemlidir. Hamilelik hormonu, kadınlarda gebelikle ilgili bir hormondur. Bu hormon birçok kadında bulunan eksikliğinde ve fazlalığında birçok probleme yol açan önemli bir hormondur. Bu hormonun hamilelik sırasında oldukça artması normaldir. Fakat bu hormon bazen gebeliğin olmadığı durumlarda da olur. Böyle zamanlarda kişide birçok sorun meydana gelmektedir. Bu hormon yine beyinde bulunan özel bezler tarafından salgılanmaktadır. Bu hormon normal kişide ne yüksek ne de azdır. Tabi ki bu hormonun belli bir standardı bulunmaktadır.  Bu hormonun yükselmesine aynı zamanda dış gebelik yani boş gebelikte etki etmektedir. Hormonun testi ise kan değerlerinden yani yapılan kan testlerinden belli olmaktadır.  Hamilelik hormonunun iki alt ünitesi bulunmaktadır. Bu alt ünitelerden birisi diğer hormonlarla birebir aynıdır. Diğer ünitesi ise tamamen farklıdır. 

Hamile olmayan bir bayanda normal şartlara göre hamilelik hormonunun seviyesi sıfıra yakın olarak ölçülmektedir. Bu oldukça normal karşılanan bir durumdur. Hamilelik hormonu daha hamileliğin ilk haftasında artmaya başlar ve gün geçtikçe de artar.
Hamilelik Hormonu
Hamilelik hormonu hamileliğin belirlenmesi için iyi bir yoldur. Hamilelik testi idrarda ve kanda bu hormon sayesinde belli olmaktadır. Hamilelik sırasında mide bulantısı bu hormonun fazlalığından kaynaklanmaktadır. Mide bulantılarının hamileliğin ilk zamanlarında olmasının nedeni ise bu hormonun ilk zamanlardaki ani yükselişidir. Hamilelik hormonu kişideki hamilelik durumunu sadece kan testi ve idrar testi ile sizlere belirlememektedir. Bu hormon vücuttaki diğer hormonlar ile bu durumu paylaşarak görevlerini yerine getirir. Bir bayandaki bu hormon artışının tespiti adet gecikmesinden birkaç gün sonra yapılan testlerle ortaya çıkmaktadır.  Hamileliğin ilk zamanlarında bu hormon 2 gün içerisinde iki kat artar ve bu durumda mide bulantısı da bu hormonla aynı grafiği izleyerek artmaya başlar. Bu tür durumlar oldukça normal karşılanmaktadır. Fakat bulantılar yanında ağrılar ya da sancılar varsa acilen bir doktora görünmenizde fayda vardır.

Hamilelik hormonu nomal şartlarda kaç olmalıdır

Hamilelik hormonu artışı ile bulantı artışı her hamilelikte aynı grafiği izlemek zorunda değildir. Böyle bir şeye kesin gözüyle bakmak oldukça yanlış olacaktır. Bazen bulantı olmasa bile Hamilelik hormonu artış gösterebilir. Hamilelik hormonu aslında hgc hormonu ile hemen hemen aynıdır. Bu hormonun en yüksek değeri 100.00 mlU olarak ölçülmüştür. Bu değerin daha üzerine çıkarsa kişinin acilen uzman bir doktor tarafından kontrol altına alınması gerekmektedir.  Bu miktar gebeliğin orta döneminde ise 20.000 mlU olarak ölçülmektedir.

Hamilelik hormonunun diğer görevleri

Bu hormonun bir görevi de diğer hormonların salgılanmasına yardımcı olur. Bu sayede hamilelik sırasında hormonal dengenin sağlanmasına yardımcı olur.  Hgc hormonunun diğer bir görevi ise kişideki uterusun fazla kasılmasını önler. Bu hormon erkeklerde ise testislerdeki testosteron  sentezinin başlaması için uyarılar verir. Tüm bu görevi yapan bu hormon erkekler için çok fazla önemsenmemiştir. Daha çok kadınlarda ortaya çıkan bu hormonun çok büyük görevleri vardır. Hamilelikte meydana gelen bu hormon ile vücutta birçok hormon harekete geçmektedir.

]]>
Dhea Hormonu https://www.hormonlar.org/dhea-hormonu.html Sun, 23 Aug 2015 02:22:32 +0000 Dhea hormonu, Dhea hormonu böbreküstü bezlerinde salgılanan bir hormondur ve hipofiz bezinde salgılanan Acth ın kontrolündedir.  Zayıf bir erkeklik hormonudur fakat erkeklerde salgılandığı zaman erkeklik hormonlarına dönüşmekt Dhea hormonu, Dhea hormonu böbreküstü bezlerinde salgılanan bir hormondur ve hipofiz bezinde salgılanan Acth ın kontrolündedir.  Zayıf bir erkeklik hormonudur fakat erkeklerde salgılandığı zaman erkeklik hormonlarına dönüşmektedir. Kadınlarda da aynı durum söz konusu olup salgılandığı vakit kadınlık hormonuna dönüşmektedir. Dhea hormonu sayesinde erkeklerdeki kıllanma meydana gelir. Kadınlarda eğer aşırı kıllanma, kellik, adetten kesilme, kısırlık ve akne gibi şikayetlerin olması halinde  Dhea hormonuna bakılır. Erkeklerde ise erken ergenlik olduğu zaman, ses kalınlığında, pubik kıllanmada ve erken büyüyen penis gibi durumlarında da Dhea hormonu araştırılır. Dhea hormonu doğum anından itibaren olmak üzere aniden düşer ve ergenlik döneminde de yeniden yükselişe geçer. İlerleyen yaşla beraberde düşme eğilimine girer.

Dhea Hormonu
Peki Dhea hormonun değerleri nasıldır

Yeni doğanlardaki Dhea hormonu referans aralığı: 1620-3640 ng/ ml
Çocuklardaki Dhea hormonun referans aralıkları: 100-600 ng/ dl
Ergenlikten önceki erkeklerin Dhea hormonu referans aralığı: 2000-3350 ng/ ml
Yetişkin erkeklerdeki Dhea hormonu referans aralığı: 270-1400 ng/ dl
Menopoz öncesindeki kadınların Dhea hormonu referans aralığı: 820-3380 ng/ ml
Menopoz sonrasındaki kadınların Dhea hormonu referans aralığı: 100-610 ng/ ml dir.

Eğer bu değer aralığının altında ise yani Dhea hormonu düşük ise böbreküstü bezi tümörüne, kadınlarda östrojen üretememeye, ülseratif kolite işarettir.Tam tersi ise yani bu hormon yüksekse cushing hastalığına polikistik over sendromuna, böbreküstü bezi tümörüne, hipertiroidizme işarettir.
]]>